Türk Dünyası Yardım Kampanyası

Bağımsızlıklarının 25. Yılında Türk Cumhuriyetleri ve Türk Dünyası Paneli Yapıldı

01 Ekim 2016
Bağımsızlıklarının 25. Yılında Türk Cumhuriyetleri ve Türk Dünyası Paneli Yapıldı
  • Yer
    Millî Kütüphane / Ankara
  • Tarih
    01 Ekim 2016

Türk Ocakları Genel Merkezi, yeni dönemin açılışını “Bağımsızlıklarının 25. Yılında Türk Cumhuriyetleri ve Türk Dünyası” konulu panel ile yaptı. Oturum başkanlığını Türk Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Prof. Dr. Orhan Kavuncu’nun yaptığı panele konuşmacı olarak Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sönmez Kutlu, UNESCO Türkiye Millî Komisyonu Başkanı Prof. Dr. Öcal Oğuz, Hacettepe Üniversitesi Maliye Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Burçin Yereli, Gazi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mehmet Akif Okur ve Gazi Ünivesitesi Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları Bölümü Öğreyim Üyesi Yrd. Doç. Dr. İbrahim Atabey katıldı.

 

“TÜRKİYE DIŞ POLİTİKASINDA TÜRK DÜNYASINI MERKEZE ALMALIDIR”

 

Panel, saygı duruşu ve İstiklal Marşı’yla başladı. Açılış konuşmasını Türk Ocakları Genel Başkanı Prof. Dr. Mehmet Öz yaptı. Türk Cumhuriyetlerinin bağımsızlıklarını kazandıkları sürecin ardından Türk Keneşi ve Türksoy gibi kuruluşlardan bahseden Genel Başkan Öz, aradan geçen yıllara rağmen kate dilecek daha çok yol olduğunu ifade etti. Öz, “Türk Cumhuriyeti Devleti, dış politikasında Türklüğü ve Türk dünyasını merkeze almalıdır” dedi. Türk Ocakları’nın son zamanlarda özellikle Suriye ve Halep için yaptığı yardım kampanyalarından bahseden Öz, bu kampanyaların devlet el atmadığı sürece yetersiz kalacağını vurguladı. Genel Başkan Öz, gündemdeki tartışmalara da atıfta bulunarak saptırılmış, yalan yanlış bilgilerle tarih tartışması yapmanın yersiz olduğunu belirtti. “Ülkemizin beka meselesi ve bununla ilgili konulara yoğunlaşmalıyız” diyen Öz, milli mutabakat zeminin aşınmaya başladığına ve zamanın birlik olma zamanı olduğuna dikkat çekti. Öz, Yahya Kemal’in deyimiyle “Ne harabi, ne harabatiyiz; kökü mazide olan atiyiz” dedikten sonra Türk Cumhuriyetleri’nin 25. yıldönümünü ve Türk Keneşi’nin 7. yıl dönümünü kutlayarak konuşmasına son verdi.

GENEL BAŞKANIMIZIN KONUŞMASININ TAM METNİ İÇİN TIKLAYINIZ

Oturum başkanı olarak söze başlayan Prof. Dr. Orhan Kavuncu, Türk Cumhuriyetlerinin, bağımsızlığa giden yolda bazı Batılı kaynakların söylediklerinin aksine, şehit verdiğini ve mücadele ettiğini vurguladı. Bu mücadelenin daha Sovyetler Birliği ortaya çıkmadan önce Rus işgalinden sonraki dönemde Ceditçilerle başladığını ifade eden Kavuncu, Sovyetler Birliği zamanında da mücadelenin hiç durmadığını söyledi. Kavuncu; Aral faciası, Bakü olayları, Almatı’da yaşanan isyanda verilen şehitlere değindi. Türk Cumhuriyetlerinin bağımsızlığının, bütün bunlarla bedeli çoktan ödenmiş ve hak edilmiş bir bağımsızlık olduğuna dikkat çeken Kavuncu, sözü konuşmacılara bıraktı.

 

İlk konuşmacı olarak söz alan Prof. Dr. Sönmez Kutlu, Sovyet sonrası dönemde Türk Cumhuriyetlerine hâkim olan üç tarz dindarlıktan bahsetti. Sovyetler Birliği döneminde, başta İslam olmak üzere diğer dinlerin kurumsal olarak ortadan kaldırılmasının ve ateizmin hâkim kılınmasının amaçlandığını söyleyen Kutlu, Sovyetler Birliği’nin çökmesinin ardından ilerleyen süreçte üç temel dindarlık anlayışının rekabet ettiğini ifade etti. Kutlu, birinci anlayışın kendi köklerine dönüp Hanefi, Maturidi ve Yeseviliği savunduğunu belirtti. İkinci anlayışın İran-Safevî dindarlığı, bir bakımdan Şiilik olduğunu söyleyen Kutlu, üçüncü dindarlık anlayışını Arap dindarlığı yani Selefilik olarak yorumladı. Kutlu, son zamanlarda Türk Cumhuriyetlerinde Maturidiliğe ve Hanefiliğe merakın artmasına rağmen, bölgede Selefiliğin diğer akımları zayıf bırakmakta olduğunun altını çizdi. Sovyet sonrası dönemde Türkiye’nin iyi bir politika izleyemediğini ifade eden Kutlu, bu bölgede Türkiye’nin rolünün öneminden bahsederek konuşmasına son verdi.

 

UNESCO Türkiye Milli Komisyonu Başkanı olarak görev yapan Prof. Dr. Öcal Oğuz, UNESCO Türkiye Milli Komisyonu çalışmalarından bahsetti. UNESCO’nun temel amacının barışı sağlamak olduğunu vurgulayan Oğuz, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin de barış idealiyle Türk Cumhuriyetleri ile ilişki kurabileceğini söyledi. Oğuz, “ Mutabakatımız yoksa neticemiz yoktur.” dedi. Türk Cumhuriyetleriyle ortak hareket edilmesinin gerekliliğini ifade eden Oğuz, Bolu’dan Kazakistan’a uzanan geniş bir coğrafyada aynı kültür ögelerinden ve bu ögeler üzerinde durulmasının öneminden bahsetti. Oğuz, UNESCO Türkiye Milli komisyonu olarak her yıl yapılan seminerlerden ve faaliyetlerden bahsederek konuşmasını bitirdi. 

 

“KOMÜNİZM FAKİRLİĞİN PAYLAŞIMI OLMUŞTUR”

 

Üçüncü konuşmacı olarak söz alan Prof. Dr. Ahmet Burçin Yereli, Türk Cumhuriyetlerinde 70 yıllık Sovyet döneminin değiştirdiği olguların sadece manevi değerleri değil iktisadi değerleri de kapsadığını söyleyerek konuşmasına başladı. Komünizmi “fakirliğin adil paylaşımı” olarak açıklayan Yereli, bu sebeple Türk Cumhuriyetleri’nde birçok iktisadi kavramın olmadığı gibi bir gelecek vizyonlarının da oluşamadığını ifade etti. Yereli, Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak Türk Cumhuriyetleri ile birçok alanda ortak politikalar gerçekleştirmenin önemini vurgulayarak konuşmasına son verdi.

 

“BİR DÜNYA ANCAK ÜLKÜCÜLERİYLE VAR OLUR”

 

Doç. Dr. Mehmet Akif Okur, iki kavram etrafında çerçeve çizeceğini ve bunların üzerinden geleceğe bakmaya çalışacağını ifade etti. Okur, bunlardan birincisini 25 yıl önce Türkistan coğrafyasında Türklerin tarihe dönüş yolunda önemli bir kavşaktan geçmeleri olarak, ikincisini tarihe dönüş kavramı üzerinden açıkladı. Tarihe dönüş yolunda ilk safhanın Asya’da Türk bayraklarının yükselişi, bağımsızlıkların kazanılması olduğunu ifade eden Okur,  ikinci safhayı dünya sahibi olmak şeklinde yorumladı. Okur, karşımıza çıkan Türk dünyası gerçeğini, işleyen ve sistemli bir dünya değil hatırlamaya çalıştığımız bir dünya olarak tanımladı. Geçtiğimiz 25 yılın da bir hatırlama dönemi olduğunu belirten Okur, Türklük kavramında yeterli mutabakatın hala sağlanamadığına dikkat çekti. Okur, fitne bombalarının atıldığı bir çağda olduğumuzu, Türk Cumhuriyetleriyle Türkiye’nin bu süreçte bir güvenlik dayanışması içinde olması gerektiğini, bu güvenlik dayanışmasının da ancak kimlikle sağlanabileceğini ifade etti. Okur, “Bir dünya ancak idealistleriyle ülkücüleriyle var olabilir” diyerek konuşmasını bitirdi.

 

“ORTAK DİL, ORTAK ALFABE”

 

Son konuşmacı olarak söz alan Yrd. Doç. Dr. İbrahim Atabey, dil farkının beraberinde millet farkını oluşturduğu için çok önemli olduğuna dikkat çekti. Geçtiğimiz 25 yılda Türkiye ile Türk Cumhuriyetleri arasındaki en büyük sorunun ortak iletişim dili olduğunu söyleyen Atabey, Sovyetler Birliği döneminde Türk dil yapısının bozulması için olmayan farkın oluşturulduğunu ifade etti. Atabey, Sovyetler Birliği’nin özellikle eğitimde uyguladığı bu politikalara karşı çıkan Türk aydınları olduğunu fakat bu aydınların Sovyetler Birliği tarafından idam edildiğini dile getirdi. İsmail Gaspıralı ve çalışmalarından kısaca bahseden Atabey, “Ortak dil için esas olan ortak alfabedir” dedi. Atabey, o dönemden günümüze hazırlanan sözlüklerden bahsederek konuşmasına son verdi.

 

Panelin kapanışı Prof. Dr. Orhan Kavuncu tarafından yapıldı. 

 

Haber: Hilal Süyümbike Maraş

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü