Türk Dünyası Yardım Kampanyası

Misak-ı Milli, Lozan ve Musul Meselesi Bir Panel ile Değerlendirildi

05 Kasım 2016
Misak-ı Milli, Lozan ve Musul Meselesi Bir Panel ile Değerlendirildi
  • Yer
    Milli Kütüphane Konferans Salonu/Ankara
  • Tarih
    05 Kasım 2016

Türk Ocakları Genel Merkezi, ülke gündemini yoğun bir şeklinde meşgul eden konular hakkında bilgiye dayalı çalışmalar yapmaya devam ediyor. Yaklaşık yüz yıl önce rafa kaldırılan Musul meselesinin yeniden gündeme gelmesiyle, Türk Ocakları Genel Merkezi bu konuyu bir panelle ele aldı. “Misak-ı Milli, Lozan ve Musul Meselesi” başlıklı panel 5 Kasım Cumartesi günü Ankara’da Milli Kütüphane Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi. Panelin yöneticisi Gazi Üniversitesi Tarih Eğitimi Bölümü Öğretim üyesi ve Türk Ocakları Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Mehmet ŞAHİNGÖZ’dü. Konuşmacılar ise eski Devlet Arşivleri Genel Müdürü, TOBB ETÜ Tarih Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Yusuf SARINAY, aslen Irak Türkmeni olan Çankaya Üniversitesi Uluslararası Ticaret bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Mahir NAKİP ile Gazi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi ve Türk Ocakları Merkez Yönetim Kurulu Üyesi Doç. Dr. Mehmet Âkif OKUR oldu.

 

Programın açılışını Türk Ocakları Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Filiz YAVUZ yaptı. YAVUZ, konuşmasına Doç. Dr. Mehmet Âkif OKUR’un sınırlarımızda yaşanan olaylar hakkında kullandığı “Türk milletinin kumaşının parça parça makaslanması” ifadesini içeren paragrafı okuyarak başladı. “Musul bizim bir parçamız” diyen YAVUZ, misafirleri selamlayarak sözü açılış konuşmasını yapmak üzere Türk Ocakları Genel Başkanı Prof. Dr. Mehmet ÖZ’e bıraktı.

 

“YENİ BİR DÜZEN KURULUYOR.”

 

Genel Başkan Öz konuşmasına Türkiye ve dünyanın bir alt üst oluştan yeni bir düzene doğru gittiğini ifade ederek başladı. Yeni bir düzenin ne zaman ortaya çıkacağının belirsiz olduğunu belirten Genel Başkan Öz, Ortadoğu coğrafyasının da bu sürecin tam merkezinde olduğunu söyledi. Yüz yıl önce I. Dünya Savaşı sonrasında tasarıma tabi tutulan Ortadoğu’da cetvelle sınırların çizildiğini ifade ederek, bütün bu tasarımın eski Osmanlı toprakları üzerinde yapıldığını vurguladı. Küresel güçlerin bu coğrafyada büyük bir gücün olmasını istemediğini söyleyen Öz, bu noktada her şeye rağmen Selçuklu, Osmanlı ve Cumhuriyet tecrübeleriyle en güçlü ve köklü yapının Türkiye olduğunu ifade etti. Ülkemizin içinde yaşanan bölücülük hadisesinin de bu süreçten bağımsız olmadığını sözlerine ekleyen Genel Başkan Öz, devleti yönetenlerin zaman zaman bu süreci doğru okuyamadığını “açılım ve çözüm süreci”nde olduğu gibi bedeli ağır olan yanlışların yapıldığını belirtti. Türk Ocakları’nın her daim bu konuda uyarılarda bulunduğunu söyleyen Öz, geç de olsa önemli adımların atıldığını, PKK ve ona ilintili yapıların üzerine gidildiğini ifade etti. Bu süreçte Batılıların bir anda demokrasi diye ortaya çıktığını da söyleyen Öz, ABD’nin Afganistan’da ve Irak’ta milyonlarca insan ölürken neden demokrasi demediğini sordu. PKK’ya destek veren yerel yönetimlerin, siyasilerin ve sivil toplum temsilcilerinin cezalarını suç işledikleri zaman görmeleri gerektiğini belirten Öz, atılan adımların olumlu olduğunu söyledi.

 

“IRAK VE SURİYE’DE TÜRKMEN MERKEZLİ BİR SİYASET İZLENMELİ.”

 

Suriye ve Irak’taki sürece de değinen Öz, burada da Türkmenlerin merkezde olduğu bir siyasetin izlenilmesi gerektiğini vurguladı. Ülkemizin yoğun bir gündeminin olduğunu ve bu gündeme yaklaşırken bazı kesimlerin ideolojik körlükle yaklaştıklarını ifade eden Genel Başkan Öz, Türk Ocakları’nın bu noktada tek kıstasının olduğunu, onun da ülke ve milletin çıkarları olduğu olduğunu ifade etti. Türk tarihindeki değerleri asla kutuplaşma aracı olarak kullanmamalıyız diyen Genel Başkan Öz, şahsılara göre değil tarihin bütününe göre hareket etmek lazımdır dedi. Bu noktada özellikle siyasal İslamcı kesimin basma kalıp eleştirilerden kurtulması gerektiğini sözlerine ekledi. Türk Ocakları’nın ayrıştırıcı dili reddettiğini söyleyen Genel Başkan Öz, sözlerini sonlandırırken, Türk Ocakları’nın “Biz hep birlikte Türk milletiyiz” sloganını vurguladı.

 

Türk Ocakları Genel Başkanı Prof. Dr. Mehmet Öz’ün konuşmasının ardından panele geçildi. Panelde ilk sözü panel yöneticisi Prof. Dr. Mehmet ŞAHİNGÖZ aldı. Şahingöz, sözlerine Sevr’den günümüze tarihi bir perspektif çizerek başladı. Dün Sevr ile yapılmak istenenin bugün bölücülük ve Kürtçülükle yapılmaya çalışıldığını ifade eden Şahingöz, Musul ve Kerük’ün tarihi Türk toprakları olduğunu vurguladı. Atatürk’ün Cumhuriyet’e giden süreçte ve sonrasında bu gerçeği bilerek ona göre siyaset yaptığını da sözlerine ekleyen Şahingöz, bölgedeki Türk varlığının korunmasının tarihi bir sorumluluk olduğunu söyledi. Şahingöz sonrasında sözü ilk konuşmacı Prof. Dr. Yusuf Sarınay’a bıraktı. Sarınay, Osmanlı’nın Balkanları kaybetmesiyle başlayan göç sürecini değerlendirerek sözlerine başladı. Anadolu’ya gelen Müslüman Türk nüfusun verilerini paylaşan Sarınay, ardından Sykes-Picot ve Sevr bağlamında tarihi süreci anlattı. “Milli Mücadele 1912’de başlamış ve 1922’ye kadar süröüştür yani bizim için I. Dünya Savaşı 1922’de bitmiştir” diyen Sarınay, Türklerin mücadelesinin Tunus, Mısır, Fas, Azerbaycan ve Hindistan gibi pek çok ülkede desteklendiğini ve kazanılan zaferlerin kutlandığını söyledi. Sarınay Ortadoğu’da yıllarca doğan çocuklara “Kemal” adının verildiğinin bunun çok önemli olduğunu vurguladı.

 

“MUSUL İNGİLİZLERİ İÇİN PETROL, TÜRKLER İÇİN İSE VATAN MESELESİYDİ.”

 

Misak-ı Milli’nin ne olduğunu harita üzerinden anlatan Sarınay, Osmanlı Mebusan Meclisi’nde kabul edilen bu metinde kesin sınırlar belirtilmese de gerek ortak kanaatin gerekse de Atatürk’ün beyanlarının Musul, Kerkük, Halep gibi Türk-İslam çoğunluğunun olduğu yerleri Misak-ı Milli içerisinde saydığını ifade etti. Misak-ı Milli’nin en temel ilkesinin bağımsız bir devlet ortaya çıkarmak olduğunu belirten Sarınay, kurucu kadronun bunun için mücadele ettiğini, şartlara göre en iyi sonuçları aldıklarını söyledi. “Musul İngilizler için bir petrol meselesiydi ancak bizim için vatan meselesiydi” diyen Sarınay, ülkemizin içinde bulunduğu savaş koşulları ve yıpranmışlığın bazı riskleri alma noktasında bizi zor durumda bıraktığını ifade ederek, Musul’dan bu yüzden feragat etmek zorunda kaldık dedi. Bugün şartların değiştiğini de sözlerine ekleyen Sarınay, Lozan ve Misak-ı Milli’nin doğu bir tarih bakışıyla değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.

 

IRAK EGEMENLİĞİNİN MUSUL ÜZERİNDE KALKABİLECEĞİ SENARYODA TÜRKİYE HAK İDDİA EDEBİLMELİ

 

Sarınay’ın ardından Musul meselesinin uluslararası ilişkiler boyutunu anlatmak üzere sözü Doç. D.r Mehmet Âkif Okur aldı. Sözlerine Türkiye’nin yüz yıl önce dondurduğu Musul meselesinin kapağını bu buhranlı dönemde tekrar açtığını ifade ederek başlayan Okur, günümüzde sınırların ve ülkelerin bir alt üst oluş yaşadığını ifade ederek Rusya’nın Kırım’ı işgali, Irak’da 63 ülkenin bir savaş içinde olduğunu, Suriye topraklarında büyük güçlerin ciddi bir mücadele içinde olduğunu, Suudi Arabistan’ın Yemen’e müdahale etmesi gibi örnekler verdi. Büyük güçlerin böyle dönemlerde fiili durumlar ortaya çıkardığını ardından hukuki olarak masaya oturulduğunda bunu devam ettirme hamlesi yaptıklarını söyleyen Okur, coğrafyamızda da bu adımların atıldığını söyledi. Ülkemizin sınırlarının dibinde birden fazla büyük dizayn projesi olduğunu söyleyen Okur, Türkiye’nin bu meselelerle bugün yüzleşmezse bekası için ciddi sorunlarla karşılaşacağını ifade etti. Türkiye’nin milli davalarından asla vazgeçmemesi gerektiğini söyleyen Okur, Kıbrıs’ta nasıl şartların sürekli değiştiğini görüyorsak Musul meselesi de böyle olacaktır dedi. “Irak Devleti’nin eski Musul vilayetimiz üzerindeki egemenliğinin ortadan kalkacağı bir senaryoda, Irak’la bugünkü sınırımızı çizen Milletler Cemiyeti’ndeki maceramız da ister istemez yeniden hatırlanacaktır.” diyen Okur, 1925 tarihli Milletler Cemiyeti raporu üzerine değerlendirmelerde bulundu. Uluslararası Hukuk açısından Musul meselesini değerlendirmeye devam eden Okur, Irak’ın yaşadığı sürecin bizi Musul’da yeniden hak iddia edebileceğimiz bir duruma getirebileceğini vurguladı. Musul ve Kerkük’ten tarihi ve hukuki örnekler vererek sözlerine devam eden Okur, Türkiye’nin her senaryoya karşı bir çözüm üreterek bölgeyle ilgilenmeye devam etmesi gerekliğini vurguladı.

 

TÜRKİYE IRAK’TA ÇOK BÜYÜK FIRSATLARI TEPTİ

 

Okur’un ardından sözü Prof. Dr. Mahir Nakip aldı. Nakip sözlerine Türk Ocakları mensubu aydınların her daim Türkmen meselesine sahip çıktığını söyleyerek başladı. Nakip ardından Irak Türkmenlerinin Türkiye’yi iki noktada eleştirdiğini söyledi. Bunlardan birincisinin Lozan’da Musul meselesinin ertelenmesi olduğunu, ikincisinin ise 1926 antlaşmasının konumu olduğunu ifade etti. Musul’ın ertelenmesinin kaybedilmesi demek olduğunu belirten Nakip, 1926 antlaşmasında ise Türkmenlere yönelik ciddi maddeler olmadığını söyledi. Ardından Musul ve Kerkük’ün coğrafi konumlarını harita üzerinden anlatmaya başlayan Nakip, buralardaki hukuki durum ve yaşanan süreçleri özetledi. Telafer’in 400 bin nüfusuyla hala ilçe olduğunu ama Duhok’un ise 150 bin nüfusla il yapıldığını söyleyen Nakip, Türkiye ile Irak’ın tek bir sınır kapısından ticaret yapıldığını oysa ki İran Irak arasında beş sınır kapısı olduğunu, bütün bunların Türkmenlerin ve Türkiye’nin etkisini düşürdüğünü vurguladı. Türkiye’nin Lozan ve 1926’dan sonra da pek çok fırsatı teptiğini söyleyen Nakip, bugün PKK’nın Duhok’ta Bağdat’ta Süleymaniye’de hatta Kerkük’te büroları olduğunu bu teröristlerin Türkiye’yi böyle kuşattığını belirtti. Bölgenin IŞİD’ten kurtarılmasının ardından bölgenin yönetiminin nasıl olacağı meselesinin en önemli husus olduğunu söyleyen Nakip, Irak Türkmen Cephesi lideri Erşad Salihi’nin de vurguladığı gibi IŞİD’in Irak’a girmesinden en çok zarar görenin Türkmenler olduğunu ancak IŞİD’in çekilmesinden en çok faydalananın da Kuzey Irak Kürt yönetimi olduğunu ifade etti. Erşad Salihi’nin her zaman Türkiye’nin bölgedeki haklarını gözeten bir siyasetçi olduğunu ancak Türk Dışişlerinin zaman zaman bunu sebebi belli olmayan bir şekilde görmezden geldiğini ifade etti. Kerkük’ün tarihi bir Türk şehri olduğunu söyleyen Nakip, bugün ise Kerkük’ün Kuzey Irak Kürt yönetiminin mutlak hâkimiyetinde ve hatta iki ayrı Kürt grubun ayrı ayrı yerleştiği bir şehir haline geldiğini söyledi. Irak’ta Türkmenlerin asimilasyon tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu da vurgulayan Nakip, mezhepçiliğin de büyük bir tehlike olduğunu söyledi.

 

Nakip’in konuşmasının ardından soru cevap kısmına geçildi ve program sona erdi.

 

“Misak-ı Milli, Lozan ve Musul Meselesi” panelini ilerleyen günlerde Türk Ocakları Genel Merkezi sosyal medya hesapları, internet sitesi ve Youtube kanalı olan “Türkocağı TV’den” izleyebilirsiniz.

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü