Türk Dünyası Yardım Kampanyası

YENİ EĞİTİM SİSTEMİ VE ÖZEL DERSHANECİLİK

28 Nisan 2008
Meryem YILDIZ

Ülkemizde her alanda yapılan çeşitli yenilikler ve değişiklikler, özellikle eğitim konusunda yapılan düzenlemeler gelecekte belli bir gelir seviyesinin altında bulunan insanların çocuklarının yüksek öğrenim ihtimalini ortadan kaldırmaya yöneliktir. Yapılan değişiklikler uzun vadede değerlendirildiğinde olağanüstü tehlikeli boyutlardadır.

İstihdam üzerine geliştirilen projeler bir türlü amacına ulaşamamakta hükümet yetkilileri ise sorunun kronik çözümsüzlüğünü kabullenmiş hatta umursamaz görünmektedir. Oysa işsizlik çok önemli boyutlardadır. Ekonomik zorluklarla boğuşan insanlarınsa isteği; gıda, erzak yada kömür yardımı değildir. İnsanlar gelecek kaygısıyla evlerinden kilometrelerce uzakta bile çalışmaya razı olmaktadırlar.

İşsizlik sorunu ile karşı karşıya olmasına rağmen, bir şekilde hayatlarını devam ettirmeye çalışan insanlarımızın çocukları, ne kadar zeki olurlarsa olsunlar yeni eğitim sistemi içerisinde en şansız olanlarıdır.

ATO’nun 2004 yılında hazırladığı rapora göre, 1984 yılında 174 adet olan özel dershanelerin sayısı, 2004 yılına kadar 15 kat artarak 2615’e ulaşmış, 2006 yılında ise, 81 ilimizde toplam 3680 dershane ve 2052 özel kursun faaliyet gösterdiği belirlenmiştir. En son yasal düzenleme ile daha önce Milli Eğitim Bakanlığı Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürlüğü’nce kayıtları tutulan özel dershanelerle ilgili çalışmalar, artık İl Milli Eğitim Müdürlüklerince yapıldığından sayı olarak güncel bilgiye ulaşmak zorlaşmıştır.

Geçmişte ağırlıklı olarak üniversitelere giriş umuduyla tercih edilen dershaneler, orta öğretim kurumlarına giriş sınavında yapılan en son düzenleme ile, etkilediği alanı daha da genişleterek, ilköğretim çağındaki çocuklarımızın gelecekte iyi bir liseye ve dolayısı ile iyi bir üniversiteye girebilme kaygısı ile zorunlu olarak devam etmek durumunda kaldığı yerler haline gelmiştir. Yapılan istatistikler dershanelerin sayılarındaki artışın 2007 yılına dek her yıl %10 civarında olduğunu göstermekle beraber bu oran son düzenlemelerin etkisi ile kısa sürede % 12,7 seviyelerine gelmiştir.

Eğitim sisteminde gerçekleşen değişiklikler iki konuda odaklanmaktadır.

Eğitim, devletin temel görevlerinden biri olduğu halde, yapılan son düzenlemelerle adeta bir ticari faaliyet alanı görüntüsünü vermekte, daha çok parası olanın daha iyi hizmet alması olağan karşılanmaktadır. Burada belirtmek gerekir ki, bu fırsat eşitsizliği yanında, sisteme göre parası olanların aldığı iyi hizmet de, aslında yetersiz, ezbere ve test tekniğine dayalı, çocukları üretkenlikten, araştırmaktan ve sorgulamaktan uzaklaştıracak, yorum yapma kabiliyetinin gelişmesine engel olacak şekilde tasarlanmıştır.

Uygulanmakta olan bu sistemle çocuklarımızın zorunlu olarak dershanelere gitme yaşı maalesef 9-10’lara kadar inmiştir. Değil çocuklarını dershaneye göndermek, doyurmaktan aciz insanlar ümitsizce olayın dışında kalırken, imkanlarını zorlayarak bu şeytan üçgeninin içine itilenlerse, kendi mutlu çocuklukları ile kıyasladıklarında çocuklarını nasıl bir geleceğin beklediğini dahi bilmediklerinden birbiriyle yakından ilintili bu komplolar zincirinden en az hasarla kurtulabilmenin savaşını vermektedirler.

Yaşamlarının en dinamik, en güzel ve hiçbir zaman unutamayacakları bölümünü dershanelerde dört duvar arasında geçiren çocuklarımız, test çözmekten başka hiçbir aktivitede bulunamamakta, otomatikleşmiş bir şekilde beklenen sonuca doğru sürüklenmektedirler. Üniversite sınavını da kazasız atlatıp, bundan sonraki tüm yaşamlarının şekilleneceği döneme geldiklerinde, gelecekten ümitsiz, güvensiz ve bunalımlı bir tablo çizmektedirler. Oysa çocukların kişiliklerinin geliştiği en aktif çağlarında, sanata, spora, kişisel ilişkilere vakit ayıramaması hazindir. Bu yüzden sporun her alanında, dünya çapında ülkemizi temsil edebilecek sporcularımız, bizim sistemimiz içinde yetişmiş çok ünlü sanatçılarımız yok denecek kadar azdır. Hatta bırakın dünya çapında sanatçı yetiştirmeyi erişkin çağlarında bir müzik aleti çalabilenler ayrıcalıklı görünümdedirler. Hem sporda hem de sanatta başarıyı yakalayabilenler ise bunu kişisel gayretlerine ve yeteneklerine borçludur. Eğitim sistemimizin buna hiçbir katkısı yoktur. Bu durum değişmedikçe ülkemiz adına başarılar kazanacak daha çok ithal sporcumuz olması kaçınılmazdır.

Devletimiz adına eğitim sistemini yönetenler, ülkemizin geleceğine çok büyük katkısı olacağını düşünerek tasarladıkları projeleri uygulamak üzere, yurtdışında iyi yetişmiş ve dünya çapında büyük başarılara imza atmış “Türk Çocukları”nı kendi ülkelerinde çalışmaları için ikna etmeye çalışırken bu ithal beyinlerin neden ülkemizde yetişmediğini de iyi değerlendirmelidirler.

Sistem, bir tarafta okullarda hizmet veren iyi kadroları daha çok para kazanma kaygısıyla dershanelerde çalışmaya yönlendirirken, boşalan kadrolar çoğu kez deneyimsiz, kafası karışık, sistemi iyi algılayamamış yeni öğretmenlerle bile doldurulamamakta, yurdun onlarca köyünde öğretmenleri olmadığı için dersleri boş geçen öğrenciler yaşıtlarına göre, yarışa başlamadan yenik duruma düşmektedirler.

Aileler iyi eğitim aldırmak istedikleri çocuklarını sınırlı imkanlarını zorlayarak özel okullara ve sonrasında özel üniversitelere gönderebilseler dahi, niteliksiz, kaliteli eğitim vermeyen, iyi kadrolarla donanmamış üniversitelerin mezunları ise işsizler ordusunun mevcudunu artırmaktadır. Bir türlü çözüme kavuşamayan işsizlik sorunu gençleri devlet kapısına yönlendirmekte bunun sonucunda devlette kadrolar azalması gerekirken sürekli artmaktadır. İnsanlar ekonomik kaygıyla aldıkları eğitim dışında tamamen başka işlerde çalışmakta kendilerini ifade olanağı bulamamaktadırlar.

Ülkemiz, en iyi okullar ile en kötü okullar arasındaki fark yönünden 41 OECD ülkesi arasında en kötü durumdadır. Dünyanın bir çok ülkesinde büyük şehirlerde okula giden öğrenciler ile kırsal kesimde okula giden öğrenciler arasında eğitim yönünden büyük bir fark yoktur. Ülkemizde ise bu kıyaslamadaki fark ürkütücü boyutlardadır. Bırakın şehirlerle kırsal kesimi kıyaslamayı, büyük şehirlerde dahi okullarda ders veren eğitimcilerin kaliteleri, deneyimleri ve okulların fiziki koşulları bakımından semtler arasındaki okullarda göze çarpan farklılıklar had safhadadır. Bu yüzden yapılan tüm düzenlemelere rağmen, aileler çocuklarına daha iyi eğitim aldırabilme kaygısıyla çocuklarını evlerinin yakınlarındaki okullara göndermemekte, eğitimin tüm bu karmaşa ve zorluklarına bir de servis kabusu eklenmektedir. Eklenen yeni kabusun ekonomik boyutu bir yana, çocukların erken saatlerde evden çıkarak yollarda geçirdikleri en az bir saat ise güne yorgun başladıklarından performanslarını düşürmektedir.

Avrupa Birliği üyeliği sürecinde ülkeye dayatılan yüzlerce konu varken, dünyada eşine nadir rastlanacak bu tehlikeli uygulamaya (özel dershanecilik sistemine) dair derhal düzenleme yapılması konusunda hiçbir baskı yoktur. Fakat aynı AB yetkilileri nedense türban, laiklik, 301. madde, etnisite, mezhep sorunu gibi sorunların çözülmesi için gündemi hep sıcak tutmaktadırlar. Ayrıca IMF ve Dünya Bankası yetkililerinin bir süre önce, ülkemizde öğretmen maaşlarının yüksek olduğuna dair hayretler verici açıklamasına hükümet yetkililerince hiçbir tepki gösterilmemesi, bu yaklaşımın onaylandığını düşündürürken, yaklaşık 1000 - 1500 YTL aralığındaki maaşları ile geçinmeye çalışan öğretmenler, okul dışında öncelikle etüt merkezlerinde ve dershanelerde olmak üzere ek iş yaparak hayatlarını devam ettirmeye çalışmaktadırlar.

Yasalarımıza göre eğitim herkesin hakkıdır. Fakat bu nasıl bir haktır ki sadece zenginlerin çocukları faydalanabilmektedir. Gittikçe yoksullaşan halkımızın çocukları bu haktan sistemli bir şekilde mahrum bırakılmaktadır.

İyi okullara, en iyi kadrolarla ve teçhizatla donatılmış dershanelere ve gerekirse en iyi özel üniversitelere gidebilenler, son dönemde arkalarındaki desteği iyi değerlendirip daha da zenginleşenlerin çocuklarıdır. Her geçen gün, gittikçe yoksullaşan insanlarımızın çocuklarının ise meslek sahibi olabilmeleri büyük şans sayılmaktadır. Ülkemizin ve çocuklarımızın geleceği için, eğitim sistemimizdeki bu “özel” kabusun bir önce sona ermesi gerekmektedir.

Daha da tehlikeli olan ikinci konu ise, yeniden tasarlanan eğitim sistemimizin sistemli bir şekilde milli unsurlardan arındırılmasıdır.

Eğitim, toplumun geleceğine yatırım yapma işidir. Milletler aynı kültüre sahip bireylerin oluşturduğu bir bütün ise milli değerleri özümsetilerek eğitilmemiş, kültüründen ve değerlerinden habersiz bireylerin oluşturduğu bir millet ne derece sağlam olabilir.

Osmanlıdan günümüze dek yabancı dilde eğitim veren özel ve azınlık okulları dil ve kültür birliğimize yönelik kronik bir tehlike olsa bile son dönemde esas tehlike hükümetin yabancı üniversitelerin uzantılarının ülkemizde yapılandırılmasına destek veren tavrıdır. Bu tavra karşı olanların açıklamalarına göre, söz konusu üniversitelerde gelecekte yabancı öğrencilerin eğitim alması ihtimali ise, tamamen gerçek dışıdır. Unutulmamalıdır ki bu gün Galatasaray Üniversitesinde okuyan Fransız öğrenci yoktur.

Orta öğretimdeki çocuklar Anadolu liselerinde ve özel okullarda temel bilimleri İngilizce öğrenmeye çalışırken modern eğitim araçlarını da ana dillerinde kullanamamakta, Alfabemizde bulunan “ç,i,ğ,ö,ü” gibi harflerin olmadığı bir alfabeye doğru yönlendirilmektedirler. Ana dilde olmayan eğitim milli olamaz. Özü anlaşılmadan ezberlenen bilgilerse er geç unutulurlar. Kaldı ki çocuklarımız, İngilizce eğitim veren yükseköğretim kurumlarında temel bilimler dışında kendi tarihlerini dahi, yabancı kaynaklardan öğrenmek durumundadırlar. Yabancı dilde eğitim alan üniversiteli gençlerin çoğu kez yerli kaynakları da kullanması hoş karşılanmamaktadır.

Bu sistemle yaratılmak istenen, kendi tarihini, dilini, kültürünü öz değerlerini iyi bilmeyen ve milli duyguları körelmiş bir nesil midir? Eğitim sistemimiz bundan sonra mankurt mu yetiştirecektir?

Kesin olarak anlaşılmalıdır ki; üzeri örtülmeye çalışılan işsizlik, terör, kapkaççılık, fuhuş, uyuşturucu ve madde bağımlılığı gibi onlarca sorunun sebebi eğitimsizliktir. Uygulanmaya çalışılan eğitim sistemi ile ekonomik gelir dağılımı dengesizliği ve fırsat eşitsizliği yüzünden meslek sahibi olamayan ya da yüksek öğrenim yapma imkânını yakalayamayan gençler eğitimsizliğin ve işsizliğin kaçınılmaz sonucu olarak suça yönlenebilmektedir.

Eğer devlet suç oranının son yıllardaki hızlı artışını durdurmak istiyorsa, eğitim sistemini yeniden gözden geçirmeli, özel dershanecilik ile ortaya çıkan bu eşitsizliğe son vermelidir.

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü