Türk Dünyası Yardım Kampanyası

RUHUN ÖRTÜNEBİLMESİ

06 Şubat 2008
Meryem YILDIZ

Son günlerde ülkemizin yeni bir gündemi var. Türban üniversitelerde serbest bırakılsın mı? Bırakılmasın mı? Türbanın özgürce her yerde kullanılabilmesi ülkenin laik yapısını zedeler mi? Yoksa gerçekte laiklik, daha derin bir şey mi?

Çağdaş uygarlık seviyesine ulaşmak, ülkemizi ekonomik sosyal kültürel ve bilimsel açıdan dünya sıralamasında en yukarılara taşımak için, çözülmesi gereken en temel sorun: türban sorunu mu?

Belki de bu sorun çözüldükten sonra; ülkemizde kişi başına düşen milli geliri artırmak, terörü sona erdirmek, ülkenin ekonomik ve sosyal alandaki diğer tüm sıkıntılarını ortadan kaldırmak ve hatta son günlerde Amerikan Kongresinde alınan kararlara ve Amerikan Merkez Bankasının müdahalesine rağmen tam olarak kontrol alına alınamadığı için, tüm dünya borsalarını, dolayısıyla ülkemizi de çok kötü etkileyen krizin, halkımıza daha fazla zarar vermesini engellemek adına, türbanla beraber sarık cübbe ve başka birçok sorun daha var çözülmesi gereken!...

Gazeteler, dergiler, televizyonlar nedense hep bu sorundan bahsediyor. Sürekli bir türban/laiklik tartışması. Bir yanda kızların başı açılırsa din elden gider, bir yanda laiklik elden gider söylemleri…

Tüm bu tartışmalardan iyice bunalmışken imdadıma, tesadüfen elime geçen bir kitap yetişti. Kuşadası Ticaret Odasının bir kültür hizmeti olarak hazırlattığı Mucize ÖZİNALtarafından kaleme alınmış olan KALPAK VE KARTAL isimli kitap.

Ellerine, gönüllerine sağlık. Gerçekten de güzel bir çalışma olmuş.

Kitap, Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinden başlayarak, Jön Türkleri, işgalin tüm yurdu sardığı günlerde memleketin kurtuluşu için yüce Türk Milletinin ulu önder Atatürk ve yakın arkadaşları ile düşmanlara ve onların kötü emellerine alet olan gerici zihniyete karşı verdikleri mücadeleyi, yeni Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşu ve yeniden yapılanması ile ilgili zorlu süreci Kuşadası eşrafından, ilk adalet bakanımız ve tüm temel yasalarımızın mimarı rahmetli Mahmut Esat Bozkurt’un anı-biyografisi içerisinde anlatıyor.

Adalılar hemşerilerinin hayatını kaleme aldırırken aynı zamanda çok isabetli teşhisler yapmaktan da geri kalmamışlar. Özellikle de bu günlerde bence herkesin hatırlaması gereken bir dönemi, yazarın akıcı ve sıkmayan üslubuyla vermişler…

Vatan işgal altında iken, hem ülkemizde asırlardır gözü olan ezeli düşmanlarımıza, hem de gerici zihniyete karşı verilen çağdaşlaşma çabalarına yer verilmiş. Düzenli ordu ile zaferler kazanmaya ve yeni Türk Cumhuriyetinin temellerini atmaya çalışan, Atatürk ve kurmaylarının yaptıkları çalışmaları, yeni yasaların oluşturulması ve devletin temel kurumlarının yapılanması sürecinde; bilekleri ile yenemedikleri Türk Halkını haince planladıkları ayaklanmalarda; din elden gidiyor şeklindeki talihsiz açıklamalarla kışkırtmaya çalışan, şeyh/derviş gibi toplum tarafından benimsenmiş dinsel kimlikleri maşa olarak kullanarak alt etmeyi kendilerine görev edinmiş işgal güçlerine karşı verilen akıllıca mücadeleyi, yeniden yaşatıyor bu kitap.

Türkiye’nin ılımlı bir İslam Cumhuriyeti haline getirilme çabalarına alet olanlar, halkımızı din ve dinsel simgelerden başka bir şey düşünemez hale getirerek; esas problemlerimizin göz ardı edilmesini mi istiyor acaba?

Bu ülkenin doğusu, güneyi güneydoğusu haince saldırılara maruz kalmakta, birileri şehit kanları ile çizilmiş sınırlarımız yerine, yeni haritalar oluşturma çabalarını utanmadan ortaya koymakta ve her gün dağlarda, bizler sıcak yuvalarımızda rahatça uyuyabilelim diye can veren vatan evlatlarımızı kaybetmekte iken, şehitlerimizin yaslı analarının, eşlerinin, çocuklarının, neden gencecik umutlarını toprağa verdiklerini, şimdilik unutalım diye mi gündem bu şekilde planlanıyor.

Neden bilim dünyasını yerinden oynatacak buluşlara, çalışmalara imza atmış bilim adamlarımızı tartışamıyor da, dinimize göre örtünme ve türban üzerine saatlerce hep aynı şeyleri dinlemek zorunda bırakılıyoruz.

Birileri, dehası en büyük zorlukların bile kolayca üstesinden gelebilen ve anayurttan çıktığından beri zaten Müslümanlığı başka bir dine değişmeyi, aklından bile geçirmemiş Türk Halkını böyle sanal bir gündemle oyalamaya mı çalışıyor.

Ama kendini bildiğinden bu yana, anasının bacısının mütevazı başları usulünce bağlı olan soylu ve sağduyulu Türk İnsanının, bu ülkede hala çöpten yiyecek toplayarak doymaya çalışan vatandaşları varken, çocuğuna süt bulamadığı için onun açlıktan ölmesine şahit olan acılı anaları varken, bu saçma tartışmaların içerisinde bulunmaya hakkı yoktur.

Bu halk, kurtuluş savaşı yılları ve yeni Türk Cumhuriyetinin temellerinin atılmaya çalışıldığı o yokluk dolu günlerde bile, oyuna gelmemiş, dini, dili, gelenek ve görenekleri ve her şeyden önce vatan sevgisiyle tüm zorlukları aşmıştır.

Sorun ne denli büyük ve güncelse din o denli tehlikede yaygaraları, her dönem işleniyor.

Ama halkımız uzun, zorlu ve çok büyük acılara göğüs gererek kazandığı vatanını kimseye yem etmeyecek kadar akıllı. Ve kim ne derse desin, o her zaman tüm zorlukları alt edecek gücü: kimsenin aslını bozamadığı, hiçbir sinsi plana alet etmediği dininden ve tarif edilmez vatan sevgisinden alıyor.

Günlerdir gündemi meşgul eden bu sanal sorunu ve çözümünün nasıl olması gerektiğini, bir ilahiyat Profesörünün bir televizyon programına canlı bağlanarak anlattığı anısı, bence tüm bu tartışmalara son noktayı koyabilecek denli açık ve net bir şekilde özetledi. Çocuk yaşta ninesi ile birlikte veraset intikal davası için gittikleri mahkeme salonuna, o günlerin (1952) sıradan kıyafeti olan çarşaf ve peçesi ile alınmayan yaşlı kadın, bunun gerekçesini sorar. Görevli “Devlet böyle istiyor. Mahkemeye peçeyle giremezsin başını açmalısın” der. “Benim kardeşim bu devletin kurulabilmesi için cephede şehit oldu. Devlet böyle istiyorsa şimdi açarım sonra yine kaparım başımı” diyen yaşlı kadının, kınalı saçları omuzlarına dökülür. İçeri böyle girer. Çıkınca tekrar örtünür. Çünkü gerçek tesettür ruhun örtünebilmesidir. Ve bu millet dini şahsi emellerine alet edenlerden çok çekmiştir.

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü