Türk Dünyası Yardım Kampanyası

Edeb ya huu…

28 Aralık 2012

Edeb, Arapça bir kelime olup Türkçe karşılığı saygıdır. Ancak, o da terbiye anlamında kullanılarak artık Türkçeye mal olmuş kelimelerden biridir.
Edeb, dine ait prensipler sayesinde ruhta kazanılan ikinci bir yaradılış veya daha geniş ve derin anlamıyla, ruhun dinle bütünleşerek istikrar kazanmasıdır. Ne var ki her din, insanı edepli kılmaz…

Edeb, aynı zamanda ihsan mertebesine ermenin de adıdır. Yani bütün iş ve mükellefiyetlerimizi Allah (cc) görüyor ölçüsü altında yapmak ve davranışlarımızda Allah’ı görüyor gibi davranmaktır ki; bu da edepte bir ihsan şuurudur.

Daha özel anlamda edeb, Efendimizin (sav), farz ve vacibin dışındaki davranış ve hareketlerine aynen tabi olma ve yaşantıyı O’nun hayatına göre ayarlama hassasiyetidir.

Eskiler, bütün bu manâları kastederek edeb hakkında nice güzel sözler söylemişler;
“Edeb bir tâc imiş Nur-ı Hüdâ’dan
Giy ol tâcı emin ol her belâdan.”

“Edeb ehl-i ilimden hâli olmaz
Edebsiz ilim okuyan âlim olmaz.”

Çünkü Yunus’un dediği gibi:
“İlim ilim bilmektir
İlim kendin bilmektir
Sen kendini bilmezsin
Ya nice okumaktır.”

Derken, okuduğu ilimden kendini keşfedip tanıyamaya yetmemişse, boşa edinilen ilimin kendisine katkısı olmadığını doğrular ki, kendisine faydası olmayan ilmin, topluma katkısı en azda kalır…

Toplumsal eğitim sürecinde Kur’an;
Lokman / 19. Yürüyüşünde tabiî ol, sesini alçalt. Unutma ki, seslerin en çirkini merkeplerin sesidir.
Nur / 27. Ey iman edenler! Kendi evinizden başka evlere, geldiğinizi farkettirip (izin alıp) ev halkına selâm vermedikçe girmeyin. Bu sizin için daha iyidir; herhalde (bunu) düşünüp anlarsınız.
Mücadele / 11. Ey iman edenler! Size "Meclislerde yer açın" denilince yer açın ki Allah da size genişlik versin. Size "Kalkın" denilince de kalkın ki Allah sizden inananları ve kendilerine ilim verilenleri derecelerle yükseltsin. Allah yaptıklarınızdan haberdardır.
İsra / 37. Yeryüzünde böbürlenerek dolaşma. Çünkü sen (ağırlık ve azametinle) ne yeri yarabilir ne de dağlarla ululuk yarışına girebilirsin.
Derken,  okuyan her kişiye, edebi, yaşantının edebe uygunluğunu, bu süreçte kişiye nasıl davranması gerektiğinin ipuçlarını verir…
Kur’an-ı anlamak, hayata tatbik edebilmek, Resulullah’ın (sav) sünnetiyle kolaylaşmakta, anlamda derinlik kazanmaktadır.

Hz. Ebu Bekr (r.a.) Allah Rasulü’ne (s.a.v.) yönelttiği:
-Ey Allah’ın Rasûlü. Seni böyle kim edeblendirdi? Sorusuna;
-Beni Rabb’im edeblendirdi ve güzel terbiye etti!..
Diyen Hz. Peygamber (sav), edebin kaynağını bu kadar net ifade ederken,
Hz. Aişe (r.a.) validemizin ifadelerinde de yer aldığı üzere;
Allah Rasûlü’nün ahlâkı Kur’ân’dı…

Cenab-ı Hakk O’nu bütün insanlara örnek olacak bir edeble yaratmış, öylece edeblendirmiş ve terbiyeli kılmıştır. Yoksa Peygamberlik gibi bir yükün altından nasıl kalkabilirdi... Eğer bu terbiye olmasaydı, O’nun en küçük hatası milyarlarca insana aksedecekti. Onun içindir ki, Rabbi, O’nu hususi bir terbiye ile terbiye etmiş ve bizler için misâl kılmıştı.

O’nun edebi bütün bir hayatı kucaklamıştı. Nerede ve nasıl hareket ederse işte O, o hususla alâkalı edebti.
Meselâ bazen Allah Rasûlü (sav) celallenir, öfkelenir, dalgaları göğe yükselen bir deniz haline gelirdi. Çünkü orada öyle davranması edebti. Zira ortada bir haksızlık vardır; Allah Rasulü (sav) ise haksızlığın en amansız düşmanıdır. O, hakkı yerine getirinceye kadar dinme bilmeyen bir öfkeyle kükrerdi. O anda âdeta ormanları velveleye veren arslanlara benzerdi. Fakat, hiçbir zaman kendisine yapılan en büyük haksızlık karşısında dahi yüzünü ekşittiği görülmemişti. Çünkü orada da edeb, O’nun öyle davranmasını gerektiriyordu.

Efendimiz (sav), arkadaşlarıyla beraber yapılması gereken işlerde bizzat aktif olarak çalışırdı. Ev işlerinde de hanımlarına yardım ederdi. Kimseye emr-i vâki yapıp şahsi işlerini gördürmezdi. Belki arkadaşları, O’na ait bir işi yapmak için âdeta birbirleriyle yarışırlardı. Fakat her defasında iş yapmaya ilk teşebbüs O’ndan gelirdi.

Meselâ, bir yolculukta, yemek yapılacaktı. Sahabiden biri, “koyunu kesmek bana ait”, dedi. Diğeri “yüzmek de bana ait” deyince, Efendimiz (sav) hemen ayağa kalkıp “odun toplamak da bana ait” buyurdular ve odun toplamaya koyuldular.

Hendek kazımında bizzat bulunduğu, mescid yapımında herkesle beraber kerpiç taşıdığı hepimizin mâlumudur. O, böyle davrandı ve arkadaşlarını da böyle yetiştirdi. Onun içindir ki, Ebu Bekirler, Ömerler, Osmanlar, Aliler (r. anhüm), müstesna bir titizlikle, kılı kırk yararak, adalet ölçüsünde yaşayabildiler.

Hz. Enes (r.a.) anlatıyor: Resulallah (s.a.s.) bir adama rasladımı onunla konuşur, muhatabı ayrılmadıkça da yüzünü ondan çevirmezdi. Muhatabıyla müsafaha yapsa, elini muhatabın elinden çekmezdi. İlk çeken muhatabı olurdu. Aleyhissalatu vesselam’ın dizlerinin, yanında oturan arkadaşının dizlerinden ileri çıktığı da görülmemiştir.”

Ebu Ümame radıyallahu anh anlatıyor: "Resulullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:    "Ben, haklı bile olsa münâkaşayı terkeden kimseye cennetin kenarında bir köşkü garanti ediyorum. Şaka bile olsa yalanı terkedene de cennetin ortasında bir köşkü, ahlakı güzel olana da cennetin en üstünde bir köşkü garanti ediyorum."

Ev ziyaretinde izin isteme kaç defa olmalıdır. Resulullah'tan rivayet edildiğine göre, izin isteme üçtür. Birincisinde kulak verirler, ikincisinde hazırlanırlar. Üçüncüsünde izin verirler veya reddederler. Bu üç izin isteme birbiri ardına acele ettirilmeyip aralarında biraz bekleme ile yapılmalı ve üçüncüsünde cevap verilmezse dönmelidir. Şiddetle kapı çalmak, ev sahibine bağırmak ise haramdır. Zira korkutmayı ve tecavüzü zannettirir, yürek oynatır. Bu konuda indirilen    "(Resulüm)! Sana odaların arkasından bağıranların çokları aklı ermez kişilerdir"  (Hucurat, 49/4) âyeti yeterli bir kınamadır. Hem de izin isterken yüzünü kapıya karşı tutup durmamalı, sağa veya sola dönmelidir. Resulullah böyle yapardı.

Bir defasında Ebu Said el-Hudri (r.a) kapıya yönelik olarak izin istemişti de Peygamber (s.a.v)  "Kapıya yönelerek izin isteme" buyurdu.    Bu  istîynâs, yani farkettirerek ve selam vermeden girmemek  sizin için hayırdır. Bir töhmete düşmekten emin kılar güvenlik ve huzuru destekler, iffet ve temizliği artırır,   gerektir ki tezekkür edersiniz, düşünür, anlar, unutmazsınız. Rivayet edilir ki, Nebiyy-i Ekrem (s.a.v)'e bir adam "Annemden de izin isteyecek miyim?" dedi "evet" buyurdu. "Onun benden başka hizmet edeni yok, her girişimde izin mi isteyeyim?" dedi, Peygamber (s.a.v) "Ananı çıplak görmeyi arzu eder misin" buyurdu, "Hayır" dedi. "Öyleyse izin iste"  buyurdu.

Bu değerlere dayalı toplumda yerleşen, bu gün unuttuğumuz, toplumda nezaketin, inceliğin, karşısındakine verilen değerin nasıl zirveye taşındığına örnek bazı önemli uygulamaları hatırlarsak;

Eskiden "Kapıyı kapat!" denilmezmiş. Allah (c.c.) kim-! senin kapısını kapatmasın diye düşünülürmüş.  "Kapıyı ( ört, ya da sırla" denilirmiş. Kapının kapanmadan yavaş­ça örtülmesi edebdenmiş.

"Lambayı söndür demezlermiş. Allah (c.c.) kimsenin ışığını söndürmesin. "Lambayı dinlerdir" derlermiş.

Lamba yakılmaz, uyandırılırmış.

Uyuyan birisi uyandırılmak İçin sarsılmaz veya adı ile çağırılmazmış. "Agah ol eren­ler" derlermiş.

Nezaket, incelik, edeb her işin başı imiş de ondan... Ona eren uyanık olurmuş.   İnsanların sözü kesilmez, işaret ve işmar edilmez, fısıltılar, gizli konuşmalar hoş karşılanmazmış.

Hanımlar "Efendi" derlermiş beylerine, "siz" derlermiş. Hanımefendiliklerini gösterirlermiş.  Gezerken yere yumuşak basılır, ses çıkarmamaya çalışılırmış.

Yerdeki haşerata basmamaya özen gösterdiği için, adı "Karınca basmaz” Efendiye çıkan insanlar varmış.

Kapıdan çıkarken arkasını dönmemek, geri geri çıkmak edebdenmiş.


Kapı eşiğindeki ayakkabılar, dışarıya doğru değil, içeriye doğru çevrilirmiş. "Git bir daha gelme!" der gibi değil de. "Gitsen de ayağının yönü buraya dönük olsun" derler gibi dizilirmiş.

Bu değerler nerede kaldı şimdi?

-“İmam Malik Hazretlerinin tam 20 sene hizmetinde bulundum. Bu müddetin 18 senesini edeb, 2 senesini de ilim öğrenmekle geçirdim. Keşke hepsini edeb öğrenmekle geçirseydim.”  Diyen Abdurrahman bin Kasım’ın edebe bakışını düşünürsek, şimdilerde edebin ne anlama geldiğini unutur olduk gibi…

Değerlerin yeniden kazanılması gerek, yarın keşke dememek için, bu gün yaşadığımız toplumsal çözülmeye dur demek, kaybettiğimiz toplumsal huzuru, birlik ve beraberliği yeniden kazanmak için…

Metin AKGÜN
Türk Ocakları Elazığ Şube Başkanı

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü