Türk Dünyası Yardım Kampanyası

Yaratılanların En Şereflisi “İnsan”a Neler Oluyor?

24 Mayıs 2012

Yaratılanların en şereflisi insanı “İNSAN” suresinde anlatıyor.  Bu surenin konusu insanın bu dünyadaki hakiki değerinden kendisini haberdar etmektir. O, kendi değerini gerçekten doğru bilirse, anlarsa ve buna şükür ederse akıbetinin nasıl olacağı hususunda zihni netleşecektir (1)-Mufassal Tefsir), İnsan suresi 1. ayeti için; “İnsan, anılmaya değer bir varlık olmadan önce uzun yıllar geçti, öyle değil mi?” Muhammed Ali es-Sabunu: “Âyetten maksat, insana meydana geldiği şeyin aslını hatırlatmaktır. Çünkü o, dikkate alınmayacak derecede basit ve terkedilmiş bir şeydi. Yok olduğu bir dönemde babasının sulbünde bir hücre ve onu yaratmak isteyen Allah’dan başkasının bilemediği adi bir su idi. Üzerinden belli bir zaman geçti ki o zaman o, yer küresi üzerinde yoktu. Sonra Allah onu yarattı, daha önce hiç kimsenin tanımadığı, terkedilmiş ve tanınmayan bir şey iken Allah onu güzel bir şekilde yarattı diyor. (Mufassal Tefsir), İnsana değer katan maddi yöndeki elementleri değildi, ona anlam kazandıran manevi yönüydü. Nitekim bedene hayat veren ruhun ayrılması sonrası, beden bütün değerini kaybetmektedir. Ancak maddi ve manevi yönü ile yaşayan insan, değerlidir. Kendi değerini kaybetmedikçe…

İnsan suresi 2. ayetinde; “Biz insanı sınavdan geçirmek amacı ile karışım nitelikli bir sıvı damlasından yarattık. Bunun için onu işitme ve görme yetenekleri ile donattık.” Diyen Yüce Allah(c.c.), insanı anlattığımız karışım nitelikli su damlasından yaratırken iş olsun diye, boşuna ya da rastgele yaratmadı. Tersine onu sınavdan geçirmek için, imtihan etmek için, denemek için yarattı. Bundan dolayı o, insanı "işitici" ve "görücü" yapmış, yani onu gerekli duyu organları ve algılama yetenekleri ile donatmıştır. Amaç onun algılayabilmesi, karşılık verebilmesi, nesneleri ve değerleri kavrayabilmesi, bu algılara ve kavramalara dayanarak hüküm verebilmesi ve seçim yapabilmesi ve yaptığı tercihlere göre sınavını başarı ile geçmesidir. Özellikle; Allah (c.c.), insanı bilginin yanı sıra yol seçme gücü ile donatmıştır. Önce ona başarıya erdiren yolu göstermiş sonra seçme yetkisini kendisine bırakmıştır. İnsanı yücelten de bu seçebilme, kendi iradesini kullanabilmesidir (Fizilali’l Kur-an).

İnsan, İslam ile o kadar yücelir ki, bu yücelme, Müslümanlığa ilk giriş anıyla başlar. Kelimeyi Şehadette, insan, Allah’a (c.c.), şahit olmakta, bu şahadetini de birisi için değil, kendi iradesi dahilinde yaşamakta, kendisine verilen duyu organları ve algılama yetenekleri ile algılamakta, karşılık vermekte, nesneleri ve değerleri kavramakta, bu algılara ve kavramalara dayanarak hüküm vermekte ve seçim yapabilmektedir. Bu yönüyle her konuda seçimi yapması, iradesini kullanması insanı yüceltmektedir.

İnsanın yücelmesinde bir önemli husus da; insanın izahında, tanımlanılmasındaki dayanaklardır. İnsanı kendinden üst bir varlıkla tanımlama, onu yüceltir. Bu nedenle İslam, İnsanı, “yaratılanların en şereflisi” diyerek tanımlanır… Kendine özel olduğu ve yaradılışında kendisine bahşedilen üstün hasletlerin özel ve öznel yönüne dikkat çeker. Bu dikkat çekişte de bu yaradılışın amaçsız olmadığına vurgu yapar.

Ancak, bugün için zihinsel karışıklığımız gün geçtikçe artmakta, yanlışa düşen insanın karmaşası kendi geleceğini de karartmaktadır. Bu karmaşa, akıl karışıklığının tesadüf olmadığını düşünüyoruz. Kendi değerinin farkında olan insan, bireysel ve toplumsal sorumluluklarının farkında olup, sosyal sorumluluğu olan insanın hassasiyetinde ne kendine ve nede çevresine, başkalarına zulmeder. Yaratılan her şeyi engin bir hoşgörü ile sever, yüce yaratandan ötürü.

İslam’ın insana kazandırdıkları kültürel yapıları ve değerleri ile toplumsal çıkarlarına uymayan insan algısına ait bu özel halin değiştirilmesi yönünde batının sistematik bir çalışma yaptıkları ve bugün dünya genelinde yaşanan ve hızla yayılan bu anlayışın önce kendimizce anlaşılması gerektiğini düşünüyoruz.

Batı anlayışı içinde insanın tanımlanmasında kabulün değiştirilmesi, bu yönde bilimsel çalışmalarla izahının anlaşılması gerekir. İslam, insanı kendinden yüce bir varlıkla izah ederken, batı, insanı kendinden daha aşağı yaratılanla izaha odaklanmış, bu süreçte insanın değersizleşmesi, kendini değersiz olduğu kabulü ile zihinsel bir bilinçaltı oluşturulmasına yönelmiştir.

Darvin’in insanı ilken yaratılanlara bağlamasının tesadüf olmadığını düşünüyoruz. İnsanı, maymuna, daha öncesinde de bir hücreli yaratıklardan türedi diye açıklamalar getirmesinin altında, insanın bu dünyadaki hakiki değerinden kendisinin haberdar olmasının önüne engel oluşturmadır.

Düşünme, konuşma ve bilgi üretme özelliklerini kaybeden varlığın hayvandan, bir hücreli yaratıktan, taştan farkı olmadığı bilinçaltı oluşturan batı, insanın değer kazanmasının ancak, kendi kazandığı güçle olacağını, toplumda güçlü olanın yaşama hakkı olduğu sayıtlısı ile insanları güce odaklandıran, güce ulaşmaya çalışan bireyler olması gerektiği söyleyen, zayıf oldukları an yok olmasının, yok edilmesinin normal kabul edilmesi gerektiği anlayışını savunur. Yapılandırdığı toplumda bunu kurgular.

Bu anlayışlarıyla, toplumda nefsi için yaşayan bireyler yetiştirdiler. Sistemlerinin devamının buna bağlı olduğunu görüp, eğitimlerini bu anlayış doğrultusunda kurguladılar. Güçlü olan yaşar, güçlü olmayanın yaşama hakkı da olmamalı dediler. Güçlü oldukları her an kendileri dışında herkesi, her şeyi kullanmayı hakları bildiler. Bunun öğretilmesine odaklandılar. Bu anlayış toplumsal bağlamda insanları güçlü olana yakın oldukça, güç kazanacaklarını hissettirdiler. Karşısındakilerde; güçlüye biat ettikçe, ona hizmet ettikçe, onların izin verdikleri ile yaşama garantisine ulaşacaklarını görenlerden oluşan, şahsiyetsiz, çıkarcı, menfaatperest bir toplum yarattılar. Bu anlayışın, dünyaya yayılması için medyayı, parayı, kişi ve toplum önderlerinin her türlü zaaflarını kullandılar, yayıldılar. Yayıldıkça, Güce tapan yeni bir dünya düzeni yaratma yolunda evrensel kültür, demokrasi kılıfında toplumların yarınları açısından yöneticilerinin az bir dünyalık, nefislerinin tatminleri yönünde isteklendirilen toplumlar eliyle yeni tarz sömürgeleşme sürecini başlattılar.

Geçen zaman sürecinde; evrensel değerler bağlamında dünyanın güce odaklanması sağlanırken, küresel gücün devamını sağlamak için başkaları güçlenmeden önleyici her tür zulmü yapmaya hakları olduğu ilanı ile küresel zulüm sürecinde haklılık kazanmaya yöneldiler. Oluşturdukları; güce tapan, yeni köleleri haline gelen toplumların/devletlerin yaşamalarını sürdürmeleri için gücün kaynağı gördükleri sahiplerini savunan bireyler/toplumlar haline gelmelerini sağladılar.

Güçlerinin devamı için, teknolojik gelişme sürecinde insanın yaradılışından getirdiği hasletlerin yaşanmasının önüne geçme yönünde sanal dünya yaratmaya yönelirken, insani ilişkilerin en aza indirilmesine özen gösterirken, atılan her bir adımda birilerinin çektiği zulüm sanal ortamda gözden uzak yaşanılması sağlanırken, insanların  insani değerler yerine, güçsüzlerin zaten yaşama hakları olmadığı yönündeki bilinçaltı etkilemeleriyle yaşar kıldılar. Savaşlarda bile video oyunu oynar gibi, kilometrelerce ötelerden basılan bir düğme ile maddi çıkarların kazanılmasına odaklı uygulamalarını kendileri dışında dönüştürdükleri toplumlarca savunulmasını sağlar oldular.

Dünyanın gittiği bu ilkel, insani değerlerden uzak, insanın yaradılış amaçlarına aykırı, insanın değersizleşmesi merkezindeki bu düzenin tersine çevrilmesi için; bilinçli bir toplum oluşturma hedefinde eğitimin aileden başlamak  kaydı ile felsefesinden, program yapısına, program yapısından uygulama sürecine, düzenlenen eğitim durumları planlamasından, uygulayıcılarının eğitimine varıncaya dek, her alan yeniden kurgulanmalı, bu alanda yeni bir yapıya odaklanılmalıdır.

Metin AKGÜN
Türk Ocakları Elazığ Şube Başkanı

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü