Türk Dünyası Yardım Kampanyası

Yaratılan Herkes Hizmete Vazifelidir…

30 Ocak 2013

Cenâb-ı Hak şöyle buyuruyor: “Allah (inkârcılara): ‘Yeryüzünde kaç sene kaldınız?’ diye sorar. Onlar, ‘Bir gün, ya da bir günden daha az bir süre kaldık. Hesap tutanlara sor!’ derler. Bunun üzerine Allah şöyle buyurur: “Çok az bir zaman kaldınız. Keşke bunu (daha önce) bilmiş olsaydınız.” “Sizi boşuna yarattığımızı ve bize tekrar döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?” (1)
Yeryüzünde az da kalsak, çok da kalsak, kaçınılmaz son yaşanacak. O halde yaşanacak son gelmeden, verilen süreyi doğru yaşamak, gerçek kazanç olsa gerek.
Bilmek lazım…
Dünyada akıl sahibi kimselerin tasarrufunda olan her şeyde iki yol vardır.
Biri İslâmi; diğeri de gayri İslâmidir.
Biri imani; diğeri de küfridir.
Biri Rahmani; diğeri de şeytanidir.
Bu süreçte karar bizim, yaşadığımız/yaşayacağımız sonuç bizim.
Kardeşce mi, düşmanca mı? Hasımca mı, hısımca mı?
Oysa Allah (c.c.) doğru yolu ikaz edip de gösteriyor bizlere. Aklımızı kiraya vermemişsek.
Kur’an-ı Kerim’de  buyrulduğu üzere;  Mü’minler ancak kardeştirler.”(2) derken, kardeş olmanın aksinin bile akla gelmemesi gereğini ne güzel ifade ediyor değil mi?
Nitekim  Peygamber Efendimiz (S.A.V.)  hadis-i şeriflerinde  şöyle  buyurmaktadır: “Müslüman müslümanın  kardeşidir. Ona ne zulmeder, ne de onu  yalnız bırakır.Kim, kardeşinin  ihtiyacını giderirse, Allah da o  kimsenin  ihtiyacını giderir. Kim  bir müslümanın sıkıntısını giderirse, Allah  Teala da o kimsenin  kıyamet günü sıkıntılarından   birini giderir. Kim, bir müslümanın (ayıbını) örterse, kıyamet gününde Allah da onun ayıplarını örter”(3) derken, bu ilkeye dayalı yaşadığımız kadar huzur bulabileceğiz şu fani dünyada…
Aynı dine ve aynı kitaba inanan, aynı Peygambere ümmet olan, aynı kıbleye yönelen biz mü’minlerin, birbirinden ayrılması mümkün değildir. Camide namaz kılarken nasıl ki aynı safa dizilip omuz omuza kenetlenip Rab’bimize yöneliyorsak, sosyal hayatta da  birbirimizle öyle kenetlenmeliyiz.
Bu ilkeye uygun olarak sadece kendimizin yaşaması yeterli mi?
Unutmamak gerekir ki; nefsini değil neslini kurtarmaya yönelmeyen, nefsini de kurtaramayabilir…
Neslinizi kurtarmak nasıl olacak?
Nefsinin doyumsuz isteklerini karşılamak değil, nesline hizmete yönelmekle sağlanacak.
Bu açıdan, Milletler geleceklerini, yetiştirdikleri nesillerin eğitim ve öğretimine gereken önemi vererek ve onları en güzel şekilde eğiterek garanti altına alabilirler.
Unutmamak gerekir ki, nesillerimiz Allah’ın bize birer emanetidir. Emanete sahip çıkmak, iyi bir eğitim almalarını ve ahlâklı yetiştirilmelerini sağlamak onların hakkı olduğu gibi bizim de en önemli vazifelerimizdendir. Her alanda gelecek kuşaklarımıza gerekli eğitim ve öğretim imkânlarının sağlanması aynı zamanda toplumsal bir ödevdir.
Bu ödev sadece örgün eğitim kurumlarında, okullarımızda bitmiyor. Asıl tehlike okul dışında yaşanabilecek süreçtedir. O halde vazifenin odağında okul zamanı dışında kalan sürede neslimize nasıl hizmet edeceğimiz sorusunun cevabı yatmaktadır.
Serbest zaman denilen, okul dışında geçen sürede; gerek bireysel ve gerekse toplumsal düzeyde ilme giden yolları açma ve ilmin önündeki engelleri kaldırma gayreti içinde olmalıyız. Birikimlerimizi paylaşmalı, birikimi olan ilim ehlinin neslimiz hizmetinde hizmet etmesi için onlara fırsat sağlamalıyız. Bizden daha profesyonel olanlardan yardım almalı, süreci daha verimli kılmalıyız.
Okulların programlarında olmayan, ancak neslimizin yarını açısından önemli olan, bilgi ve becerilerin neler olacağını da ehil insanlarla istişare ile tespit etmeli, bu tespitten hareketle, çocuklarımızı hayata hazırlamak için onlara karşılık beklemeden hizmet etmeliyiz. Çocuklarımızla refahımızı paylaşmak yerine, hayatımızı paylaşmalıyız.
Öğrenen ve öğretenin fazilet ve üstünlüğünü bildiren; “Kim ilim elde etmek için bir yola girerse Allah onun için cennete giden yolu kolaylaştırır ve şüphesiz melekler ilim öğrencisinden hoşnut oldukları için kanatlarını indirirler. Şüphesiz göktekiler ve yerdekiler, hatta sudaki balıklar bile ilim isteyen için istiğfar ederler. Gerçekten âlimin âbidden üstünlüğü ayın diğer yıldızlardan üstünlüğü gibidir. Muhakkak âlimler peygamberlerin mirasçılarıdır. Şüphesiz peygamberler ne altın ne de gümüş miras bırakırlar. Peygamberler miras olarak ancak ilim bırakırlar. Bundan dolayı kim, peygamberlerin mirası olan ilmi elde ederse tam bir hisse almış olur”(4) Hadîs-i Şerif’i hizmet anlayışımızda bizlere yol göstermelidir. Katlanacağımız fedakârlık, yarınları kazanmak yönünde neslimize hizmetin manevi hazzı ile doyumsuz olacaktır. 

-----------------
1 Mü’minûn, 23/112-115
2 Hucurat 49/10
3 Buhari,Mezalim,3.Riyazu’s Salihin;1/284
4 Ebu Dâvud, İlim, 1 ;İbni Mâce, Mukaddime, 17

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü