Türk Dünyası Yardım Kampanyası

Mevlit Kandilimiz Mübarek Olsun…

22 Ocak 2013

Rebiu’l Evvel ayının on ikinci gecesi, Mevlid kandilidir. Bundan asırlarca önce; takvimlerin kutlu doğum gününü göstereceği günlerde, Yahudiler, Hıristiyanlar, Kâhinler ve dünya, bu müjdelenen peygamberi bekliyordu.
Bu peygamberin geleceği zamanda ise, dünya, şer güçlerin egemenliği altında kıvranıyordu. Zulüm, fuhuş, fitne-fesat ve barbarlık haddini çok çok aşmıştı. Kız çocukları diri diri gömülüyor, kadınlar şehvet malı olarak pazarlarda sergileniyor ve güçsüzlere yaşama hakkı verilmiyordu.
Kan içen yarasaların sultan, eşkıyaların ise vezir olduğu bir dönemde; dünya, avuç açmış, o kurtarıcıyı bekliyordu.
Kardeşin, kardeşe diş bilediği, insanlığın en küçük değerinin bile tanınmadığı, insanların hayvanlara gıpta ettiği, hayvanların dahi insanların hareketlerinden utanç duyduğu bu zaman diliminde; dünya, müjdeleyici ve kurtarıcı bir rahmet peygamberine sancı çekiyordu.
İşte böyle bir bekleyiş ve ihtiyacın çağırdığı bu Rahmet Peygamberi, Milâdi 571 yılı Nisan ayının Yirmisinde, bir Pazartesi günü sabaha karşı dünyaya geldi. O gün bütün âlem; Âlemlerin Efendisi’nin doğumuna şahitlik ediyordu.
Hiç şüphesiz, Peygamber Efendimizin dünyayı teşrifleri, insanlık tarihinin en müstesna hadisesidir.
Kur’ân-ı Kerîm, onun kâinatı kuşatan özelliğini şöyle dile getirir: “(Ey Muhammed!) Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.” (1) O, başta insanlığa ve bütün varlıklara Allah’ın bir rahmeti ve bereketidir.
O, kutlu ve mutlu Efendi’nin doğumuyla; dünyada pek çok harikulâde olaylar meydana gelmiş, azgın ve diktatör putperestlerin saltanatları sallanmaya başlamıştı.
Kisra sarayının sütunları yıkılmış, burçları çatlamış, Mecusilerin bin yıllık yanan ateşleri sönmüş ve Sava gölü kurumuştu.
Aslında yıkılan; Kisra sarayı değil; Kisraların, despotların ve zalim diktatörlerin saltanatlarıydı.
Mecusilerin sönen ateşi; aslında dünya küfrünün ve müşriklerinin gönüllerinde yanan şirk ateşiydi.
Kuruyan; Sava gölü değil, inkârcıların, putperestlerin, hükümranlıkları ve azgınlıklarıydı.
Aziz Gönül Dostları,
Bugün,
İbadetlerimiz adetleşiyor… Adetlerimizin dinleştirildiği zamanı yaşar gibiyiz…
Çağdaş Kisra’ların sarayları yükseliyor, zalimler alkışlanıyor, hatta kurtarıcı görülüyor… İnsanlık, küfrün ateşinde ısınmak için koşarken, gönüller çölleşiyor… Rahmet peygamberinin çağırdığı kardeşlik, yerini çıkarın, menfaatin doğurduğu nifakla, ayrışıyor, biri birine düşman, biri birine hasımlar haline geliyor.
Evet,
Bütün müminler biri birinin kardeşidir diyerek, kardeşliğe davet eden Rahmet Peygamberinin, doğduğu gün yaşanan ve istenmeyen hallerin benzerlerinin yaşandığı zaman diliminde değil miyiz?
Bu kötü halden çıkış; yine onda. Onun tebliğindeki güzelliklere yönelmekte, o samimi teslimiyeti yeniden kazanmaktadır.
Bunun için,  Âlemlere sığmayan bir sevdanın Peygamberi’ni, sadece “Mevlid Gecelerine” ve “Kutlu Doğum Haftalarına” sığdıramayacağımız şuurunda olarak, bizleri kardeşliye davet eden Rahmet Peygamberinin; Ensar ve Muhacir örneğinde en somut biçimde görüldüğü gibi kardeşliğin temini, tesisi ve devamı için, yaşadığımız her günü bu şuur içinde idrak etmeli, doğduğu günün güzelliklerini yaşamaya odaklanmalıyız.
Ancak o zaman, “bütün müminler birbirinin kardeşidir” ilkesine dayalı; birbirimizle kardeş olmayı, arkadaş ve dost olmayı; sevinçte ve kederde bir ve beraber olmayı yeniden yaşayabiliriz.
Ancak o zaman, toplumsal çözülmenin yaşandığı günümüzde; bireysel ve toplumsal ilişkilerimizi, beklentilerimizi ve ahiretimizi yeniden düşünüp, kaybolmaya yüz tutmuş değerlerimizi yeniden kazanabilir, değerlerimizi yaşamayı başarabiliriz.

-----
(1) Enbiyâ, 21/17.
Metin AKGÜN
Tem-Sen Malatya İl Temsilcisi
Eğitim 2023 Derneği Elazığ İl Temsilcisi

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü