Türk Dünyası Yardım Kampanyası

Hırs

27 Mayıs 2013

Hırs; sözlükte "bir şeyi şiddetle arzu etmeona aşırı derecede tutkun olmasonu gelmeyen istek, aç gözlülükgibi anlamlara gelen hırs,bir ahlâk terimi olarak, belli bir amaca erişme hususunda kişinin bütün benliğini saran arzu ve tutku demektir.

İnsan doğası gereği, yaradılışta kendisine bahşedilen yetenek ve yerlikleri, fiziki ve duyuşsal alanda verilen özellikleri kullanarak yaşar. Ancak hayatı algılaması, yaşama amacı, yaşam tarzı dünyevi ve uhrevi akıbetini de tayin eder. Çünkü insan boş yere yaratılmadı…

“Biz insanı sınavdan geçirmek amacı ile karışım nitelikli bir sıvı damlasından yarattık. Bunun için onu işitme ve görme yetenekleri ile donattık.” (İnsan,76/2) diyen Yüce Allah (c.c.), insanı karışım nitelikli su damlasından yaratırken iş olsun diye, boşuna ya da rasgele yaratmadı. Tersine onu sınavdan geçirmek için, imtihan etmek için, denemek için yarattıBundan dolayı o, insanı "işitici" ve "görücü" yapmış, yani onu gerekli duyu organları ve algılama yetenekleri ile donatmıştır. Amaç onun algılayabilmesi, karşılık verebilmesi, nesneleri ve değerleri kavrayabilmesi, bu algılara ve kavramalara dayanarak hüküm verebilmesi ve seçim yapabilmesi ve yaptığı tercihlere göre sınavını başarı ile geçmesidir. (Fizilali’l Kur-an).

Bu imtihanda nirengi noktası, yaratılıştan kendisine verilen ayırt edici özellikler, yetenekler, yeterlikler, duygulardır. İnsana düşen ise, yetenek ve yeterlikleri ile duyu ve duyguları arasında dengeyi kaybetmeme, göstermesi gereken olgunluğu yaşamasıdır.

Yine Allah (c.c.), “Kadınlara, evlâdlara, tartı tartı biriktirilmiş altın ve gümüşe, otlağa yayılmış atlara, küçükbaş hayvanlara ve ekinlere karşı aşırı tutkunluk insanlara cazip gösterildi. Bunlar dünya hayatının nimetleridirOysa asıl varılacak yer Allah katındadır. (Al-i İmran/14) derken, onların fıtri oluşumlarının bu eğilimi kapsadığına işaret etmektedir. Bu nedenle onlara sevimli ve hoş görülmektedir. İnsanda bu "arzulara" yönelik bir eğilim vardır. Bu onun temel yapısının bir parçasıdır. insan yaratılışında bu eğilimi dengeleyen, insan hayatının yalnız bu tek yönde boğulmasına ve yüce duygularının gücünü ve ilhamını yitirmesine engel olan bir yön daha bulunduğunu da göstermektedir. İnsan fıtratının bu diğer yönü; yüce hedeflere doğru yönelme yeteneği, nefse hakim olma, bu "arzulara" tümüyle yönelirken nefsi en sağlıklı sınırda durdurma yeteneğidir. . Bu ikinci yetenek birinci yeteneği düzene sokar, terbiye eder, onu kirden, pisliklerden arındırır, onu güvenli bir düzeye çıkarır. Öyleyse fıtratın bu yönü, insanlığın yüce hedeflere doğru yükselme ve yücelme çizgisidir. "Zevklere aşırı düşkünlük insanlara süslü (çekici) gösterildi." İfade biçimi onları pis görmeyi ve onlardan tiksinmeyi çağrıştırmıyor. Yalnızca yapısının ve etkenlerinin bilinmesi ve yerli yerince kullanılıp bu sınırın aşılmaması, hayatta kendisinden daha değerli ve yüce şeylerin üstüne çıkarılmaması gerektiği belirtilmiştir. (Fizilali’l Kur-an).

Meariç Suresi (19-21.) ayetlerinde; “Doğrusu insan hırslı ve huysuz yaratılmıştır. Kendisine kötülük dokundu mu sızlanır. Kendisine hayır dokundu mu yoksullara yardım etmez." yer alan ifadelerde; temel çizgileri ile bir insan beliriyor. İnsan; Hırslıdır... Kötülük dokundu mu sızlanır. Acısı karşısında ahlar, vahlar. Kötülüğe uğradım diye dövünüp durur. Bu durumun sürekli olduğunu, bir gün düze çıkmayacağını sanır. İçinde bulunduğu anın ebedi olduğunu, bu durumu değişmez kaderi zanneder. Başına gelen kötülüğün girdabında içinde uyanan kuruntularla ruhunu hapseder. Bir çıkış yolunun olabileceğini tasavvur edemez. Yüce Allah'ın bu durumu değiştirebileceğini beklemez. Bu yüzden ahlayarak, vahlayarak yer bitirir kendini. Hırs içini kemirir. Çünkü gücünden destek alacağı sağlam bir yere yaslanmamıştır. Umut bağlayacağı, yardımını umacağı bir merciye yönelmemiştir... Bir iyilik görmesi takdir edilince de dört elle sarılır, kimseye bir şey vermez olurBu iyiliğin kendi emeğinin ürünü, kendi kazancı olduğunu sanırBu yüzden başkasına vermeye kıyamaz sırf kendisi için biriktirirGitgide sahip bulunduğu malın esiri olurServet hırsının kulu kölesi olur. Çünkü rızkın gerçek mahiyetini ve rızk üzerindeki kendi rolünün, etkinliğinin farkında değildir. Rabbinin katında ondan çok daha hayırlı ve kalıcı olan nimetlerden haberi yoktur.” (Fizilali’l Kur-an).

Bireyin kamil insan olma sürecindeki İmtihanında arzu edilen; bireyin, fıtratına uygun hareket etmek, ona realitesinden hareketle fıtrattan gelen duyguları baskı altına almaya ve kökünden söküp atmaya değil, eğitmeye ve ilerletmeye çalışmanın önemine dikkat çekmek, bireye bu yönde kılavuz olmaktır.

Hırs kontrol altında olmadığı süreçte bireysel ve toplumsal açıdan olumsuz sonuçlar doğurmakta, felaketler zincirine başlatmakta, telafisi imkânsız dönülmez yollara sürükleyebilmektedir. Hırsın olumsuz görülmesi, sakınılması gerektiği hususu da bu noktada anlam kazanmaktadır.

Meselâ; Yahudilerin dünya hayatına olan aşırı düşkünlükleri hırs kökünden gelen kelimelerle anlatılmıştır (Bakara, 2/96).

Hz. Peygamber, yöneticilik ihtirası taşıyanları yermiş; (Buhârî, Ahkâm, 7; Müslim, İmâre, 14; Müsned, II/148), "İnsanoğlu yaşlansa da onda iki şey, hırs ve haset genç kalır" (Ahmed, III/115, 119, 169), "İnsanoğlunun iki vadi dolusu altını olsa mutlaka bir üçüncüsünü ister, onun gözünü ancak toprak doyurur, tevbe edenlerin tevbesini Allah kabul eder" (Buhârî, Rikâk, 10; Müslim, zekat, 116, 119; Tirmizî, Menâkıb, 32)buyurarak hırsın olumsuz yönüne dikkat çekmiştir.

Hırsın makul sayıldığı haller de var. Ancak hayır ile şer noktasında bireyin yeterliğinin artırılması gerek…

Meselâ Hz. Peygamber, iyilik peşinde koşan bir kişiye "Allah hırsını arttırsın" diye dua etmiştir (Buhârî, Ezan, 114; Ebû Dâvûd, Salât, 100; Müsned, V/39). İnsanın gerçekçi olması ve isteklerine bir sınır çekmesi gerekir.

Medine Müslümanlarından Sâlebe'nin mala, mülke karşı aşırı derece hırsının felaketini nasıl hazırladığı, “- Yâ Resûlâllah, Allah'a dua et de zengin olayım,” isteğindeki ısrarı karşısında; Hz. Peygamberin; - “Şükrünü yapabildiğin az mal, şükrünü yapamadığın çok maldan hayırlıdır.” Demesine karşın, ısrarının devamı sonrasında “"Seni hak Peygamber olarak gönderen Allah'a yemin ederim ki, eğer beni zengin ederse, fakir fukarayı koruyacak, her hak sâhibine hakkını vereceğim." Sözü sonrası aldığı dua neticesinde ulaştığı zenginlik yaşadığı hallerin olumsuzlukları sonrasında nüzul eden ayetle; Sâlebe'nin münafıklar sınıfına düştüğü örneği yeterli misaldir. Ancak, bu misal bugün ne kadar etkilidir bizler üzerinde?

Bu olumsuzluklar dünde vardı, bugün de var… Sebep aynı… Aynı sebebe dayalı yaşanır olması da insanın yaradılışındaki özelliklerin ıslahı yönünde alınması gereken tedbirlerin eğitim sürecinde eksik kalışı olduğunu düşünüyoruz.

Bugünde, insanlar nefisinin tatmini yönünde mala, paraya karşı sürekli artan zaafı, bu yönde yaşanan hırsın sınırsızlığı, çevreye karşı bu tavır ve duruşun doğurduğu zulüm örneklerini sıralamak, örneklemek edebe uygun olmaz

Bu olumsuz örnekler, kamu hizmetinde çalışanlarımızdan, ticaret sahasında çalışanlara, siyaset sahasında yoğun uğraş üzere çalışanlardan, kırsalda mukim olan insanlarımıza dek toplumun her katmanına yayılmış ve yaşanırken, az bir dünyalık para mal edinmek için yapılanlardan, bir makama ulaşmak, veya bir makamı korumak yönünde yapılan ve yaşanırken, bu hallerin yaşanmasını normal kabul eden topluma dönüşüyoruz. Bu yönümüz yanı sıra asıl tehlikeli olanın ise bu hallerin normal kabul edilmesi yönündeki toplumsal yozlaşma boyutlarıdır.

Düşünen her insan kendini, çevresini bu değere dayalı mütalaa etmeli, hata üzere olan dostlarını uyarmalı, ebedi hüsran öncesi kurtarmaya çalışmalıdır. Yarın çok geç olmadan…

Kendimizi endekslediğimiz batı medeniyetinin olumsuzlukları doğrunun çiğnenmesine gerekçe olmamalıdır.

Batı kendi medeniyet anlayışı, kültürel alt yapısı içinde, devamını sağlama açısından, insanı kendinden daha aşağı yaratılanla izaha odaklanarak, insanın değersizleşmesi, kendini değersiz olduğu kabulü ile zihinsel bir bilinçaltı oluşturulmasına yönelmiştir.

Neden?

Darvin’in insanı ilken yaratılanlara bağlamasının tesadüf olmadığını düşünüyoruz. İnsanı, maymuna, daha öncesinde de bir hücreli yaratıklardan türedi diye açıklamalar getirmesinin altında, insanın bu dünyadaki hakiki değerinden kendisinin haberdar olmasının önüne engel oluşturmadır.

Düşünme, konuşma ve bilgi üretme özelliklerini kaybeden varlığın hayvandan, bir hücreli yaratıktan, taştan farkı olmadığı bilinçaltı oluşturan batı, insanın değer kazanmasının ancak, kendi kazandığı güçle olacağını, toplumda güçlü olanın yaşama hakkı olduğu sayıtlısı ile insanları güce odaklandıran, güce ulaşmaya çalışan bireyler olması gerektiği söyleyen, zayıf oldukları an yok olmasının, yok edilmesinin normal kabul edilmesi gerektiği anlayışını savunur.

Bu anlayışlarıyla, toplumda nefsi için yaşayan bireyler yetiştirdiler. Sistemlerinin devamının buna bağlı olduğunu görüp, eğitimlerini bu anlayış doğrultusunda kurguladılar. Güçlü olan yaşar, güçlü olmayanın yaşama hakkı da olmamalı dediler. Güçlü oldukları her an kendileri dışında herkesi, her şeyi kullanmayı hakları bildiler. Bunun öğretilmesine odaklandılar. Bu anlayış toplumsal bağlamda insanları güçlü olana yakın oldukça, güç kazanacaklarını hissettirdiler. Karşısındakilerde; güçlüye biat ettikçe, ona hizmet ettikçe, onların izin verdikleri ile yaşama garantisine ulaşacaklarını görenlerden oluşan, şahsiyetsiz, çıkarcı, menfaatperest bir toplum yarattılar.

Bu anlayışın etkisinde eğitilen insan, nefsi için yaşarken, doyumsuz nefsinin tatmini için her şeyi hakkı gördü. Ekonomik sistemlerini de “bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” diyerek vahşi yapı mantığında kurguladılar.

Bu kurguyla zulüm yasal sayıldı, normal kabul edildi, gücün her şeye hak kaynağı algısını vitrine çıkarıldı. Batı medeniyetinin çöküşünün temeli olacak olan ve “Hüsranda oldukları” tespitinin muhatabı olan medeniyetin olumsuzlukları yerine hüsrana uğramamanın çaresi olan ipuçlarına uygun yaşama reçetesinin uygulamada kılavuz edinilmesi, günlük yaşam karşılığının eğitim sürecinde somutlaştırılarak nefisimizden çok, neslimizin kurtuluşuna hizmet edilmesi günüdür bugün…

Çünkü, kontrolsüz kalması halinde, başkalarının canına, malına, mevkiine, namus ve şerefine zarar verici sonuçlar doğuran hırs; sadece ferdin dinî, ahlâkî ve psikolojik hayatına zarar vermekle kalmaz, aynı zamanda sosyal hayatın düzenini bozar, toplumda barış, kardeşlik, adalet, eşitlik, özgürlük gibi yüce değerleri öldürür, haksızlık ve zulümlere yol açar.

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü