Türk Dünyası Yardım Kampanyası

Medeniyet Medeniyet Diyoruz Ya…

24 Temmuz 2013

Bir toplumun tarihsel süreç içinde ürettiği ve kuşaktan kuşağa aktardığı her türlü maddi ve manevi özelliklerin bütününe kültür denir. Kültür, bir toplumun kimliğini oluşturur, onu diğer toplumlardan farklı kılar. Kültür,  toplumun yaşayış ve düşünüş tarzı olup, toplumun taşıdığı ve öteden beri getirdiği sosyal mirasın bir bütünüdür.

Kültür ile ilgili farklı sınıflandırmalar yapılabilmektedir. Bunlardan biri modernlikle ilişkilendirilen uygar (medeni) kültür, diğeri de ilkel kültürdür. İlkel kültürlerin bilgileri gündelik hayat ihtiyaç ve sorunlarını karşılayan pratik bilgilerden ibaret iken, yazılı bir dile, bilime, felsefeye ve yüksek derecede uzmanlaşmış iş bölümüne, karmaşık bir teknolojiye ve siyasal sisteme sahip olduğunda bu kültür uygar kültür (medeniyet) denilebilir.

İlkel kültürde kırsalda yaşayan çocuğun pratik hayat bilgisi şehirde yaşayan çocuktan fazladır. Uygar kültürde ise bilgi iyice gelişmekte, karmaşıklaşmakta ve bilginin sadece bir kısmına sahip olunabilmektedir.

Modernleşme kuramı ise; modern ve geleneksel olarak nitelenen iki toplum tipine vurgu yapar. modernlik medeniliğe tekabül ettiği halde, geleneksellik tam olarak ilkelliği kapsamayıp, ilkellikten modernleşmeye uzanan tek yönlü gelişim çizgisinde modernlikten önceki gelişim safhalarını ifade eder.

Medeniyet bir sosyal kültür biçimi şeklinde tanımlanabilir. Medeniyetin başlangıcının, şehirlerin meydana çıkmasıyla başladığı söylenebilir.

Toynbee, medeniyetlerin kaçınılmaz olarak doğum, büyüme, çözülme ve yıkılma süreçlerini yaşadığını böylece medeniyetlerin birbirlerinin üzerine oturdukları tezini ileri sürer.

Medeniyet, insan hayatında yaşam kalitesini artırması, toplumsal huzur ve güven ortamını temin, tesis ve devamını emniyet altına alması ile anlam kazanmaktadır.

Medeniyetin bir boyutunda incelik ve zarafet olduğu söylenir. Orta çağda oldukça önemsenen, bizde de zaman içinde önemli bir gösterge olarak lanse edilen, incelik ve zarafet hedefine dönük yaşanan süreçte; “insanların birbirleriyle olan günlük münasebetlerinde incelik ve zarafete doğru önemli bir ilerleme olmuş mudur?” Osmanlı Devletinden günümüze geçen periyotta küresel ölçekte tartışılması gerektiğini düşünüyoruz.

Batı Medeniyetinin insanın/toplumun, (kimseyi ayrıştırmadan, ötekileştirmeden)   ihtiyaçlarını gerçekten karşılayıp karşılayamadığı bu gün tartışılması gereken bir başka husustur.

Dünyayı istila etme eğilimde olan medeniyetin insana/topluma ne kazandırdığı/kazandıracağı husus bugün tartışılması gereken iyileştirilmeye açık alanımızdır.

Medeniyet bir toplumda zarafet ve inceliği getirirken, bir yandan üretilen eşyayı diğer yandan da tavır, hareket ve düşünüş tarzını dizayn eder.

Yaşam sürecindeki bu incelik içinde bir gereklilik var mıdır? Bu düşünülmeden yaşanan/yaşanması gereken hal midir? Sorularının pek düşülmeden bireysel ve toplumsal bazda yaşandığını düşünüyoruz.

Zarafet ve incelikteki ifrat derecesi, rahatın keyfe, güzelin fanteziye dönüştüğü noktada ortaya çıkıyor. İşte bu noktada zarafet; “inceliği verirken, karşılığında içtenliği alıyor.” Sonuçta insanlar içtenlikle kendilerine ait olmayan bir yaşayış içerisine hapsoluyor. Bu süreç, insanı kendine ait olmayan bir hayata mahkûm ederken, bir başka yönüyle de bu anlayıştaki medeniyet, bir başka açıdan; insan refahı-mutluluğu-huzur merkez alındığında; insanı küçülttüğü de söylenebilir.

Medeniyetin ürettiği zarafet lüksü, bu da keyif ve fanteziyi ve neticede refahı üretirken, bu refah, toplumun bir kesiminin namına diğer kesim tarafından elde ediliyor.

Bir tarafta zarafet ve refahın iç içe olduğu azınlık bir kesim, diğer tarafta; zarafet özentisi içerisinde yaşayan, bu yolda çevresi tarafından aşağılanmamak, dışlanmamak için her şeylerini feda etmek zorunda kalan diğer insanlar yaşıyor.

Batının algısındaki medeniyet, toplumda sınıflaşmayı ve insanın insanı sömürmesini doğurduğu gibi, bu sömürü anlayışı günümüzde de farklı isimler altında devam etmektedir.

Böylece zenginlik toplumun belli bir kesiminde birikirken diğer kesim fakirleşir. Oysa, medeniyetin günümüzde aldığı bu hal; Kur’anın “Ta ki (bu mallar) içinizden (yalnız) zenginler arasında dolaşan bir devlet olmasın (59/7) ayetine mahaliftir.

Medeniyetteki bu gelişme, toplumda bina, elbise, tabak, çanak gibi maddi nesnelerin zevk merkezinde, inovasyon ismi altında şekilden şekle girmekte, insanların özentileri körüklenmekte, ürünün işlevselliği yerine tüketmeleri körüklenmektedir. İnsanlar medenileştikçe körüklenen duygularının tatmini yönünde yaşarken sınırsız olan özentilerine dayalı, buna inanmayan, bunun dışında kalmayı tercih edenler dahi özenti esiri olan aile bireyleri arasında yaşanan çatışmalar altında aile içi dolayısıyla toplumsal huzuru da risk etmektedir.

Bu yaşam tarzı; aile içinde masrafları artırırken, yoğun bir israf hayatın her safhasını kuşatmakta, toplumda kazanmadıkları parayı harcama eğilimi artmakta, kredi kartlarındaki artışın toplumsal yıkımın eşiğini oluştururken, kontrolsüz bir şekilde kazançlarını sarf eden insanlar, pek de gerekli olmayan suni olarak artması körüklenen ve  zihin kontrolü de uygulanarak yaratılan talep ve ihtiyaçlar karşısında insanlar zenginlik temini için meşru yolların dışına çıkmaktadırlar. Bu halde; toplumda gasp, kumar, hırsızlık vb. süratle yaygınlaşmasını tetiklerken, nefsin tatmini peşinde her türlü lezzeti tatma yönü körüklenen toplumda, zina ve lutilik gibi ahlaksızlıklarda da artış riski gözden kaçmamalıdır.

Medeniyet sürecinde toplumsal huzur ve refah açısından yaşadığımız bu tür olumsuz yönler tarihi derinliği olan kültürel yapımızla da tenakuz oluşturmaktadır.

Ancak, bu gün yaşamaya çalıştığımız medeniyet, batı medeniyetinin kültürel derinliği ve kendi çıkarlarını maksimize etme anlayışına dayalı bir yol haritasıdır.

Batı medeniyeti, küresel ölçekte hâkimiyetinin sağlamlığı ve devamı açısından sistem yaklaşımında ele alarak, toplumsal yapının her boyutunun dizaynını merkez almıştır. Sistemin devamında başarısının en önemli nedeni de “ilk ve orta eğitimin Batılı kültürel ve medeniyet anlayışları içinde düzenlenmesi”dir. O nedenle Batı’nın, küresel güçlerin artık yayılmak için  ayrıca bir felsefe üretmesine de gerek kalmamıştır.

Bu gün, “Medeniyet”in, insan hayatında yaşam kalitesini artırması, toplumsal huzur ve güven ortamını temin, tesis ve devamını emniyet altına alması ile anlam kazandığını göz önüne alarak değerlendirdiğimizde; bu gün yaşanan ve gittikçe kaosa dönen, toplumsal çözülmeye de zemin hazırlayan risklerden kurtulmak, küresel güçlerin elinde kullanılan argüman olmaktan kurtulmak, öncelikli hedefimiz olması gerektiğini düşünüyoruz.

Çözüm için, bu mesele, geniş boyutlarıyla kavranarak ele alınmalıdır. Kavrayışımızdaki kökten ve şümullü ele alış, çözüme radikal yaklaşımımız çözümdeki tedbir zenginliğimizi artıracaktır. Çünkü gerçekte meseleyi kökten kavrayan kişi, o meselenin nihaî çözümünün pek de elinde olmadığını da kavramış sayılır.  Bu gerçek meselenin önemine işaret eder ki, milli birlik ve beraberliğimizin sağlanması ve devamı açısından da güçlüğü yanında kapsamına işaret eder.

Bunun için her toplum için düşünülmesi gereken yönüyle bizim de, kendi kültürel derinliğimiz ile kendi medeniyet kurgumuzu, kalkınmamız, ekonomik bağımsızlığımızın sağlanması, ekonomik teröre  karşı başarı sağlanması, milli birlik ve beraberliğimizin temin, tesis ve devamı açısından; okul öncesinden başlamak kaydı ile örgün ve yaygın öğretim kurumları öğretim/eğitim programları öncelikli olmak şartı yanı sıra, kitle iletişim araçlarında da  görsel ve yazılı medyada da karşılığını bulan yönüyle program anlayışımız sistem yaklaşımında sorgulanmalıdır. Bu sorgulamanın; toplumun her kesiminin geniş katılımının sağlandığı, sürenin de o ölçüde geniş tutulduğu bir “Milli Eğitim Şurası” planlaması yapılarak, sistem anlayışı içerisinde, gerektiği, uygulayıcı olan eğitim sektörü işgören (öğretmen-yönetici-denetim yapısı) niteliği bazında  ele alınarak yapılması gerektiğini düşünüyoruz.

Kaynaklar

  1. Arnold Toynbee, Medeniyet Yargılanıyor, Terc. Ufuk Uyan, Yeryüzü Yay. İstanbul, 1980
  2. İsmet Özel, Üç Mesele:Teknik-Medeniyet Yabancılaşma, Şule Yay. İstanbul, 1995, 5.Baskı
  3. Muhammet BOZ, Üç Mesele: Teknik, Medeniyet Ve Yabancılaşma İsmet Özel'in Yaklaşımı Üzerine Bir Değerlendirme, (Yayımlanmamış metin)
Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü