Türk Dünyası Yardım Kampanyası

Nevzat Kösoğlu: Ülküsünü Kur’an’la Anlatan Adam!

12 Ekim 2013

Aynı çağın çocuklarıydık. Aynı inancın teslimiyeti içindeydik. Aynı idealleri paylaşıyorduk. Aynı gazetede yazılar yazdık. Sessizdi, önden giderdi, ancak öne çıkmayı istemezdi. Önde gözükmenin, hizmette önde olmanın tuzağı olacağına inanan, bu hassasiyetini koruyarak yaşayan bir ahir zaman dervişiydi. İnandıklarında ve savunduklarındaki samimiyetini ölesiye kadar korudu. Onun idealizminde nurcu kesime ret mantığı olmadığı için Said Nursi’yi yazıp kitaplaştırmaktan çekinmedi. Kendisine inanan kesimin kanaat önderi ve hatta düşünce mimarlarının önemlilerinden birisiydi. Yeni nesle kültürel zenginliği manevi donanımla sağlayabilecekleri yönünde telkinler yapan bir fikir adamıydı. Savurgan bir ideoloji adamı değildi. Ayakları yere basan neye inandığını, niye inandığını bilen birisiydi. Bunun içindir ki, danışılan insan oldu. Bir grup arkadaşıyla “Ötüken Neşriyat’ı kurarken, meselelerimizin bilgiyle çözülmesi gerektiğini savunuyordu. Bunun için eserine “Kitap Şuuru” dedi. Kösoğlu bu kitabında, değişik tarihlerde ve değişik yayın organlarında yazdığı önemli makalelerini bir araya getirdi. Tabii onun kitap çalışmaları yalnızca bundan ibaret değildi: “Konuşmalar, Türk Dünyası Tarihi ve Türk Medeniyeti, Milli Kültür ve Kimlik, Türk Kimliği ve Türk Dünyası, Eski Türkler’de, İslâm’da ve Osmanlı’da Devlet, Osmanlı ve Türk Milliyetçiliği, Said Nursi, Galip Erdem, Peyami Safa, Dündar Taşer, Küreselleşme ve Milli Hayat” gibi kitaplarıyla kültür tarihimizde yerini aldı. 14 ciltlik Büyük Türk Klasiklerini yayınladı.

8-10 Aralık 1994 tarihlerinde İlesam, Ankara’da II. Türk Dünyası Yazarlar Kurultayı’nı toplamıştı. Bu toplantıda bir konuşma yapma şansım oldu. Orada ısrarla, Türk Dünyasının bütünlüğünün edebiyatla sağlanabileceği üzerinde durarak şunları söyledim:

“Özellikle Ruslar önemli bir şey yapmışlar, bu esaret dönemi içerisinde göstermelik bir hürriyet vererek ‘siz kabile dilinizde kalın’ demişler. Bunun ötesinde siz dilinizi bugün 120 bin kelimeye ulaşmış Türk dilinin şemsiyesi altına taşımayın. Taşımayınca ne olacak, birbirimize yabancı olacağız. Artık bunun çözüm yolları üzerinde durmalıyız burada. Ben bu yönde “Türk Dünyası Edebiyat Ansiklopedisi” çalışmasının başlatılmasını teklif ediyorum.” (1) Bunun gerekçelerini ve getireceği faydaları da uzun uzadıya anlatmaya çalıştım. Bu teklifim ilgi de gördü. Sonunda teklifimizi Kültür Bakanlığı “Türkiye Dışındaki Türk Edebiyatları” adıyla yayın projesinin başlattı ve bu işin başına da çok isabetli bir seçimde Nevzat Kösoğlu’nu getirdi. Kösoğlu bu zorlu işin de üstesinden gelen gayreti gösterdi ve başardı. Onun en önemli hizmetlerinden birisi bu eserlerdir.

Nevzat Kösoğlu’nu yakından tanıyanları bir kenara bırakırsak, öyle sanıyorum ki, onun kurtuluş reçetesini ömrünü bütünüyle verdiği Türk-İslam davasındaki sadakatidir. Bunu en iyi yansıttığı görüşlerini de, Osmanlı’yı anlattığı yazıda bir bütün halinde görebilmekteyiz. Son yıllarda ‘ulusalcılık’ eğilimine yönelen bir kısım inanmış insanın Osmanlı’ya muhabbette aralarına mesafe koymaları, hatta tavır almalarına karşılık, Kösoğlu, hararetle Osmanlı mucizesinin dayandığı ana temellerin çok iyi anlaşılması gerektiğini vurgulayarak “Kurucu Güç ve Osmanlı Mucizesi” başlıklı makalesinde şunları yazar:

“Medeniyetleri kuran güç, her millette potansiyel olarak mevcuttu. Ancak, bu gücün tezahür edebilmesi güçlü bir şekilde motive edilmesi ile mümkündür. Bu ise, daima bir iman hâdisesidir; toplumu derinden kavrayıp sürükleyen, onun ruh gücünü hayata aksettiren, yâni, amele dönüştüren, bir bağlanıştır. Bu heyecanlı bağlanışla uyanan ve yükselen toplumun ruhi gerilimi, medeniyetleri kuran hayâtın dinamik gücüdür. Bu gerilimi doğuran insanın yönü, dünyaya bakış tarzı ve muhtevası, hareketin başarısı bakımından fazla önemli değildir. Önemli olan,  bu imana bağlanıştaki heyecan yüksekliği ve kültür taşıyıcı birim olarak toplumun her kesimini kaplamasıdır; yani ateşli ve yaygın bir bağlanış…” (2)

Kösoğlu, inanmanın insan hayatına getirdiği farklılığı ve sağladığı irade gücünü ise şöyle anlatır:

“İnanan, heyecanla bağlanan insan hürdür ve sevgi doludur. Daha doğrusu, fıtratındaki sevgi gücü hayata yansımaya başlar ve her şeyi kucaklar. Kültürü canlı ve kıvrak, insanları rahat ve anlayışlı kılan temel bir faktör de budur. İnsan hürdür, çünkü imanla bütün korkularından kurtulmuştur ve hayat karşısında son derece cesur ve ataktır. İman zayıfladıkça sevgi kaybolur ve fıtratındaki korku, hayattan kendisine yansımaya, onu kuşatmaya başlar; o zaman,  insan âtıldır, korkaktır ve hayatın esiridir. Bütün beşerî büyüklükler ruh gücünün bu tür doğuşları ile gerçekleşir.”

İman’ın amelle tamamlanması halinde ruhun kendi gücünü kaybedeceğini söyleyen Kösoğlu, sevginin de amelin ürünü olduğunun üzerinde durur. Bunların gerçekleşmesi için de, insanın sürekli yaratıcı gücünü kullanması gerektiğinin üzerinde durur ve  “Kültürün sürekli taze ve canlı kalabilmesi, yaratıcılığını kaybetmemesi, iman ve amel arasındaki bu canlı ilişkinin sürekliliği ile mümkündür” der. Arkasından Osmanlı’nın sistemi üzerinde durarak onu yedi asırlık bir hükümranlık başarısına götüren devlet felsefesinin bu iman ve amel bütünlüğüne dayandığının altını çizerek şunları yazar:

“Anadolu’daki insan unsurunu, Osmanlı’da ve İslam imanı mihverinde tezahür eden büyük hayat hamlesine, camiler, tekkeler ve medreseler hazırlar ve yönlendirirler. Medreseler, şeriatın emirlerini öğretir, öğrettiklerini nakli ve akli delillerle destekleyip benimsetmeye ve beşeri münasebetlerine hâkim kılmaya çalışırlar. Tasavvuf hareketi ise, şeriat emirlerinin kavranmasına ve heyecanlı bir hayat kuralı olarak yansımasına yardımcı olur. İkisi de hayatı aynı bakış açılarından ve aynı ölçülerle kavrar, aynı değerleri savunurlar. Ancak eğitimde biri cemiyet halindeki insanı, öbürü de tek insanı hedef tutar.”

Osmanlı yönetiminde, böyle bir anlayışın merkezinde ise cami vardır ve cami her ikisinin buluştuğu hayatın eğitimin merkezidir. Kösoğlu buna işaret ettikten sonra, “Tasavvufun, insanın içini temizleme hareketi, bugün daha iyi anlaşılmaktadır ki, kişiyi heves ve ihtiraslarından, şuuraltının zaaf ve karanlıklarından kurtarma ve onu yüksek, kalıcı değerlere bağlama hadisesidir” yorumunda bulunur.

Nevzat Kösoğlu, Osmanlı’nın devlet nizamını anlatırken, onun bütün unsurları bir ideal etrafında, bir heyecan ve aşk içerisinde tutan dinamik güçün İslam olduğunu sıkça tekrarlar. Osmanlı ruhunun hasretle mayalanması sonucudur ki, mimari böyle şekillenmiş, ses ahengi böyle ‘Kızıl Elma’ya kanat açar. Bunu sağlayan ise, fetihçi kültürdür. Bu kültürün heyecanı ve insanları aşka getiren idealidir. Sevgi bununla başlar, güven bununla oluşur. Otoriteye itaat bu teslimiyet ruhuyla sağlanır. Çünkü “İmparatorluğun her yanında, padişahtan çobanına kadar herkes aynı kitapta fetvayı alarak hayatını temin eder. Unutulmamalıdır ki, Avrupa cemiyetleri ancak on dokuzunda asrın ortalarından itibaren başlayan hukuk kodifikasyonu hareketleri ile böyle bir birliği sağlama, ahengi kurabilme yoluna gidebilmişlerdir. Osmanlı da, başından itibaren, yazılı veya yazısız, ölçüler aynıdır; kitap tektir” (3) ve o kitap ise Kur’an’dır!..

Belirtmekte fayda vardır; Nevzat Kösoğlu, heyecan ve yön verdiği insanlara telkininde, Kur’an çizgisinin dışına çıkmamıştır. Onun bu yöndeki görüşlerinin toplandığı önemli eseri, “Kitap Şuuru”dur.  Bu kitaba ‘Deneme’ dese de, aslında o formatının dışında tamamen fikri ve felsefi disiplinle yazılmış yazılardır. Buradaki bu tavır,  daha doğrusu Kösoğlu’nun tevazuu kendisini fikir üreten, yön veren adam gibi göstermek istememesi gibi bir dikkatten kaynaklanıyor olmalıdır. Yeni neslin onun pınarından daha iyi su içip beslenebilmesi için, yeni yazılarının da bir araya toplanıp kitaplaştırılmasını temenni ediyoruz. Onun ilk kitabı, ilk göz ağrısı Kitap Şuuru’nda yeni nesillere yol haritası verirken, hareket noktasının üzerinde durur ve şöyle der:

“Milli kültür hareketimiz tabiî ve zaruri olarak Kur’an’dan başlayacaktır. O’nun ölçüleriyle bezenmek,  O’nun açısından varlığı kavramak… İnsan için  Kur’an’dan nasibini arttırmak için, heyecanlı bir imanla O’nu sürekli okuyup derin derin teemmül etmektir. Kur’an’ın, insanın içyapısını, iman fenomenini hedef ve esas ittihaz etmesi de böyle bir yaklaşmayı zaruri kılmaktadır. Tabii ilimlerdeki soğukluk, tarafsızlık, peşin hükümlerden sıyrılmışlık tavrının tersine, burada mevzua heyecanlı bir yöneliş gerekmektedir.” (4)       Kösoğlu,  Kur’an’da ısrarından sonra, tepki diline de işaret eder ve “  ‘Bunlar eskilerin masallarıdır’ diyecekler de çıkacaktır şüphesiz ve onlar böyle söyleyeceklerin ne ilki, ne de sonuncusu olacaklardır. “Rabbin isteseydi yeryüzündekilerin hepsi mutlaka inanırdı. O halde sen mi insanları, mümin olmaları için zorlayacaksın” (5) Ama biz, çağrımızı onlara da, hem de ısrarla ulaştırmakla görevliyiz. Hidayetin ne yandan geleceğini bilemeyiz ki. Çağırırız, zorlamayız. Nasip yazana duacıyız.” (6)

Türk milli kültürünün bu önemli İsmi, hayatını milletinin yücelmesi için harcadı. Milliyetçiliği ütopik bir sığınma duygusu olarak değil, Türk milletini var eden değerler manzumesi olarak anladı ve anlatmaya çalıştı. Ziya Gökalp’ın mirasını daha bir manevi zemine çekerek sosyolojik terkipler ortaya koymasına rağmen daha çok Erol Güngör’e yakın durdu. Kendisi sosyolog ya da felsefeci değildi. Ancak meselelere getirdiği sosyolojik tahliller, felsefi yorumlar bu ilimlerde kendini yetiştirtmiş olmasının işaretiydi. Bir kültür adamıydı, mütefekkirdi ve özgüvene sahipti. Kendisiyle yapılan bir mülakatta, Türkiye’nin Kürt meselesinde güçlü iradesiyle bu işin üstesinden geleceğine inanıyordu. “Zayıf dönemimizde, bu millete bir şey yapamamış olanların Türkiye’nin dünya devleti olma yolunda hızla ilerlediği ve güçlendiği bir dönemde mi bizi bölecekler?” (7) diyordu. Sözün başında söylediğimiz gibi, öne çıkmadı, ama kültür davasında hep önde gitti. Bir milletin var olması, servete sahip olmasıyla değil, meselelerini kavrama yeteneğine ulaşmış ve bunlarla ülkesinin geleceğini aydınlatan insanlarının bu ortak şuura ulaşmasıyla mümkün olabileceğini anlattı. Onun kaygıları aydınımızın vazgeçilmez ülküsü haline gelirse, Türkiye aydınlığa çıkmış olacaktır…     
Ruhu şâd, mekânı cennet olsun…

_______________________
1 II. Türk Dünyası Yazarlar Kurultayı Bildirileri, Yay. Haz.Yard. Doç. Dr. Zeki Gürel-Dr. Hasan Avni Yüksel, İlesam Yayınları, Ankara-1998; s.153.
2 Nevzat Kösoğlu, Türk Yurdu dergisi, Aralık 1999-Ocak -2000; Sayı 148-149.
3 bk. agm.         
4 Nevzat Kösağlu, Kitap Şuuru, Genç Sanat Yayınları, Ankara; (Yayın Tarihi belirtilmemiş 1984-85 olabilir) S.111.
5 Yunus-10/99)
6 Kitap Şuuru,  s. 115.
7 Bugün Gazetesi, 10 Ocak 2011(www.gundem.com.tr)

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü