Türk Dünyası Yardım Kampanyası

Eğitimde Kıble Deyip Geçmeyin

00 0000

“Eğitimin Kıblesi”ni; Londra’ya, Paris’e, Washington’a,  Moskova’ya ve Pekin’e çevirmek isteyenlerin ortak tarafı Türk’ü İslam’dan uzaklaştırmaktır. Bunu sadece biz demiyoruz. Aklı başında her Türk münevverinin ortak kanaatidir bu.

“Türklüğü Müslümanlıktan ayırmak, 20. Yüzyılın en büyük projelerinden biri olmalıdır,” diyor D. Mehmet doğan. Bunu devlet kanalıyla “ resmi ideolojiye yaptırıldığını” belirtiyor.

Ümit Şimşek ise “Harf devrimi sadece alfabeyi değil, mantığımızı da değiştirdi. Bir gecede bir milleti okumaz-yazmaz hale getiren bu devrimle bize yabancı bir alfabe sunulurken, bunun gerekçesi “Kolay olan iyidir” mantığına dayanıyordu.” “ Kolay olan iyidir” mantığı, devrimin Türk insanının mantığını nasıl değiştireceğini hesap edememiş mi? Yoksa bilerek mi yapmıştı? Yani devrimin amacının “ sadece alfabeyi değil, mantığı da değiştirmek” miydi?

Büyük mütefekkir Cemil Meriç :“Evet, hasta bir toplumun dili de hasta. Batıcılarımız bizi ne olursa olsan tarihten koparmak istiyorlar; tarihten, mukaddesten… Bu intiharın adını ‘çağdaşlaşmak’ koymuşlar. Her kelimeye düşmanlar. Neden? Mazimizde bir gurur yarası mı var? Bir hezimetin hatırasıyla mı tedirginiz? İslamiyet’i kılıç zoruyla mı kabul ettik? Hayır. Bu, (dildeki tasfiyeciliği kastediyor) kocayan bir medeniyetin kendi kendini tahrip çılgınlığı. Dil, iman son kalesi. Dilimizdeki mücerret kelimelerin çoğu Arapça’dan geliyor. Arapça asırlarca tefekkür dilimiz olmuş. Batıdaki Latince gibi. Üstelik Arapça mukaddes kitabımızın da dili."

..........

“Dil, düşüncenin kendisidir. Allah kelimesini korkuyorsak söylemeye, ortaya ne koyabiliriz? Dil devrimi, bilhassa Arapça’ya ve Kur’an’a karşı yapıldı. Biz de gafil davranarak ona uyduk. Dil bizim için önemli bir konu. Biz ara bir nesil olduk. Bu dili (tasfiyeciliği, uydurmacılığı kastediyor) son şekliyle savunanların fikri: “Kültür açısından dilimiz yetersiz. Dil bir vasıtadır. Onu en yeni şekliyle, amacımız için kullanmalıyız.” Bu, son derece budalaca bir tavır. İslamiyet, kelime bütünlüğüdür. Bu fedakârlık İslamiyet’i fedâ etmektir. Bu kelimeleri atarsak ne ile neyi ifade edeceğiz? Bu dille ancak miyavlanabilir. Bu bir şuursuzluk, bir sürüklenmedir. Karşı tarafında istediği budur.

………

... Osmanlıca denilen dil, Osmanlı Türklerinin konuşup yazdıkları halis Türkçedir. ...

Türkün kılıcı ülkeler fethederken, Türkün zekâsı da kelimeler fethediyordu. Ülkeler ne kadar bizimse, kelimeler de o kadar bizimdir. Ecdadımız onlarla düşündü, babalarımız onlarla konuştu. Kısaca, Türk milletinin tarihinde çeşitli merhaleler var. Nasıl eski Fransızca, eski İngilizce diye tasnifler yapılmışsa, eski Türkçe, orta Türkçe gibi adlandırmalar da yapılabilir.

Türkçenin bedbahtlığı, tabiî tekâmülünü yaparken, birdenbire zıplamaya zorlanmasından olmuştur. Nesiller arasındaki köprüler uçurulmuş ve hafızadan mahrum bir nesil türetilmiştir. Hafızadan yani kültürden. Milletin ana vasfı: devamlılık. Dilde, terbiyede, gelenekte devamlılık. Altı yüzyıl cerrahi bir ameliyatla içtimai uzviyetten koparılıp atılınca, Türk düşüncesi boşlukta kalmıştır. Boşlukta kalmıştır, çünkü Batı’ya da tutunamamış, sırtını Batı tefekkürüne de dayayamamıştır. Elli yıldan beri Batı’yla bu kadar sarmaş dolaş olduğumuz halde, hâlâ yeni neslin tek değer yetiştirememesi, bunun en hazin tecellilerinden biri değil mi? 'Uydur'ca ile bir ‘Hürriyet Kasidesi’, bir ‘Sis’, hatta bir ‘Erenlerin Bağından’ yaratılabilmesi için en az bir altı yüzyıla daha ihtiyaç var.

Bugünkü nesil, ağabeylerinin hafızası zorla iğdiş edilen ikinci nesildir. Devlet kanalı ile, nereden çıktığı bilinmeyen, iğri büğrü kelimeler onların genç beyinlerine zorla sokulmuş. Halk Partisi, uydurcacılığı devrimcilik olarak göstermiş. Dil Kurumu elindeki kaynakları bu uğurda seferber etmiş. Zavallı aydınlar neye uğradıklarını, ne yapacaklarını şaşırmışlar. Dil Kurumu, kurulduğu günden bugüne, hangi salahiyettar ilim ve sanat adamını etrafında toplamış? İlim zaten yok…(Jurnal) “

Cemil Meriç ayrıca “ kamusa uzanan el namusa uzanmıştır” diyebilmiş, dilin bir milletin namusu olduğunu vurgulamıştır. Ayrıca harf inkılâbından sonra “kütüphanelerin bir gecede tuğla yığınına döndüğünü” de belirtmiştir. Nasıl tuğla yığınına dönmesin, bir gecede en güzide münevverlerin bile “ ümmi” durumuna düştüğüne göre, “ kütüphaneler tuğla yığınına” döner elbet.

Bir başka aydınımız ise: “Kolay değil, koskoca bir medeniyetin yüklendiği kütüphaneler bizler için hiçbir anlam ifade edemez hale gelmiştir. Bir Türk aydınının bu kütüphanelerden istifade edebilmesi için evvela Osmanlıca okumayı öğrenmesi gerekmektedir.

Tıpkı William Şhakespeare’ okumak için İngiliz gencinin Latince harfleri öğrenmesi veya bir Alman vatandaşının Nietesche ve Heidegger’i okumak için işe alfabeden başlaması gibi garip bir olaydı yaşanmakta olan.

Netice itibariyle ne oldu? Toplumun aydınları Batı’nın devlerini tanıdı, lakin kendi devlerini tanıyamadı. Bu nedenle de geçmişimizden şüphe edildi; siyasi, hukuki, felsefi hiçbir eser veya sanat ürünü üretememişiz”( Av.Abbas PİRİMOĞLU).  Zaten maksat batının devlerini tanımak, onları örnek almak değil miydi? Gerçi Batı’nın devlerini tanımak Avrupa’ya gönderdiğimiz genç beyinlerin Batı tarafında teslim alınıp, fikirlerinin“ iğdiş” edilmesiyle başlamış, ülkesine dönen “ iğdiş” fikirli gençler kendi ülkesinde “ Batının Yeniçeriliğine” soyunup “ eğitimde kıbleyi” değiştirmek için çalışmaya başlamalarıyla hedefe bir adım yaklaşmış oluyorlardı.

Dr. İlter Turan ise “işin gerçeği”ni fısıldıyor idrakimize: “Harf devriminin tek amacı ve hatta en önemli amacı, okuma yazmanın yaygınlaş­masını kolaylaştırmak de­ğildir... Devrimin temel gayelerinden biri, yeni nesillere geçmişin kapılarını kapamak, Arap-İslâm dünyasıyla bağları koparmak ve dinin toplum üzerindeki etkisini zayıflatmaktı.”

Harf inkılâbının asıl amacının ne olduğunu inkılâbın mimarlarından İsmet İnönü bakınız ne diyor: "Harf devriminin tek amacı ve hatta en önemli amacı okuma yazmanın yaygınlaşmasını sağlama değildir. Okur-yazar oranının düşük oluşunun yegâne sebebi alfabenin öğrenilmesinin zor olduğu değildi. Uzun yıllar devlet eğitim sorununa eğilmemiş, kütlesel eğitime önem vermemişti; (uzun süren harblerden dolayı) vermiş olsaydı şüphesiz ki daha yüksek olurdu. Devrimin temel gayelerinden biri yeni nesillere geçmişin kapılarını kapamak, Arap-İslam dünyası ile bağları koparmak ve dinin toplum üzerindeki etkisini zayıflatmaktı.Yeni nesiller, eski yazıyı öğrenemeyecekler, yeni yazı ile çıkan eserleri de biz denetleyecektik. Din eserleri eski yazıyla yazılmış olduğundan okunmayacak, dinin toplum üzerindeki etkisi azalacaktı."(İNÖNÜ)



Harf Devrimi, toplumun genel kültür düzeyine katkıda bulunmaktan çok, halkın tarihle ilişkisini kesmekte işe yaradı. Böylece geçmişle bağlar, devlet ve devletin istediği tarzda ilgilenen 'tarihçiler' tarafından kurulmaya başladı.”( Ayşe HÜR )

Gazipaşa’nın meşhur kültür sofrasında ki şu tartışmaya ne demeli:

“Kâzım Karabekir Paşa diyor ki;   

“18 Temmuz 1923’te Ankara İstasyonundaki binada Teşkilat-ı Esasiye’nin  “1924’te kabul edilen Cumhuriyet tarihinin ilk Anayasası” taslak görüşmelerinde Anayasada zikredilecek olan din maddesi üzerine konuşuyorduk. Ben içeriye girdiğim sırada Tevfik Rüştü Bey konuşuyordu; 

“…Ben kanaatimi millet kürsüsünden de haykırırım… Kimseden korkmam… Teşkilat-ı Esasiye’mizde  dinimiz apaçık yazılmalıdır…” diyordu… Bu sözleri duyunca şaşırdım ve söz aldım ve dedim ki; 

“… Teşkilat-ı Esasiye’de dinimizin İslam olduğu apaçık yazılıdır. Rüştü Bey hangi kanaati haykıracaksın? Hangi dini yazdıracaksın?... Hıristiyanlığı mı?...

Millî Eğitim Bakanı Mahmut Esat Bey söz aldı ve sert bir biçimde bana cevap verdi: 

“… Evet Hıristiyanlığı… Çünkü İslam ilerlememize engeldir. Bu dinle yürünmez mahvoluruz. Ve dünyada bize kimse ehemmiyet vermez…” dedi.

Fethi Bey söz alarak, bana gayet katı ve sert bir biçimde şunları söyledi; 

“…Evet Karabekir biz Türkler İslamlığı kabul ettiğimiz için böyle geride kaldık. Bunun için artık İslam’da kalmamamız lazım…”  Ben de bu sözleri sarf edenlere karşı aynı sertlikte cevap verip İslamı savunurken oturumu idare eden Mustafa Kemal Paşa sözümü kesti ve dedi ki; 

“…Müzakereler çok hararetlendi… Burada kesiyorum.” “

Bu sözlerin Gazi Paşa’nın meclisinde yapılan bir toplantıda söyleniyor. Hem de birisi “ Millî Eğitim Bakanı” birisi de cumhuriyetin mimarlarından. Yani sıradan insanlar değil. Halkın tabiriyle “ deve dişi gibi” insanlar söylüyor bu sözleri.

Cemal KURNAZ’ın hazırladığı, Osman Yüksel SERDENGEÇTİ’yi anlatan “ DELİ RÜZGÂR” kitabında Basın Yayın genel Müdürü Vedat Nedim Tör’ün Hazreti Muhammed isimli kitabını yayınlamak isteyen, Diyanet İşleri Başkanı Ahmet Hamdi Akseki’nin yazısına verdiği 17 Mayıs 1943 tarihli ve 653 sayılı cevap “ eğitimin Kıblesi”nin nereye çevrilmek istendiği açısından önemlidir. Vedat Nedim Tör cevabi yazıda şöyle diyor:

“ Muhterem Efendim,

Mektubunuzu aldım. Biz her ne şekil ve suretle olursa olsun memleket dâhilinde dini neşriyat yapılarak dini bir atmosfer yaratılmasına ve gençlik için dini bir zihniyet fideliği vücuda getirilmesine taraftar değiliz.

Zat-ı âlilerinin herkesçe de müsellem olan ilim ve faziletinize hürmetkârız. Ancak günün bu kabil neşriyata tahammülü olmadığını siz de takdir edersiniz.”

Vedat Nedim Tör o zaman “ Hazreti Muhammed “ adlı esere yayın izni vermezken, izin verdiği eserlerin hemen hepsinin Batılı Müslüman Türk düşmanı yazarların eserleri olduğunu düşünürsek “ eğitimim kıblesinin” ne yöne döndürülmek istenmesi bakımından bizlere bir ipucu verir sanırım. Özellikle Yunan Klasiklerinin çeviri yoluyla bu milletin çocuklarına “ klasik” diyerek okutulmaya çalışılması daha da önemlidir. Müslüman Türk’ü anlatan eserler küflü odalarda hapsedilirken “Yunan Klasikleri”nin okutulması manidar değil mi?

Anlaşılan şu ki harf inkılâbının amacı Türk insanını maziden koparmak, İslam dininden uzaklaştırmaktır. Özellikle Gazi Paşa’yı saf dışı edip “inkılâpları devrime” çevirmeye çalışan kadrolar başarılı olup cumhuriyeti ele geçirince İslam’dan uzaklaştırma, Batıya yaklaşma hız kazanmıştır. Yapılan icraatların sonucu da bunu göstermiyor mu? “ Görünen köy kılavuz istemez “demiş atalarımız. Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz harf inkılâbının tek amacı var o da ;” eğitimin kıblesini” Kâbe’den batıya çevirmek ve kıblesiz bir toplum yaratmaktır.

Musa SERİN


D.Mehmet DOĞAN- Haber Vaktim, 03.04.2013

Ümit ŞİMŞEK – Son Devir, 03.04.2013

Cemil MERİÇ – Bak Jurnal

Ayşe HÜR – Harf İnkılâbı Gerekli miydi? Risale Ajans, 04.04.2013

İsmet İNÖNÜ – Hatıralar C ll sf 223

Abbas PİRİMOĞLU – Haber32, 14.04.2013

Ahmet ANAPALI – Millî Gazete, 03.06.2013

Cemal KURNAZ – DELİ RÜZGÂR, sf. 188, Kurgan Edebiyat, Birinci baskı, Ankara 2012

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü