Türk Dünyası Yardım Kampanyası

GÜVENLİK GÜÇLERİMİZİN ALINLARINDAN ÖPÜYORUZ

25 Ağustos 2008
Mustafa AYHAN

PKK’nın Büyükşehirlerde patlayıcı kullanarak yaptığı eylemler giderek çoğalıyor. Kırsalda sıkışan, Kuzey Irak’ta barınma imkânları daralan PKK, dağılmadığını göstermek, çözülmeyi önlemek, toplumda güvensizlik, tedirginlik ve kuşku yaratmak istiyor. Böylelikle Devlet’i pazarlık masasına çekeceğini, muhatap alacağını düşünüyor.

Irak’ta direnişçilerin Amerikan güçlerine karşı kullandığı değişik yöntemlerden ilham alan örgüt, saldırı tarzını sık sık değiştiriyor. Son zamanlarda patlayıcı yerleştirilen araçları ve roketatarları kullanmaya başlaması önümüzdeki günlerde farklı saldırı yöntemleri deneyeceğinin göstergesidir.

Güvenlik güçlerimizin işleri kuşkusuz kolay değil. Çünkü PKK hiçbir insanî, vicdanî, ahlâkî ölçü tanımıyor. Yaş ve cinsiyet ayrımı yapmaksızın insanlara zarar vermek, can yakmak, toplumda korku ve panik havası oluşturarak amacına ulaşmak için elinden ne geliyorsa ortaya koyuyor. Bu kanlı eylemlerinde PKK’nın rolünü kapatmak, izlerini silerek masum göstermek için hazır bekleyen sempatizanlarının varlığı, onların medyadaki imkânları mücadeleyi daha da zorlaştırıyor.

PKK’nın “dost kalemleri” her olaydan sonra seferber oluyorlar. Zihinlerde kuşku oluşturarak, dikkatleri başka yerlere çekerek soruşturmaları tıkamak, güvenlik güçlerini bıktırıp yıldırarak pasifize etmek için harekete geçiyorlar.

Ergenekon operasyonunda hüküm süren belirsizlikler, haber karmaşası, doğrularla yanlışların garip bir yumak oluşturması işlerini kolaylaştırıyor. Basında çıkan konuyla ilgili haberlerin azımsanmayacak bir bölümünün hukuken geçerli belgelere dayanmamasından, her türlü yoruma elverişli olmasından geniş ölçüde yararlanıyorlar. Güvenlik güçlerini, askeri ve polisi genellemeler yaparak sistemli bir örgüt şekilde kanunsuz ve hukuksuz uygulamaların içinde göstermeye, devletin bölücü teröre karşı yıllardır sürdürdüğü mücadeleyi karalamaya çalışıyorlar. Yargı sürecini beklemeye bile gerek görmeden devlet kurumlarını kirli ve karanlık ilişkilerin içinde göstererek, örgütü temize çıkaracaklarını, Kürt etnikçiliğine rahat çalışma ortamı sağlayacaklarını hesaplıyorlar.

Hazırlık halindeyken yakalananlar bir yana son bir yıl içerisinde Anafartalar Çarşısı’nda, Diyarbakır’da, Güngören’de, Karacaahmet Mezarlığı’nda, Mersin’de ve son olarak İzmir’de PKK’nın düzenlediği saldırılara ilişkin haberlerin veriliş tarzına, yapılan değerlendirmelere, yorumlara bakıldığında örgüt sempatizanlığının, yandaşlığının hangi boyutlarda olduğu açıkça görülür.

Bölücü örgütün suçüstü yakalanmasını bile inanılmaz bir pişkinlikle, arsızlıkla ya görmezlikten geliyorlar ya da bulguların doğru olmadığını, abartıldığını, masum insanların suçlandığını iddia ederek faillerin gönüllü avukatlığını yapıyorlar.

Kürtçülüğün siyasî kanadında görevli bir kısmı milletvekili sıfatını taşıyan politikacıların konuşmalarının, çıkışlarının yadırganır tarafı yoktur. Çünkü onlar aldıkları talimatı yerine getirmeye çabalıyorlar; görevleri budur. Ancak doğrudan örgüt mensubu olmadıkları halde, çeşitli nedenlerle örgütle dirsek teması halinde üniter ve tekil devlet yapımıza karşı ortak cephe oluşturmakta sakınca görmeyenlerin bu ihanetinin makul bir gerekçesi yoktur.

Bunlardan bazıları iyi Müslüman olmak ve Allah’ın emirlerini yerine getirmek için millî kimliği reddetmek, millet ve vatan kavramlarını inkâr etmek gerektiğine inanıyorlar. Bazıları ise bütün Dünya insanlarının önünde, tüm Dünya’yı vatan tanıyan ortak insanlık potası gibi felsefî bir ideale inanan kozmopolitan tercihlere dayalı liberal ve demokrat kesimi temsil ediyorlar. Bu kozmopolitan yaklaşım tarzı Kürt etnikçiliğini ve örgütsel girişimlerini demokratik hakların kullanılması olarak değerlendiriyorlar, meşru sayıyorlar.

Marksist-Leninist-Maoist kesimdekiler, Komünistler ise zaten ideolojileri gereği Kürtçülüğe eskiden beri “cephe ortakları” nazarıyla bakmışlar, “halklara özgürlük” sloganıyla malum 68 kuşağından bu yana iç içe hareket etmişlerdir. 70’li yılların militan, komünist gençlerinden olan ve devlet güçleriyle girdiği silahlı çatışmada ölen Ömer Ayna’nın kardeşinin bugün Öcalan’ın siyasî temsilciliğini yapmakta oluşu bu birlikteliğin ilginç görüntülerinden biridir.

Önümüzdeki tablo gösteriyor ki, PKK sadece belirli bir coğrafî bölge ve kitle ile sınırlı bir terör hareketi değil, Türkiye Devletine, ülkesine, ülkenin bütünlüğüne, Türk milli kimliğine karşı organize olan geniş bir “ortak cephe”nin silahlı eylem kanadıdır.

Güvenlik güçlerimiz bu ortamda bir yandan teröristlerle mücadele ederken, diğer yandan bu ortak cephenin medya ve sivil toplum alanındaki unsurlarının saldırılarına, baskılarına karşı koymaya çalışıyor. Karşısındakiler ellerindeki imkanları fütursuzca kullanıyorlar; kalemlerini, sütunlarını, ekranlarını öldürücü birer silah haline getiriyorlar. Yoğun bir haber kirliliği, yalan bir iftira kampanyası ortalığı kaplamış durumda. Doğru bilgi edinme ortamı olmayınca, doğal olarak objektif değerlendirme yapmak, isabetli hükümler vermek gün geçtikçe zorlaşıyor.

Bütün olumsuzluklara rağmen güvenlik güçlerimiz başarılı oluyor. Güngören ve İzmir’deki saldırıların faillerinin kısa zamanda yakalanmış olmaları, Mersin’deki girişimin sıkı bir takip sonucu amacına ulaşmaması her açıdan övgüye layık birer büyük başarıdır.

Güvenlik güçlerimizi, polis teşkilatımızı, askerlerimizi yürekten kutluyoruz. Huzurumuzu ve güvenliğimizi sağladıkları için millî birlik ve bütünlüğümüze yönelik saldırıları canları pahasına önledikleri için hepsine minnet ve şükran duyuyoruz.

Allah yardımcıları olsun.

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü