Türk Dünyası Yardım Kampanyası

Ilısu Barajı Mutlaka Yapılmalıdır

08 Temmuz 2009
Mustafa FURKAN

Almanya, Avusturya ve İsviçre Batman’ın tarihî ilçesi Hasankeyf’in su altında kalacağı ve Türkiye’nin buradaki tarihî varlıkların korunması hususunda istedikleri tedbirleri almadığı gerekçesiyle Ilısu Barajı’na kredi vermeyeceklerini açıkladılar. Aslında bu kararın çıkacağı aylarca önceden belliydi.

Bu bölgede baraj inşa edilmesine ilişkin proje ilk defa 1954’de Adnan Menderes’in başbakanlığı döneminde gündeme gelmişti. Uzun yıllar masada bekleyen bu niyet, 1980’lerden sonra fiiliyata intikal etme sürecine girdi. 1982’de kesin projeleri tamamlandı. 1996’da finansmanının sağlanması için proje yap-işlet-devret modeliyle ihaleye sunuldu. Ancak hiçbir şirket ihaleye katılmadı. Bunun üzerine 1997’de projenin yapımı için Britanya, Avusturya, İsviçre ve İtalya’dan oluşan konsorsiyum kuruldu; fakat lider şirketin çekilmesi üzerine bu ortaklık başlamadan dağıldı.

Daha sonra 2004 de Avusturya, İsviçre, Almanya ve Türkiye şirketlerinden yeni bir konsorsiyum kuruldu. Bu girişime karşı çevreci bazı derneklerle onları destekleyenler proje aleyhinde yoğun bir kampanya başlattılar. Binlerce imza toplandı. Toplanan imzalarla konsorsiyum da yer alan ülkelerin hükümet başkanlarına, Avrupa parlamentosuna ve Avrupa komisyonuna bu projenin durdurulması için başvurular yapıldı; doğrudan görüşme ve temas trafiği düzenlendi. Avrupa basınında çok sayıda yazılar yayınlandı.

2007’de DSİ ile Ilısu konsorsiyumu arasında inşaat yapım sözleşmesinin imzalanması ve ardından temel atılması önemli bir aşamaydı. Ancak çok yönlü girişimler sonucu 2008’de Ilısu Barajı Uluslararası Bilirkişi Heyeti adıyla oluşturulan özel komisyon yayımladığı raporda baraja inşaat izni vermedi. Türkiye’ye Hasankeyf’teki kültürel varlıkların korunması için 153 maddeden oluşan bir istekler listesi verilerek, bunların belirli bir sürede yerine getirilmesi istendi. Aynı yıl bir Alman dergisi Türkiye’nin gerekli şartları yerine getirmemesi nedeniyle Almanya’nın kredi desteğini geri çekebileceğini yazdı. Nitekim Ekim 2008’de kredi kuruluşları Türkiye’ye çevresel uygunsuzluk bildirimi verdiler ve kriterlerin yerine getirilmesini istediler. Aynı yılın Aralık ayında kredi veren ülkelerden Avusturya ve Almanya projeden desteklerini çektiklerini açıkladılar. Türkiye’ye belirledikleri kriterlerin yerine getirilmesi için 180 günlük bir süre verdiler. Bu sürenin dolduğu 07 Temmuz tarihinde kredi veren kuruluşlar anlaşmayı fes ettiklerini açıkladılar.

Olay Türkiye basınında “çevrecilerin zaferi” olarak değerlendirildi ve övgüyle karşılandı. Oysa meselenin çevreyi ve kültürel varlıkları koruma adına hareket eden örgütlerin sunduğu çerçevenin dışında kalan ve hiç değinilmeyen çok önemli yanları var.

Ilısu Barajı’yla birlikte buradaki su güzergahında inşası projelendirilen barajların tamamlanmasıyla geniş bir göl havzası oluşacak. Böylece Türkiye’nin elektrik üretim kapasitesi önemli ölçüde artacak, yıllarca önce inşa edilen Keban gibi eski barajların ömürlerini tamamlamak üzere oldukları, bir süre sonra devreden çıkacakları düşünüldüğünde ülkemizin hızla artan enerji ihtiyacının en elverişli fiyatlarla karşılanmasında bu yeni barajlara büyük ihtiyacımız var.

Fırat ve Dicle suları konusunda Türkiye’den hak talep eden Suriye ve Irak ile birlikte başta İsrail olmak üzere bazı ülkelerin Ortadoğu su kaynaklarını uluslar arası bir konu haline getirmeye niyetlendiklerini biliyoruz. Vaktiyle GAP projesi gündeme geldiğinde Türkiye’ye dış kaynak sağlanmaması için bu ülkelerin nasıl çaba harcadıklarını hatırlıyoruz. Ilısu Barajı’na karşı olanlar sadece belli dış ülkeler değil. Bu projeye içerden de şiddetle karşı çıkan bir kesim var. Ilısu Barajı’nın oluşacağı alan PKK’nın çok önem verdiği bir geçiş güzergahıdır. Buraların suyla dolması sonucu örgütün bölgede barınması ve Kuzey Irak ile bağlantı kurması imkânsız hale gelecektir. PKK ve yandaşları bu durumu engellemek için basit bir taktik uyguluyorlar. Doğrudan kendilerinin karşı çıkması etkili olmayacağından, Batı kamuoyuna sempatik gelecek argümanlar kullanan çevreci örgütlerin girişimlerine destek olmayı ve bunlar üzerinden sonuç almayı tercih ediyorlar.

Hasankeyf’in su altında kalacak olan kısımlarındaki kültürel varlıkları uygun yerlere taşımak üzere hazırlanan proje görmezlikten geliniyor ve sanki bütün kültürel varlıklar yok edilecekmiş gibi bir izlenim sağlanmak isteniyor. Hükümet yetkililerinin dış kredi olmasa bile bu projenin tamamlanacağına ilişkin ilk açıklamaları olumlu bir tavırdır. Bunun arkasının gelmesi ve GAP projesinde olduğu gibi kendi imkânlarımızla bu barajların güçte olsa inşası gerekiyor. Hem ekonomik çıkarlarımız hem de jeostratejik şartlarımız bakımından bunun başarılması Türkiye’ye çok şeyler kazandıracaktır.

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü