Türk Dünyası Yardım Kampanyası
Mustafa KAHRAMANYOL

mkahramanyol@yahoo.com

Türklerin Bugünkü Ruh Hâli

Yeni Bir Anayasanın Yapımı

24 Kasım 2011

Mustafa KAHRAMANYOL 

İnsanoğlu, tabiatına uygun bir ortamda yaşayabilmek için, yaratılıştan beri durmaksızın mücadele vermektedir. Bu ortamın unsurlarından birisi ve belki de en önemlisi, siyasî idaredir. Zîra, medeniyetin bütün unsurları, cemiyetin siyasî iradesinin tecellisi olan devletin gölgesinde yeşerir ve gelişir. Günümüzün siyaset sahnesinde, bu konuda çeşitli fikirler vardır ve insanoğlu deneme-yanılma-doğrultma yöntemiyle sürekli bir değişiklik arayışı içindedir.

Osmanlı Türk Devleti’ni kurmuş olanlar, sarih siyasî fikirlere sahip idiler ve bunun sâyesinde de güçlü bir devlet ortaya çıkarabilmiş ve bu devleti de uzun bir süre yaşatabilmişlerdir. Ancak, Batı dünyası ile olan mücadelelerinde 1683 yılından sonra sürekli olarak yenilgilere uğranılınca mevcut düzenin manevî ve maddî dayanakları kurumuş ve cemiyette bozulma başlamıştır. Bu bozulma, devleti, Batı’nın karşısında daha da zayıf bir duruma getirmiştir. Öyle bir noktaya gelinmiştir ki, düşmana benzemekle, için düşülmüş olan zilletten kurtulunacağı zehabına kapılınmıştır. O zaman da, giyisiden başlayarak, dile kadar her konuda maymun misâli taklide başlanılmıştır. Mevcut siyasî, iktisadî, hukukî, ilmî vs cümle düzenlerimiz Batı’nın zavallı birer kopyasıdırlar. O kadar kopyadırlar ki, çocuk yuvasına “Kreş” deriz ama, bilmeyiz ki bu kelime Fransızca’dan alınma olup “ahır” demektir. Biz, ne yazık ki, aşağı yukarı, iki asırdan beri, Batı’nın en azından manevî vesayeti altında yaşamaktayız. Ve ne yazık ki bu köleliğin farkında değiliz.

O yüzden de, milletimizin, siyasî idarede değişikliğe ihtiyacı vardır ve esasen de bu alandaki köklü değişiklikler kaçınılmazdır. Çünkü, Türk milleti, er veya geç, millî benliğine kavuşmak için büyük bir siyasî mücadele vermek zaruretini duyacaktır. Ancak, işbu değişiklik, gerek insanın ve gerekse de cemiyetin değişmez vasıfları, temel ihtiyaçları, vazgeçilemez hakları ve terk edilemez vazifeleri esas alınarak bütün unsurları ile gerçekleştirilmelidir. Aksi hâlde, altı kaval, üstü şeşhane hâline düşülür ki, o zaman da mevcudu değiştirmeğe hiç lüzum yoktur. Mevcut düzeni tarif etmek için, “altı kaval, üstü şeşhâne” tâbirinden daha uygun bir ifade de bulunamaz. Bu zarureti görmeyip de, değişikliğe karşı çıkanlar varsa, ne yazık ki bunlar, taşlaşmış alışkanlıklar ve ön yargılar, menfaat, şahsî ihtiras, gaflet gibi hâllerin etkisinde olabilirler. Hatta, bir takım kimseler, böylesi köklü bir değişikliğin belirli siyasetçilerin işlerine geleceğini ve bu yüzden de kabûl edilemez olduğunu iddia da edebilirler. Elbette ki, cemiyet hayatındaki her değişikliğin bir takım kişilerin işine gelmesi ve bir takım kişilerin bundan rahatsız olmaları kazınılmazdır. Lâkin, böyle olsa bile, bunun süresi kısa, etkisi ihmâl edilebilir ve geçici olacaktır. Mahkeme kadıya mülk değildir. Biz, bir defa kendimize uygun bir düzen kurduktan sonra, bunun bihakkın işletilmesi çok gecikmeyecektir.

Öte yandan, günümüzde Türkiye’nin ve Türklüğün üzerinde çok ağır baskılar vardır ve herhangi bir anayasa çalışmasının çok hayırlı olması beklenemez.

Ancak, yeni anayasa, ABD, AB vs güçlerin güdümünde değil de, milletin kendi tabiatının icabı olarak hazırlanıp ortaya konacak olunursa, her hâl ve kârda, işin içinden kârlı çıkacak olan milletimiz olacaktır.

Yeni anayasa çalışmalarında şunlar göz önüne alınmalıdır:

1-İnsanın ferd olarak ve cemiyet içindeki vasıfları ve tabiatı

2-Özel hayatın korunması

3-Mülkiyet hakları, mutlak mülkiyet ile mutlak miras hukuku

4-Devletin mahiyeti ve yönetimi

5-Siyasî idarenin dayanması gereken ilkeler

6-Siyasî bir varlık olarak millet gerçeği ve bunun günlük hayattaki yeri

7-Ferdin, devletin ve eğitimin dili

8-Sağlık, eğitim, yargı ve emniyet hizmetlerinin mahiyeti ve kamu tarafından icrası

9-Millî savunmanın mahiyeti ve teşkilâtlanması

10-Yargının tarafsızlığı, bağımsızlığı ve teşkilâtı

11-Angaryanın, zulmün ve işkencenin mahiyeti ve önlenmesi

12-Din ve din ile ilgili işler

13-Millî savunma

14-Aile hayatında, boşanmanın da evlilik kadar kolaylaştırılması

Vs

Siyasî idare, iki kişinin bir arada olduğu en ufak cemiyette bile, bir kişinin öne çıkmasıyla şekil olarak kendisini gösterir. Her insan topluluğunda, öne çıkmak isteyen ve bundan büyük bir mutluluk duyan insanlar olduğu gibi, birilerinin öne çıkmasını ve işleri halletmesini temenni ve tercih edenler de vardır. Hatta, öne çıkanlar başarı gösterdikçe, bunlara olağanüstülükler de izafe edilmeğe başlanır. Esasen, çok zor işlere girişmeğe herkes cüret edemez. Bâzıları ortaya atılır ve diğerleri bunların iradesine tâbi olur. Tarihte bunun birçok örneği vardır. Hz. Muhammed’in girişkenliği, azmi ve kararlılığı bilinen yöneticilik ve baş olma vasıflarıdır. Yıldırım Bayezid’in, Fâtih Sultan Mehmed’in, Yavuz Sultan Selim’in azimleri ve cesaretleri dillere destan olmuştur. 1964 yılının başlarında, Ankara Orduevi’nde Rauf Orbay Beyefendi’nin bir sohbetini dinleme bahtına erenlerdenim. Bu sohbette Rauf Bey, Atatürk’ün seçkin vasıflarını da, tasvip etmediği taraflarını da saymış ama sonunda “O olmasaydı, bizim hiç birimiz istiklâl mücadelesine girişemezdik” demiştir.

Eski Türkler’de ve Osmanlı’da, başkanlık idaresi hâkim olmuştur. Peygamberimiz’in ve ilk dört halifenin dönemlerinde de başkanlık idaresi tercih edilmiştir. Demek ki, bir kişinin öncülüğü, insan cemiyetlerinde arzu edilen ve çok yararlı olan bir hâldir. Tarih boyunca olan siyasî gelişim de bunun şahididir. Bunun suiistimallere yol açacağından söz edilecek olunursa, öncelikle insanoğlunun suiistimal etmediği hiçbir kavramın ve varlığın olmadığını, sonralıkla da zâten mevcut yönetim düzenin değişmek zaruretinde olduğunu hatırlamakta fayda vardır.

Cumhurbaşkanlığının ve başbakanlığın bir arada olduğu idare şekillerinde, eşyanın tabiatı gereği, bir taraf daha az etkili olur. Çoklukla da, çekişmeler eksik olmaz. O hâlde, bu iki müessesenin birisi lüzumsuzdur ve fuzulî masrafa ve zaman kaybına yol açmaktadır. Ayrıca, milletvekillerinin aynı zamanda bakan olabilmeleri, hem beklentiler yüzünden kişilik zaaflarına, hem de yasamanın ve yürütmenin birbirlerinin alanlarına taşmalarına ve böylece de “kuvvetler ayrılığı kaidesinin” çiğnenmesine sebep olur.

Başkanlık yönetimi doğrusu olanıdır. Yalnız, bunu benimserken, bu düzeni bütün unsurlarıyla ve eksiksiz olarak benimsemek lâzımdır. Başta insan hakları konusundaki müktesebat saklı olmak üzere, icrayı ilgilendiren unsurlardan ilk akla gelenler şöylece sıralanabilir:

1-“Hâkimiyet milletindir ve Türkiye Cumhuriyeti, bütünlükçü bir devlet yapısındadır” esasından aslâ tâviz verilmemelidir.

2-Millet iradesinin tecelli yeri olan TBMM, bütün güçlerin kaynağı ve denetim mercisi olmalıdır.

3-Milletin temsili, tek kişilik çekirdek bölge seçim esasına göre yapılacak seçimlerle olmalı ve memlekette, milletvekili sayısınca seçim bölgesi teşkil edilmelidir. Bölge teşkilinde, eşit nüfus sayısı esas alınmalıdır. Çekirdek bölge seçim düzeni, halk idaresinin ve insan haysiyetinin temel taşıdır. Böyle bir düzen kabûl edilmedikçe, halk idaresinden aslâ bahsedilemez.

4-Başkan, iki dereceli ve memleket çapında bir seçimle seçilmelidir. Başkan, idarenin başı, başkomutan, devletin dışarıya karşı temsilcisi ve yetkilisi vasıf ve yetkilerine sahip olmalıdır. Başkan, meclise hesap vermek mecburiyetinde olmalı ve usûlüne göre olmak şartıyla, her konuda yargılanabilmelidir.

5-Kuvvetler ayrılığı, idarede esas olmalı ve hiçbir vesile ile bu esas ihlâl edilememelidir. Buna göre, milletin temsilcileri aynı zamanda hem yasamanın, hem de yürütmenin üyesi olamazlar. Dolayısıyla, bakanlar meclisin dışından seçilen ve yetkileri sınırlı memurlar olmalıdırlar.

6-TBMM, iki divandan oluşmalıdır. Bunlara, Temsilciler Divanı ve Ârifler Divanı denebilir. Her iki divanın savunma, sağlık, eğitim vs kurulları çok yetkili ve etkili olmalıdır. Memur tayinleri ve terfileri, antlaşmaların onayı, kanunların nihaî kabûlü vs işler Ârifler Divanı tarafından sorgulanmalı ve onaylanmalıdır.

7-Her vatandaş, bir suç isnadı karşısında, yargı önüne çıkmak mecburiyetinde olmalıdır. Görevi ne olursa olsun, vatandaşlar tabiî mahkemeler tarafından yargılanabilmeli ve haklarında hüküm verilebilmelidir. Milletin temsilcileri de aynı kurala tâbi olmalı, fakat duruşmalara çıkma mecburiyetinde olmamalı, mahkemelerde hukukî temsilcileri tarafından temsil edilmeleri yeterli sayılmalıdır. Haklarında verilmiş olan cezaların icrası, diğer vatandaşlarda olduğu üzere olmalıdır.

8-Sadece başkanlar, resmî görevleri ile ilgili olarak meclis tarafından yargılanabilmeli ve görevden alınabilmelidir. Ancak, bunlar da, şahslarını ilgilendiren sebeplerle açılacak dâvâlarda sâde vatandaş gibi yargılanabilmeli, fakat mahkemede vekilleri tarafından temsil edilerek duruşmadan vareste tutulmalıdır.

9-Milletin temsilciliği için aday seçiminde mahallî parti teşkilâtı tam yetkili olmalıdır. Merkez teşkilâtının yetkisi tavsiye ile sınırlı olmalıdır.

10-Milletvekillerinin yarısı ile âyan üyelerinin üçte birisi her iki yılda bir seçilmelidir.

11-Bakanlar, başkan tarafından, meclis dışındaki kimseler arasından seçilip, onay için meclise teklif edilmelidir.

12-Sadece yasama, yargı, güvenlik, eğitim ve denetim merkezdeki idareye ait olmalı, bunların dışındaki işler mahallî idarelerce yerine getirilmelidir. Mahallî idarelere önemli ölçüde yetki verilirken, sorumluluk da getirilmelidir. Büyük şehir belediyeleri zararlı kurumlardır ve derhâl kaldırılmalıdırlar. İlçe belediyeleri arasındaki uyumu, valiler ve kaymakamlar sağlarlar. Valileri başkan teklif eder, meclis, uygun bulduklarına olur verir.

13-Merkezdeki idarenin güçlü bir bilgi edinme,  araştırma ve denetleme yetkisi ve teşkilâtı olmalıdır.

14-Seçme ve seçilme hakkı, belli şartlarda kalıcı olarak kısıtlanabilir.( Cinayet işleme, yüz kızartıcı suç işleme, eşkiyalık, isyan vs)

15-Devletin resmî dili ve tek eğitim dili Türkçedir. İsteyenler, arzu ettikleri dilleri kendileri öğrenebilir ve geliştirebilirler. Hiçbir kurumda Türkçe’nin dışındaki bir dil ile eğitim verilemez.

16-Askerî Yargıtay, Askerî Yüksek İdare Mahkemesi ve askerî mahkemeler sivil olan eşdeğerlerine katılmalı ve bu kurumlarda ihtisas daireleri olarak görevlerine devam etmelidirler.

17-Silâhlı kuvvetler, millî savunma bakanına bağlı olmalıdır.

18-Dinin esasları ve amel ile ilgili dersler seçmeli, fakat genel din bilgisi dersleri mecburî olmalıdır. Din derslerini ilâhiyat mezunu kimseler vermelidir.

18-Anayasa mahkemesinin üyeleri, sadece meslekte yüksek derecelere ulaşmış hukukçular arasından, meclis tarafından gizli oy ile seçilmelidir. Adayların kimler olabileceğine dair bir kanun meclis tarafından teşkil edilmeli ve ancak kanundaki şartları taşıyanlar adaylık için başvurabilmelidir. Üyelik, en erken elli yaşında başlamalı ve emeklilik yaşına kadar sürmelidir.

19-Kıyafet konusunda tam bir hürriyet olmalıdır. Kurumlar, özel şartlar koyabilirler.

20-Cem evleri birer kültür kurumu olarak ve birer dernek veya vakıf konumunda çalışabilmelidir.

21-Yabancıların Türkiye’de mülk edinmesi, mutlaka karşılıklık esasına bağlı olarak, belli büyüklükte, belli yerlerde ve sınırlı amaçlar için serbest olabilir.

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü