Türk Dünyası Yardım Kampanyası

Malûm Süreç “Meş’um Süreç” Olmasın!..

14 Nisan 2013

Kahramanmaraş Türk Ocağı Şubesi olarak “İmralı süreci”ni, millî hassasiyeti yüksek bütün Sivil Toplum Kuruluşları gibi biz de kaygıyla izlemekte ve gerek yaptığımız halka açık toplantılarda, gerekse Şubemizin Web Sitesi’nde (www.kahramanmarasturkocagi.org) millî şuur sahibi mensuplarımız ve vatandaşlarımızla düşünce ve duygularımızı paylaşmaktayız. Bu bağlamda 26 Mart 2013 akşamı Ocağımız salonunda, konuşmacı olarak Şubemiz Hars Heyeti üyeleri Yad. Doç. Dr. İzzet Sargın, Avukat Kemal Yavuz, Avukat Ahmet Babaoğlu ile Dr. Mustafa Kök’ün katıldıkları bir “Ayın Gündemi Paneli”nde bu konu tartışılmış, katılımcı dinleyicilere de olabildiği genişlikte söz verilince, ayni kaygıların onlar tarafından da fazlasıyla paylaşıldığı gözlemlenmiştir. O toplantıda söylediğimiz gibi, dileyelim bu “malûm süreç” milletimiz için “meş’um bir süreç” olmasın!...

Her şeyden önce bu konuya ilişkin olarak, başta Türk Ocakları Genel Merkezi Web Sitesi ile Türk Yurdu dergisinde gerek Genel Başkan Sayın Pof. Dr. Mehmet Öz’ün, gerekse Eski Genel Başkan Sayın Nuri Gürgür’ün yayımlanan yazılarıyla diğer inceleme ve makaleler; keza millî basına/medyaya yansıyan yazı ve incelemeler milliyetçi camianın duygu ve düşüncelerine yeterince tercüman olmaktadır. Bununla beraber, bugün artık hangi konuma düşmüş olduğuna ilerde tarihin hükmedeceği yaygın medyanın propaganda şiddeti karşısında, sanki daha etkili yol ve yöntemlere başvurmak ihtiyacı açıkça hissedilmektedir. Bu anlamda mutad haber, yazı, yer yer çarpıcı/uyarıcı yorumların ötesinde, bütün millî hassasiyeti yüksek kuruluş, sendika, dernek ve teşkilatlarla işbirliği halinde kamuoyuna bildiriler yayımlanması - bu bildirilerin etkili şekilde duyurulması için gerektiğinde paralı ilânlardan kaçınılmaması - ayni kuruluşlarla Ankara, İstanbul ve İzmir gibi büyük kentlerde geniş katılımlı mitingler düzenlenmesi ilk akla gelen yöntemler olabilir, kanaatindeyiz. (Geçtiğimiz günlerde yayımlanan ve hayli yankı uyandıran “Aydınlar Bildirisi” buna örnek olarak zikredilebilir.)

Malûm süreçte, âdeta görünmez bir el tarafından Türk Milletinin sabrı nihaî noktada zorlanmakta, Allah korusun, milletimiz topyekûn “sözün bittiği yer”e doğru sürüklenmek istenmektedir. 12 Eylül öncesi sağ-sol, alevî-sünnî çatışmalarını yaşamış ve ağır kayıplara maruz kalmış bir toplum olarak o günlerin acı ve travmaları orta yaş insanımızın hâlâ hafızalarındadır. Hayır, milletimizin gerek inanç dokusundaki birlik ve beraberlik şuuru, gerek o günlerden çıkardığı acı derslerle her meselenin demokratik yollarla çözümlenmesi öngörüsü, inşallah böylesi korkulu rüyalara mahal vermeyecektir. Ne var ki bu korkutucu ihtimallerin doğmaması için elinden gelen her şeyi sağduyuyla yapması beklenen siyasî otorite sahipleri, sorumluluklarının gereğince hareket etmek yerine, aksine her gün yeni tartışma ve kavga alanları açmak ister gibidirler. Bu otoriteler, şimdi de ülkenin resmen bölünmesinin habercisi sayılabilecek olan “Eyaletler tartışması”nı, “Kürdistan-Lazistan” ağız dalaşını yeniden gündeme sürmüş bulunmaktadırlar. (Bu tartışmalara en sağlıklı ve bilimsel bir cevap olarak, malûm olduğu üzere Genel Başkan Prof. M. Öz’ün – Genel Merkez Web sayfasında yayımlanan - “Tarihin Işığında Eyalet Sistemi Tartışması” yazısı behemehal okunmalıdır. Ayrıca ünlü ortaçağ tarihçilerimizden merhum  Mükrimin Halil Yinanç, 1925 Şeyh Sait İsyanı üzerine benzer tartışmaların yaşandığı bir sırada “Mânasız Bir İsim: Kürdistan” adlı yazısıyla Anadolu’da Tarih boyunca böyle bir “yer”in mevcut olmadığını, aksine bu isimdeki yerlerin Irak-ı Arap ile Irak-ı Acem ve daha ötelerde bulunduğunu delilleriyle ortaya koymuştur: “Yeni Türk”, Nu: 16, 16 Nisan 1341/1925/23 Ramazan 1343, s. 3. Keza, bendenizin öncelikle bu kaynaktan hareketle yazdığım “Mükrimin Halil Yinanç Uyarıyor…” başlıklı bir makale de gerek Web sayfasında, gerekse Türk Yurdu’nun Aralık 2012 sayısında yayımlanmış bulunmaktadır. Son bir not: Türk Yurdu’nun Nisan sayısı “Türk ve Türklük Dosyası” özel yayınıyla, bütün bu konulara doyurucu cevaplar vermektedir. Emeği geçen herkese müteşekkiriz.)

Bu sürecin işleyişinde gelinen yeni bir merhale ise; geçtiğimiz günlerde uygulamaya koyulan “âkil insanlar” projesinin taşıdığı tehlikelerdir. Prof. Vedat Bilgin ve usulen konmuş birkaç ismin dışında tam bir “Yeni Liberal Solcu-Kozmopolit İslâmcı-Siyasî Kürtçü” ittifakının millet yararına nasıl bir hizmette bulunacağı, “aklı başında”  her aydın için şüphe konusudur. Medyaya yansıdığı kadarıyla, dokuzar kişilik ekipler hâlinde yedi bölgeye dağılacak olan bu “âkiller”in, Anadolu’nun ve Trakya’nın dört bir köşesinde muhalif grupları/sivil toplum örgütlerini dinleyip yukarılara rapor edecekleri söylense de; gerçekte o grupları “ikna çabası” güden Siyasî Otorite’nin âleti durumuna düşecekleri, “vicdânî donanım”ı buna elvermeyenlerin “heyet”ten zamanla ayrılacakları düşünülebilir. Ama yerinde kalanlar “âkil adamlıksıfatıyla verecekleri raporlarlarla millet üzerinde nihâi bir propaganda baskısına âlet olacaklarsa, tarihin akışında oluşacak olumsuz gelişmelerden de sorumlu olmak gibi bir yükü taşıyacaklardır. Öyle sanıyoruz ki, Millî Mücadele yıllarından akıllarda kalan, “heyet-i nâsiha” benzetmesi bile şimdiden onlar için yeterince incitici olmalı… (Sayın Hasan Celâl Güzel, kendisine teklif gelmediği için ne kadar şükretse haklıdır. “Âkiller”in bir Tv. Programında yaptıkları daha ilk buluşmalarında Vedat Hoca’nın milliyetçilik/millî devlet vurgularıyla Anayasa’da yazılı “Türklük kavramı”nın” etnik anlam taşımadağına dair ifadelerinde nasıl tek başına kaldığını görmekten şahsen ben hüzün duydum. Dolayısiyle, bu projede yüklendiği ağır görevini “hakkıyla yürütmek” isterken “Prof. Vedat Bilgin’e Allah yardım etsin!..”, demekten başka bir şey -maalesef- elimizden gelmiyor. Bir de samimi Müslüman olduğuna inandığım Ahmet Taşgetiren hemşehrim için üzülüyorum. Samimi Müslüman aydınların tavrı ne olmalıdır diye bir soru akla geliyorsa, hiç düşünmeden bilge-düşünür Sezai Karakoç’a kulak verilmelidir deyip parantezi kapatıyorum.)

Eğer bütün bu malûm süreçte “sözün bittiği yer”e kadar sürüklenmek istemiyorsak; uluslar-arası bir “baş-cânî”den sözde bir “barış havârisi”, bir “hain”den bir “dâhî”, bir “millî kahraman” üretilmesini, sözde barış görüşmeleri için “meşru bir muhatap“ yaratılmasını istemiyorsak; bütün bu yollarla “milletin hukuku”nun ayaklar altına alınmasını ve uluslar-arası hukukta milletimizin elinin/kolunun bağlanmasını istemiyorsak; nihayetinde bu topraklarda yaşayan bin yıllık kardeşlik hukukunun adı sayılanTürklük mührünün silinmesi plânı”na mahkûm olmayalım diyorsak; vakit henüz geçmiş değildir ve öncelikle Türk milleti gereken her tedbiri alacaktır; sonra da bu cümleden olarak Türk Ocakları asırlık birikim ve tecrübesiyle her millî birlik ve beraberlik projesinin öncüsü ve yardımcısı olacaktır, diye düşünmekteyiz.

Yukarıdaki dileğimizi vurgulayarak bitirelim: Söylemeye dilimiz varmıyor ama, ülkenin ve milletin parçalanma tehlikesi gibi yoğun kaygılara sebep olan bu malûm süreç, milletimiz için “meş’um bir süreç” olmasın!...

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü