Türk Dünyası Yardım Kampanyası

Özbekistan Gezisi Hakkında Düşünceler

29 Kasım 2013

2010 yılında İstanbul’da düzenlenen “Türk Dili Konuşan Ülkeler Devlet Başkanları 10.Zirve Toplantısı" sırasında TÜRKSOY tarafından önerilen “Türk Dünyası Kültür Başkenti” uygulaması oy birliği ile kabul edilmiştir.

Bu karar doğrultusunda 2011 yılında  “Astana 2012 Türk Dünyası Kültür Başkenti” seçilerek  yürürlüğe girmiş ve 2013 yılı için Türk Dünyası Kültür Başkenti olarak Eskişehir seçilmiştir.

2012 yılında Türk Dünyası Kültür Başkenti olan Astana 24 Şubat 2012 Açılış Galası ile başlattığı etkinliklerini, 30 Kasım 2012 Kapanış Töreni ile Türk Dünyası Kültür Başkenti bayrağını Eskişehir'e devretmiştir.

Türk Dünyasında, Türk Halkları arasındaki kültürel münasebetleri artırmak; Türk Kültürünün gelişmesi için müşterek çalışmalar yapılmasını teşvik etmek; asırlardan buyana çeşitli sebeplerle birbirine uzak kalmış olan Türk Halkları arasında Demirperde'nin yıkılmasından sonra hızlanan yakınlaşmayı pekiştirmek gibi amaçları bulunan sözkonusu proje çerçevesinde, 2013 yılının başından itibâren Eskişehir'de pek çok faâliyet gerçekleştirilmiştir. Bunların en önemlilerinden birisi de, Eskişehir'den Özbekistan'a "Anayurttan Atayurda, Türkiye'den Özbekistan'a" temalı bir gezi tertip edilmesi olmuştur. Bu gezinin, 19-29 Kasım 2013 târihleri arasında, Eskişehir'deki mülkî âmirler, üstkademedeki bürokratlar, öğretim üyeleri, işadamları ve Eskişehir'de faâliyet gösteren gönüllü teşekküllerin yöneticilerinin katılımıyla iki gurup hâlinde gerçekleştirmesi öngörülmüş ve, ilk gurup, 19-29 Kasım 2013 târihleri arasında, seyahatini tamamlamıştır.

Bilindiği üzere, 1990' lı yılların başında Sovyetler Birliği'nin dağılmasını müteakip, Türk Cumhuriyetleri peyderpey bağımsızlıklarını kazanmışlar, ancak tâkip eden yıllarda "yeni bir düzen tesisi" konusunda bu ülkelerde önemli sıkıntılar çekilmiştir. Türkiye'nin de bu konuda yeterli hazırlığa sâhip olmayışı, bağımsızlığını yeni elde eden bu kardeş ülkelere istenilen seviyede yardımcı olunmasını güçleştirmiş; uzun vâdeli strateji(ler) oluşturulmadan, günübirlik belirlenen politikalarla plânsız-proğramsız şekilde yetkili/yetkisiz kişiler/kurumlar mârifetiyle yürütülmeye çalışılan ilişkiler ise, başka bâzı sorunlara yolaçmıştır. Nitekim, 1991 yılında bağımsızlığını kazanmasından sonra Özbekistan'la tesis edilen ilişkiler, yukarıda kısaca temas edilen sorunlar yüzünden, uzunca bir süre akâmete uğramıştır. Bilindiği kadarıyla, yaklaşık 20 yıldan buyana, hükûmetler seviyesinde zaman zaman kurulan temasların dışında, bu iki Türk Ülkesi arasındaki ilişkiler "yok" mertebesinde kalmıştır. İşte bu yüzdendir ki, Eskişehir Türk Dünyası Kültür Başkenti Projesi çerçevesinde nitelikli ve kalabalık bir heyetle atayurdumuza gerçekleştirilmekte olan bu gezi, Türkiye─Özbekistan ilişkileri bakımından bir milât sayılabilecek kadar büyük önem taşımaktadır.

Bahiskonusu gezi için oluşturulan iki guruptan ilki ile birlikte, 19-24 Kasım 2013 târihleri arasında, Özbekistan'ın Taşkent, Buhara ve Semerkant şehirlerini gezdim. Açık söylemek gerekirse, giderken, pek çok gurup üyesi gibi; temizlik, tertip-düzen, ahâli ve resmî görevlilerden göreceğimiz muâmele, iki Türk lehçesi arasındaki farklılıklardan kaynaklanabilecek sorunlar vb. konularda bâzı endişelerim var idi. Yaklaşık bir hafta süren seyahat sonucunda, gönül rahatlığı ile söyleyebilirim ki, hemen hiç bir konuda bahsedeğer hiç bir sorun yaşamadım. Çarşı-pazar, yol ve kaldırımlar, oteller, yemek yerleri son derece temiz ve tertipli-düzenli idi. Muhatap olduğumuz sivil-resmî, görevli-görevsiz insanların hemen hepsi sıcak bir şekilde ilgi ve alâka gösterdiler, Türk misafirperverliğinin gereğini yerine getirdiler. Gümrük işlemlerinde, yeme-içme ve konaklama mekânlarında, cadde-sokak ve çarşı-pazarlarda, sorunsuzca, rahat ve güvenli bir şekilde hareket ettik, işlemlerimizi gerçekleştirdik. Deyim yerinde ise, kendimizi evimizde/ülkemizde gibi hissettik, zaman zaman sanki Türkiye'nin başka bir vilâyetinde geziyormuş hissine kapıldık.

Özbekistan'da, en çok dikkatimi çeken, en çok takdir ettiğim hususlardan birisi de, trafikteki düzen ve ─hem sürücüler, hem de sürücüler ile yayalar arasındaki─ karşılıklı saygı oldu. Pek çok yaya geçidinde ─hattâ, tâlî nitelikteki dörtyol kavşaklarının bir kısmında─ trafik lámbaları yok. Buna rağmen, yaya ve araç trafiği, aksamadan, herhangi bir karmaşaya uğramadan, güvenli bir şekilde akıyor. Bir yaya ─geçidi kullanmak kaydıyla─ yolun karşısına geçmek istediğinde, bütün araç sürücülerinin ─sanki tâlîmat verilmişçesine─ aynı anda yavaşlayarak/durarak yol vermelerini, hem hayretle, hem de gıpta ile seyrediyorsunuz. Ülkemizdeki vaziyetle karşılaştırınca, hayıflanmamak elde değil.

Özbekistan, buram buram târih kokuyor. Târihî eserler çok bakımlı, temiz, pırıl pırıl. Onarımlar usûlüne uygun yapılmış, târihî eserlerin özellikleri korunmuş. Buhara ve Semerkant gibi târihî şehirlerde, îmâr plánları ve yapılaşma, bu şehirlerin târihî siluetini bozmayacak şekilde gerçekleştirilmiş. Meselâ, Buhara'da, ana cadde üzerinde bulunan birkaç resmî yapı dışında (onlar da en fazla dört katlı), iki kattan daha yüksek yapılaşmaya müsaade edilmemiş. Aynı durum, târihî mekanlara yakın olan kısımlarda, Semerkant için de sözkonusu. Bu yüzden, Buhara'da ve Semerkant'ın ─Registon meydanı gibi─ bâzı kısımlarında gezerken, bir anda 'zaman, sanki 16. ─ 17. yüzyıllarda durmuş' hissine kapılıyorsunuz

Umûmen Türkistan, husûsen de Özbekistan, medeniyetimizin maddî-mânevî eserlerini en fazla barındıran bölgelerden birisi. Nitekim, Özbekistan, hadis ilminin kurucusu olarak kabûl edilen ve en muhkem hadis külliyatlarından birisi olan Sahih-i Buhârî'yi vücûda getiren İmam Buhârî, Hanefî Mezhebine mensup Müslümanların itikatta rehberi olan İmam Mâturidî, Ubeydullah Ahrar Hz., Emir Külal, Şah-ı Nakşibend, Abdülhalik Gücdivânî gibi mâneviyat büyükleri ile, Emir Timur (Timur Han) ve zevcesi Ârife Bibi Hanım adına yapılan türbeler ve külliyeler başta olmak üzere, mânevi dünyamızı inşa eden, Türk-İslám târihine mührünü vuran mühim şahsiyetler adına (yahut da, bizzat kendileri tarafından) vücûda getirilmiş türbeler, medreseler, külliyeler gibi sayılamayacak kadar çok târihî eseri barındırıyor. Bu eserlerin, Özbekistan Devleti tarafından şânına yakışır şekilde korunuyor olması ise, ayrıca takdire şayan bir husustur. Kanâatim odur ki, her Müslüman, hac fârizası ve umre ziyâretini deruhte ettikten sonra, şâyet imkânları elveriyor ise, bu mübârek mekánları muhakkak surette ziyâret etmelidir.

Gezimiz boyunca, Özbekistanlı kardeşlerimizle anlaşma konusunda çok fazla sorun yaşamadık. Öyle ki, bâzı muhataplarımız, neredeyse Türkiye Türkçesine yakın bir lehçe ile konuşuyorlardı. Dükkánlardaki tabelálar, birkaç saatlik bir uyum süresinden sonra, rahatlıkla okunabiliyor. Büyük ölçüde Lâtin alfabesine geçilmiş. Bâzı seslerin farklı harflerle ifâde ediliyor olması ilk başta güçlük yaratıyor gibi görünse de, biraz gayret gösterince, kısa zamanda bu müşkül de ortadan kalkıyor. İleride, Türk Dünyasında ortak bir alfabe vücûda getirilmesine yönelik çalışmalar semeresini verdiğinde, bu sorunun tamâmiyle ortadan kalkacağına, ve İsmail Gaspıralı Bey'in işâret ettiği "dilde, fikirde, iş'te birlik" şiârının çok daha kolaylıkla tatbik sahasına indirileceğine kaniiz.

Kısa süreli seyahatimiz, bir ilk olması münasebetiyle, daha ziyâde târihi mekánların ziyaretine hasredildiğinden, Özbekistan'ın siyâsî-iktisâdî-içtimâî vaziyeti hakkında değerlendirmeler yapmamızı sağlayacak tafsilâtlı bilgiler edinme, müşahadelerde bulunma imkânımız olmadı. Yalnız, burada iki hususa değinmeyi gerekli görüyorum. Birincisi, şehirleşme konusunda, Özbekistan'lı kardeşlerimiz hakikaten takdire şayan bir mesâfe katetmişler. Gezdiğimiz şehirlerin plánlı-proğramlı bir şekilde geliştiği her hâlinden belli idi: cetvelle çizilmiş gibi dümdüz ve birbirini kesen geniş caddeler, geniş parklar (bu parklara "istirahat bağı" ve "balalar bağı" gibi isimler vermeleri gerçekten çok hoştu) ve meydanlar, istisnalar dışında yüksekliği dört-beş katı geçmeyen binalar, aydınlık ve ferah bir şehirleşmenin oluşmasını sağlamış. Gerçi, altyapı biraz eskimiş. Biz yaşamadık ama, şehirlerarası yolculuklarımız sırasında, bilhassa kırsal kesimde zaman zaman elektrik kesintileri meydana geldiğine şâhit olduk. Şehirlerarası yolların da önemli bir kısmı bozuk; aydınlatma, işâretleme, kenar korkulukları gibi konularda eksiklikler var. Fakat, kendi yağıyla kavrulmaya çalışan, millî kaynaklarını değerlendirerek kalkınma çabası içinde olan bir ülke için, bu kadarını çok görmemek gerektiğini, düşünüyorum. Üstelik, sözkonusu sorunları, mümkün olduğunca yabancı kaynaklara başvurmadan çözme konusunda ciddî bir çaba içerisinde oldukları hemen müşahâde ediliyor. Meselâ, ülkedeki konut sorununun çözümü için, son derece isâbetli bir politika uygulanmaya başlanmış. Bize anlatılanlara göre, kırsal kesimde ve büyük şehirlerin kenar kısımlarında, devlet tarafından, plânlı ve her türlü altyapısı tamamlanmak kaydıyla, tek katlı-bahçeli konutlar yapılıyor. Bu konutlar, konut bedelinin bir kısmı peşin alınmak ve geri kalan kısmı da ─ailenin maddî gücüne göre değişen oranlarda fâiz uygulanmak suretiyle─ vâdeli olarak , ihtiyaç sâhiplerine dağıtılmaya başlanmış. Şehirlerdeki evlerin bahçeleri 100 m2 civarında iken, kırsal kesimdeki evlerin bahçeleri 1 dönüm civarında belirlenmiş. Aileler, bu bahçelerde, kendi ihtiyaçları için gereken sebze ve meyve üretimini gerçekleştiriyorlar. Buhara-Semerkant arasındaki yaklaşık 350 km.lik yol boyunca, yüzlerce köyün bu şekilde tamâmiyle yenilenmiş olduğunu gördük. Bahsinde yarar gördüğüm ikinci husus ise, tarım topraklarının kullanımı, konusu. Bilindiği üzere, dünyamızın nüfusu 2012 yılı itibâriyle 7 milyarın üzerinde çıkmış durumda . Yüzyılımızın sonunda ise 11 milyara ulaşması beklenmektedir . Dünya nüfusu artış kaydederken, ekilebilir toprakları aynı ölçüde artırmak mümkün olmadığı gibi, maâlesef çok çeşitli sebeplerden ötürü (hatâlı gübre ve iláç kullanımı, aşırı üretim, hatâlı/aşırı sulama sonucu toprağın tuzlanması, erozyon vb.), hâlihazırda ekilebilir durumdaki tarım arazilerin mühim bir kısmının bir müddet sonra ekilemez duruma gelmesi sözkonusudur. Üstelik, gelişmiş ülkelerde "aşırı kullanım" tarım arazilerinin gelecekteki verimliliğini tehdit ederken; azgelişmiş ve gelişme yolundaki ülkelerde ise, verim düşüklüğü, hatâlı kullanım, işletme büyüklüklerinin iktisâdî olmaktan uzak bulunması ve de, bu arâzilerin miras yoluyla bölünmek suretiyle, güngeçtikçe daha da küçülerek, tarımla uğraşan ailelerin yeterli gelire sâhip olma imkânlarının zamanla daha da güçleşmesi gibi sebepler, burada ayrıntılı olarak analiz edilmesi mümkün olmayan diğer sorunlarla birleşince, dünyamızda yakın bir gelecekte ciddî bir "gıda sorunu" yaşanması ihtimâlini gündeme getirmektedir. Bu sorunun, uluslararası iktisat ve siyâseti de önemli ölçüde etkileyeceği, beklenmektedir. Yukarıda temas edilen sorunların bütün vahametiyle ülkemiz için de cârî olduğu, bir vakıadır. Özbekistan yetkilileri, görebildiğimiz kadarıyla, tarım kesiminde üretimin plânlı ve verimli bir şekilde sürdürülmesi için, kaydadeğer bir çalışma içine girmişler. Tıpkı, geleneksel Osmanlı Mirî Toprak sisteminde olduğu gibi, mülkiyeti devlete ait olan toprakları, bir ailenin geçimini sağlayacak büyüklükte işletmelere ayırarak, vatandaşlara dağıtmışlar. Bize anlatıldığına göre, devletin ilgili kurumu, üretimin gerçekleşmesi için gerekli olan bütün girdileri (tohum, gübre, ilâç, danışmanlık vb.) bilâ bedel sağlıyor. Üretim, belirlenen plân çerçevesinde ve münavebeli (dönüşümlü) olarak yapılıyor. Böylece, bir yandan tarım ürünlerinde arz-talep dengesi kurulmaya çalışılırken, aynı zamanda ─ürünler belirli bir sıraya göre ekildiği için─ toprağın verimliliği de korunmuş oluyor. Üreticiler, kendilerine sunulan imkânların karşılığında, kendilerine tahsis edilen toprakların büyüklüğü ile mütenasip olarak belirlenen asgârî üretim hedeflerini tutturmak ve bu miktarda ürünü ilgili devlet kurumuna teslim etmekle yükümlüler. Üreticiler, bu mânâda, en azından devlete teslim ettikleri kısım için, bir "pazarlama sorunu" da yaşamıyorlar. Ancak, sözkonusu uygulamanın bütün ayrıntılarını (fiyat tespiti, çiftçilerin üretimden aldıkları pay, diğer işletme giderlerinin finansmanı vb.) öğrenemediğimiz gibi, çiftçi kesiminin memnun olduğu/olmadığı konularda tam bir bilgilenme imkânımız da olmadı. Fakat, ülkemizde tarım kesiminin yaşadığı sorunlarının hâlli konusunda, yukarıdaki özetle anlatılan uygulamadan çıkarılacak dersler olduğu, inancındayım.

Özbekistan, günümüzde dünya siyâsetinin en etkin aktörleri arasında bulunan Rusya ve Çin ile, gelecekte etkinliğini artırması sözkonusu olabilecek İran'ın da bulunduğu bölgede, etrafı diğer Türk Devletleri ile çevrilmiş, önemli bir ülke. Bizimle aynı kökten gelen insanların yaşadığı bu güzel ülke, aynı zamanda târihî ve kültürel birikimi, kaynaklarının zenginliği , devlet geleneğine sâhip bulunması gibi sebeplerden ötürü, Türk Dış Siyâsetinde aslâ ihmál edilemeyecek bir konumdadır. Bu itibarlâ, Türkiye-Özbekistan arasında her alandaki ilişkilerin mümkün olan en ileri seviyede geliştirilmesi, her iki taraf içinde faydalı olduğu kadar, bize kalırsa, zorunludur da.

Sözün özü, Özbekistan ile ilişkilerimizi geliştirmekte, bugüne kadar, burada ayrıntılı olarak izah edilmesi mümkün olmayan bir takım sebeplerden ötürü, oldukça geciktik. Fakat, bir başlangıç yapılması gerekiyordu. Özbekistan'ın istiklâline kavuşmasından tam 22 yıl sonra Eskişehir Türk Dünyası Kültür Başkenti projesi çerçevesinde gerçekleştirilen bu gezi, ümit ve temenni ediyoruz ki, hayırlı ve verimli bir başlangıç olur. Bu gezi sırasında karşılıklı olarak oluşan güven ve yakınlaşma iklimi, bundan sonra her alanda daha kapsamlı ve yoğun ilişkilerin kurulacağına olan inancımızı artırmıştır.

Bu fevkalâde yararlı gezinin düzenlenmesini sağlayan Eskişehir Valisi Sayın Güngör Azim TUNA ve Eskişehir Türk Ocağı Başkanı Sayın Prof. Dr. Nedim ÜNAL Hocamız başta olmak üzere, emeği geçen bütün yetkililere/ilgililere teşekkür etmeyi, vazife addediyoruz.



Peşinat nispeti, vâde uzunluğu ve fâiz oranları konularında anlatılanları yetkili makamlardan teyit etme imkânı bulamadığımız için, bu tür ayrıntılara özellikle girmek istemedik.

Dünya Bankası İstatistikleri, Erişim Târihi: 25.11.2013, http://data.worldbank.org/indicator/SP.POP.TOTL

Birleşmiş Milletler Nüfus Rapor, Erişim Târihi; 25.11.2013, http://www.ntvmsnbc.com/id/25449023/

Özbekistan yeraltı zenginlikleri yönünden önemli bir ülkedir. Gazlı, Carkak, Mubarak’ta doğalgaz; Fergana Vadisi ve Aşağı Surhan-Derya’da petrol; Angran’da kömür; Almalık ve Kaytaş’ta bakır, çinko, kurşun, molibden ve Muruntau’da da bol miktarda altın yatakları vardır. Nuratav’dan çıkarılan Gazgan mermeri güzelliği ve dayanıklılığı ile meşhurdur.

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü