Türk Dünyası Yardım Kampanyası

Krizden Yükselen Ahlaki Tehdit: Mali Kurtarmalar Ve Mağdurlar

04 Kasım 2009
Mustafa YILDIRAN

Dünya ekonomisi, iki yıla yakın sürede krizden muzdariptir. Krizin verdiği sıkıntılar, devletlerin ve bireylerin çözüm arayışları devam ederken yapılanların sorgulanması krizden çıkışın doğru yolunu göstermede önemlidir. Dünyada krize yönelik çareler özetle, finansal kurumların ve dev şirketlerin finansal desteklerle kurtarılmasını sağlamaya yöneliktir. ABD başta olmak üzere birçok ülkede genel olarak bu yapılmıştır.

Sorgulamaya krize sebep olan faktörleri hatırlamakla başlayabiliriz. Kriz küresel bankaların riskli kredi politikası, emtia piyasalarındaki fiyat balonları ve mali denetim şirketlerinin finansal ahlaksızlıkları gizlemesi nedeniyle ortaya çıkmıştır. Bu üç faktörde, reel sektörün ve herhangi bir ülkede vatandaşların sorumluluğu yüksek değildir. Krizden hemen önce Hasan Sabah’ın haşhaşi cenneti gibi sürekli yüksek finansal getirilerle şişirilen sahte bir finans bolluğu içinde küçük bir grubun faydalandığı bir finansal yapı oluştu. Krizden hemen sonra ilk yapılan, bu yapının nasıl kurtarılacağı sorusunun ortaya atılmasıdır. Dolayısıyla dünyadaki, yüksek zekâlı ekonomistlerin tamamının cevap aradığı soru buydu. Sorgulanmayanlar arasında, krizin sorumluları ve finansal sorunlardaki hatalar vardı. Aslında sorumlular, finansal cenneti yaratanların ve nemalananların müthiş ekonomi aldatmacasında başarılı olduklarını da ortaya çıkmaktadır.

Ekonomide bu durumun adı, ahlaki rizikodur. Kısaca, ekonomik sorunlara neden olanların maliyetleri başkalarına yıkmasındaki ahlâksızlık olarak tanımlanabilir. Bugünlerde krizden kurtuluş arayışlarının sonuçlarının alındığına dair, iyimser konuşmalar vardır. Fakat bu iyileşme sistemin bozukluklarının giderilmesi ve toplumun refahının artırılması şeklinde değildir. Yine finansal sistemi bozan unsurların(küresel bankaların ve dev şirketlerin) mali yapılarındaki ve kârlılıklarındaki düzelmeler, iyileşme işareti olarak kabul edilmektedir. Özelikle krizin küçük işletmelerden oluşan reel sektörde ve işgücü piyasalarındaki şiddeti artmaktadır. Hatta kurtarma operasyonlarının maliyetlerinin gelişen ülkelere ve vergi yükünü taşıyanlara yıkılması noktasında ciddi konuşmalar yapılmaktadır. Yani ekonomide ahlâksızlık bu krizde de, krizi bitirme süreceinde de devam etmektedir.

Öncelikle, ABD ekonomisinde kurtarma operasyonları büyük bütçe açıkları ve dış ticaret açıklarıyla karşılanmaktadır. ABD’nin bu cesareti doların dünyadaki hegomanyasından kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla ABD açısından krizin maliyetinin gelişmekte olan ülkelere yıkılması krizden çıkışın temel başarısı olacaktır. Fakat uzun bir aradan sonra, gelişen ülkeler (Çin, Rusya, Brezilya ve Hindistan gibi) kendilerine yüklenmeye çalışan kriz maliyetinden kurtulmak için arayış içerisindedir. ABD kurtarma operasyonlarının maliyetini vergi mükelleflerine zaten yıkmayacaktır. Çünkü işsizliğin arttığı ve durma noktasındaki bir ekonomiye bu yük eklenirse daha büyük bir ekonomik çöküş kaçınılmazdır.

Türkiye için durum farklı olmakla birlikte ahlaki rizikonun izlerini taşımaktadır. Öncelikle Türkiye’de krizin kaynağı, finansal kesim değil, reel kesimdir. Çünkü 2001 krizinde finans piyasaları düzenlenerek yabancılara aktarıldığı için Türkiye’de finans kurumlarının yüksek kârlılığı ve risklerden arındırılmış bir müşteri portföyü nedeniyle krizin finans kesiminden gelmeyeceği açıktı. 2001 krizinin kurtarıcılarının neden olduğu sorunlar, bütçe aracılığıyla vergi mükelleflerine ve ithalat-yabancı sermaye tercihiyle de, reel kesime yüklenmişti. Kurtuluş için çare arayışındaki reel sektör değerli kurun getirdiği kolaylıklarla 2003–2008 döneminde dış borçlanma ile risk alarak kendini kurtarmaya çalıştıkça daha büyük risklere katlanmak zorunda kalmıştır. Aynı dönemde ekonominin Türkiye içerisindeki sorunları yeterince çözümlenmemiştir.

2008 krizinin sonradan farkına varılmasıyla alınan önlemler öncelikle bütçe açıklarının artmasına neden olmuştur. İhracattaki hızlı düşüş ve küçük işletmelerin yaşadığı kredi sıkıntıları, tekstil gibi dış talebe bağımlı sektörlerde hızlı çözülüşlere neden olmaktadır. Özelikle Denizli, Gaziantep ve Bursa gibi ihracatçı illerde reel sektörde sorunlar büyüktür. Türkiye’de işsizlik artışı, reel sektörde likidite yetersizliği ve bütçe açıklarının ekonomiye baskıları şeklindeki kriz sonrası klasik sorunları yeniden nüksetmiştir. Bu sorunların aşılmasında uygulanması düşünülen, vergi artışları ve dış borçlanma alternatifleri yeni bir ekonomik çöküşün zeminini hazırlayacaktır. Durgun bir iç piyasada vergi yükünün artırılması piyasanın işlerliğini azaltacaktır. Dış borçlanma bu dönemde hem maliyetli hem de gelecek için yeni risklere gebedir. Türkiye, vatandaşların üzerindeki vergi yüklerini azaltmayı, tarım üretiminin artırılarak atıl bir sektörden sağlanabilecek yeni katma değer üretmeyi ve klasik olarak başarılı sektörlerini desteklemeyi bu kriz döneminde düşünmediği için büyük hata yapmaktadır. Bu dönemde iyileşmenin işsizliğin azalışı dışında göstergesi yoktur. İthal yatırım malları ile sağlanan ihracat artışı ve borsadaki spekülatif artışlar ülke içi ekonomik iyileşmenin göstergesi sayılamaz. Türkiye açısından işsizliğin çözümlenmesi, hem ekonomik ve sosyal hem de ülke bütünlüğünün korunması açısından önemlidir. Türkiye krizden çıkışın maliyetini, Türk milletine yükleme şeklindeki ahlaki bir sorunu üstlenmemelidir.

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü