Türk Dünyası Yardım Kampanyası

AMERİKAN TARZI LİBERAL FİNANS SİSTEMİNİN ÇÖKÜŞÜ VE FİNANSIN YENİ TEMELLERİ

20 Eylül 2008
Mustafa YILDIRAN

Amerikan tarzı liberal finansal piyasalar ve liberal finansın dev bankaları bir bir düşmektedir. Son günlerdeki gürültü devlerin çöküşünün yeryüzüne akisleridir. Dünya ekonomisi ve finansal piyasaları, yeni bir iktisadi anlayışa gebedir. Değişim başladığından beri elinden bir şey gelmeyen Türkiye’nin ekonomi yönetimi, tarihi dönüşümde 2001’de dışarıdan ithal edilen model çerçevesinde yanlış dizayn edilen(!) ve ardından hiç değiştirilemeyen krize maruz iktisadi yapı ile her zaman ki acziyeti ile küresel finans krizi ile karşı karşıyadır.

Ekonomi tarihinin en talihsiz dönemlerinden birisi yaşanırken, finansın 1970’lerde başlayan dönüşümü, yolun sonuna yaklaştı ve artık finans piyasaları yeni dönemin eşiğine gelmiştir. Finansın dönüşümünün itici faktörü, 2007’nin Ağustos’unda başlayan kredi krizidir. Artık finansta Amerikanın dev şirketlerinin bir bir yıkılarak, ABD devletinin eline geçmeye başlamıştır. ABD merkezli finans sistemi 70’lerde serbest kur sistemi ve liberal düzenlemelerle oluşturuldu. 90’larda ABD merkezli finans sistemi zirvedeydi. Ülkelerin inisiyatifinden çıkarılmış finans piyasaları ve küresel bankaların kurallarını belirlediği bir küresel finansal sistem ABD’nin kontrolünde finans dünyası meydana getirdi. Cesametin getirdiği cesaret, ABD tandanslı finansal kuruluşların pervasız finansal yenilikleri sistemin hızlı büyümesine neden olurken, risk artışını da beraber getirdi. Bu dönemde global bankalarda çalışanlar dünyanın en muteber insanları haline geldi. Fakat dünyada hiçbir şeyin baki olmadığı gibi, risk iştahı ile şişen balon ekonomisi ve ABD merkezli finans kuruluşlarının bilânçolarının dışına saklanan gerçeklerin açığa düşmesi ile 2007’nin yarısından itibaren finansal sistem, SOS vermeye başladı. Amerikan Merkez Bankası(FED) yıllarca tüm ülkelere pazarladığı liberal piyasa anlayışının terk ederek devletçi sisteminin gerektirdiği tüm araçları kullanmaya başladı. Dünyada neo-liberal uygulamaların iki aktörü olan, IMF ve Dünya Bankası’nın herhangi bir esamisi okunmadan yerlerinde durmaktadırlar. Bu iki kuruluş ABD merkezli finans dünyasının diğer ülkelere pazarlamacılığını yapmalarına rağmen şu anda, bütün dünya FED’den gelecek iyi bir habere muhtaçtır.

FED ve ABD hükümeti, kredi krizinin yönetimini sadece devletçi araç ve yöntemlerle yönetmektedir. Vatandaşlarına doğrudan vergi indirimleri, banka kurtarma ve düşük faizli kredi desteği gibi stratejiler kriz yönetiminin unsurlarıdır. Özel bankaların batmaması için likidite sıkışıklığına yol açmayacak düşük faiz uygulaması ve uzun vadeli kredi desteği en sık kullanılan yöntem olarak gözükmektedir. FED yöneticileri, krizi yönetiminde en mantıklı yolu takip etmektedir. Çünkü küresel bankaların batması durumunda diğer ülkelerde sahip oldukları aktiflerinde kaybolma riski mevcuttu. Bu şekilde müdahale, finans piyasalarındaki ABD hâkimiyetinin sürmesini sağlamaktadır. Yani liberalizm esas değil, yöntemdir. Devletçi ekonomik uygulamalarla, vergi ödeyen vatandaşları memnun etmesi halinde kolaylıkla uygulanabilir. Liberal bir anlayışla oluşturulan küresel finans sistemi, ABD merkezli kuruluşların hâkimiyetine geçtikten sonra tüm dünya çaresiz olarak ABD’den gelecek ilaçlara muhtaçtır. FED’in bütün gayretlerine rağmen ABD merkezli finans sistemi tamamen çökebilir, askeri olarak rahatlıkla meydan okunabilen Amerikan devleti ekonomik açıdan da sıkıntı içerisindedir.

Kredi krizinin en önemli sonuçlarından birisi de, CEO(Üst Düzey Yönetici) efsanesinin sonunun gelmesidir. Çok mahir uluslar arası finans kuruluşlarının yöneticileri, Merkez Bankası memurlarının özel bankalara, güven ve para zerk etmesi sayesinde bankalarını ayakta tutabilmektedir. Kötü yönetim ve yaratıcı muhasebe(veya üçkâğıtçı), kısa sürede iflas etmektedir. Finans sisteminin ayakta kalması devletin sağladığı güven(kredibilite) ve nakit bolluğu gibi iki temel finans unsuruna bağlıdır.

Krizin dünyaya yansımaları gecikmeli olacaktır. En riskli ülkelerden birisi de Türkiye’dir. Türkiye 2001 krizinin yönetiminde Amerika’nın uyguladığı kriz yönetimi ilkelerinin birçoğunu yapmamıştır. Mesela Demirbank gibi devletin mali araçlarına yatırım yapan bir bankanın nakit sıkışıklığının giderilmesi ile çözülebilecek sorunu çözülmemiştir. Kurtarılma ihtimali olan Pamukbank’ın adeta iflasa sürüklenmesi için her şey yapılmıştır. Yine Merkez Bankası dünyada likidite bolluğunun olduğu ve doların değer düşme eğiliminde olduğu bir dönemde(2000 yılı dünya tarihinde uluslar arası yatırım akımının en yüksek olduğu yıldır) döviz rezervlerini, piyasaya vermeyerek iflasların artmasına neden olmuş ve sonra doların sürekli değer kaybetmesiyle elde tutma ve fırsat maliyetlerine katlanmıştır. Yine piyasayı kilitleyecek çeşitlilikte dolaylı vergi ihdas edilerek iç piyasadaki maliyetlerin yükselmesine sebep olarak, piyasanın sadece dış borç ve ithalat seçeneğine yönelmesine neden olunmuştur. Yabancı yatırımcıya sağlanan vergi kolaylıkları ve avantajlar nedeniyle yerli üretimin son bulmasına neden olmuştur. Kamu mali yönetimi, kendi riskinin çoğunu reel sektör üzerine dolaylı yollardan yüklemiştir. Bunlardan dolayı, ABD’de düşmeye başlayan domino taşları Türkiye’ye ulaştığında Türk işletmelerinin iflas riski artacaktır. Yani 2001’den sonra ABD şu anda ne yapmaktaysa, Türk ekonomi yönetimi tersini yapmıştır. Artık kriz uzakta da olsa net olarak gözükmektedir. Türk ekonomi yönetiminin ne yapacağına dair bir stratejisi mevcut değilse, 1929 iktisadi buhranından sonra Atatürk ve arkadaşlarının ne yaptığına baksınlar, bir çıkış yolu tarihin tozlu sayfalarından da olsa gelebilir. Artık ABD merkezli dünyadan ithal edilecek kişilerden çok, yerli kafaların çözüm üretmesi zorunludur. Keza, dünyada kendi iradesi ile ekonomi politikası geliştiremeyen devletler, krizin pençesinde parçalanabilir.

Mustafa YILDIRAN
Cumhuriyet Ü. İİB
Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü