Türk Dünyası Yardım Kampanyası

PKK’nı Al da Git!..

28 Ekim 2009
Müyesser YILDIZ

“Kürt açılımı” denilen rezaletin, “Bir devlet projesi, muhatabının da Türk Milleti olduğu” söyleniyor. Doğru muhatap, Türk Milleti, ama bu büyük millet gereken cevabı verdi. Peki acaba bu projenin ABD’nin değil, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bir projesi olduğuna hala inanan var mı? Varsa, ABD’nin Ankara Büyükelçisi ile ABD Dışişleri Sözcüsü’nün açıklamalarına bir baksınlar. Büyükelçi James Jeffery’nin, “Biz yıl sonunda Irak’tan ayrılıyoruz, o zamana kadar PKK işini halledin” demesinin bir anlamı yok mu? Ya ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ian Kelly’nin, “Türkiye’ye, ülkedeki Kürt nüfusla, onlara daha fazla kültürel ve dilsel hak tanınmasına olanak veren bir diyalog başlatması çağrısında bulunduk. Türk Hükümeti de bunu yapıyor” sözlerini, söylenmemiş mi sayacağız?

“Kürt sorunu” ve bölge ile ilgili tüm yazılarımızda şunu vurgulamaya çalıştık; ABD Irak’ta işini tamamladı, “Kürdistan”ın tesisi başta olmak üzere başlıca hedeflerine ulaştı. Çekip, gitmeden önce o uydu devletini güvence altına almak istiyor, bunun için de Türkiye’nin “Kürdistan”ı tanımasına sağlamaya çalışıyor. Ama PKK orada durduğu sürece bunu en azından Türk Milleti’ne kabul ettiremeyeceğini biliyor. Bunun için Türk Milleti nezdinde PKK’ya karşı bir şeyler yapıyormuş gibi görünürken, yıllardır besleyip, büyüttüğü, koruyup, kolladığı PKK’yı da, aralarında herhangi bir küskünlüğe mahal vermeden “siyasallaştırma” peşinde koşuyor…

ABD Büyükelçisi ile Dışişleri Sözcüsü’nün son açıklamaları, “yol haritası”nın tam da bu minvalde yürüdüğünü ispatlıyor. Görüldüğü gibi Türkiye, “Barzani Kürdistan’ı”nı hemen hemen kabullendi. Erbil’e Başkonsolosluk dahi açılıyor. Önümüzdeki günlerde yapılacak Erbil ziyaretini Dışişleri Bakanı Davutoğlu ve Devlet Bakanı Çağlayan’ın gerçekleştireceği söyleniyordu. Davutoğlu’yla birlikte Çağlayan değil, İçişleri Bakanı Beşir Atalay gidecekmiş. Bu da, “Türkiye’nin Kürt sorunu” ile “Barzani’nin tanınmasının” ne kadar birbirine endeksli meseleler yapıldığının tek başına delilidir. Keza tam bu günlerde ABD Hazine Bakanlığı, ABD ve AB’nin terör örgütleri listesinde yer alan Kongra-Gel’in Başkanı Zübeyir Aydar’ı “Uyuşturucu Baronu” ilan ederken, Aydar’ın halen AB’nin başkenti Brüksel’de oturmaya devam etmesi, dahası Avrupa’dan gönderilecek PKK militanları için Türkiye ile pazarlığa oturtulmasındaki garabet de ortada.

Ancak asıl garabet, ülkemiz yöneticilerinin de ABD’nin bu “yol haritası”nı benimsemiş olmasıdır. Bilindiği gibi Başbakan Erdoğan, “Yıl sonunu falan bulamayız, o kadar rahat değiliz” demişti ki, ABD Büyükelçisi’nin sözleriyle neredeyse bire bir örtüşüyor. Cumhurbaşkanı Gül de sık sık “Kürt sorununda iyi şeyler olacak… Tarihi fırsatla karşı karşıyayız… Geç kalmamalıyız, konjonktür her an değişebilir… Siz çözemezseniz, birileri gelip paye çıkarmaya, dışarıdan müdahalede bulunmaya çalışır, bu nedenle biz çözelim” açıklamalarını yaptı. Gül son olarak TRT-1’de, “Irak’taki ABD askerlerinin çekilmesiyle, bir anlamda bu topraklar Türkiye’ye emanettir” gibi bir ifade kullandı. İşte tüm bu sözlerin anlamı, ABD yetkililerinin son açıklamalarıyla adeta ete-kemiğe bürünmüş oldu.

Sanki ABD’nin yeni dünya haritasında Türkiye’nin parçalanması yok ve sanki tüm bu düzenlemeler “Yeni Mezopotamya” için yapılmadı da, ABD, bu kadar kan, gözyaşı ve para yatırımıyla kurduğu “Kürdistan”ı bize emanet edecek…Ve sanki biz bu emaneti kabul etsek bile, eninde-sonunda Türkiye’yi etkilemeyecek, öyle mi?.. Buna inanmak, en basitiyle saflık olmaz mı?

Velev ki, ABD’nin böyle projeleri yok veya vazgeçti; tam 25 yıldır bir “stratejik müttefikinin” başına bela olan terör örgütünü neden ortadan kaldırmıyor da, Türkiye’nin elini-kolunu bağladığı gibi, illa “siyasallaştır, taleplerini karşıla” diyor? Samimiyse, yapacağı şudur; Yardım etmesinden vazgeçtik, kendisi El Kaide ile nasıl mücadele ediyorsa, Türkiye’nin de PKK ile öyle mücadele etmesine ses çıkarmaz… Kürt kökenli vatandaşlarımızı azınlık, PKK’yı da onların temsilcisi gibi görmeyi bırakır… İçişlerimize karışmaz.

Ancak niyetinin hem üzüm yemek, hem bağcıyı dövmek olduğu o kadar belli ki!.. Son numarası “Irak’tan çekilmesiyle, PKK’nın siyasallaştırılarak halli” arasında paralellik kurmasında dahi bir samimiyet yok. ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ian Kelly’nin, “sınırdaki rezaleti” memnuniyetle karşıladığı ve “Diyalog başlatması çağrısında bulunduk, Türk Hükümeti de bunu yapıyor” dediği o basın toplantısında, “PKK ve Türkiye’nin Kürt sorununun, ABD’nin Irak politikasındaki yerine” ilişkin bir soru üzerine verdiği şu cevap, bunun en somut delilidir; “Irak politikamız, bu meseleden ayrı. Biz Kuzey Irak’taki yerel otoritenin kendi yönetim sistemi ve politikasını geliştirmesini destekliyoruz. Bu konuda Türkiye’nin politikası ile bir bağlantı kurulması gerekmiyor. Ancak PKK gibi terörist organizasyonların etkisini veya gücünü azaltmaya yönelik tüm adımları memnuniyetle karşılarız”. Bir de Irak’ın kuzeyindeki çok uluslu gücün ABD’li Komutan Yardımcısı Tuğgeneral Robert Brown’ın, daha birkaç gün önce Pentagon’da düzenlenen telekonferansa Musul’dan bağlandığında söyledikleri var. Kendileri, peşmerge ve Irak güçleriyle birlikte, Irak’ın İran ve Suriye sınırlarını koruyormuş, “Kürt güvenlik güçleri” özellikle İran sınırında çok iyi çalışıyormuş. Türkiye sınırına gelince, “Burası çok dağlıkmış. Ayrıca artık herhangi bir sorun görmüyorlarmış, PKK faaliyetleri 1 yıl öncesine göre çok azalmış” falan.

Tablo bu olduğuna göre, ABD’ye öncelikle, “Irak’tan gideceksen git. Biz PKK’yla, gerektiği ve hak ettiği şekilde mücadelemizi yaparız” dememiz, bunu engellemesi ve Türkiye’nin üniter-milli yapısını dinamitleyecek birtakım şartlar dayatmaya devam etmesi halinde de, “Bıçak kemiğe dayandı. O zaman PKK’nı da al, öyle git” çağrısında bulunmamız gerekmez mi?

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü