Türk Dünyası Yardım Kampanyası

Sinirleri ve Sınırları Zorlamak

10 Mayıs 2009
Müyesser YILDIZ

Son bir haftayı “Kandil’den haberlerle” geçirdik… Durumdan vazife çıkaran 2. Cumhuriyetçi ekibin “kıdemli abisi” çarşaf çarşaf, yılanın Kandil’deki başının sözcülüğünü yaptı. Eş zamanlı olarak biri “Ermeni”, diğeri “Ruhban Okulu”nun avukatlığını üstlenen diğer iki kıdemli, “Kürt sorununda çözüm fırsatı… İyi iş çıktı… Top artık Ankara’da” tezahüratlarında bulunurken, diğerleri alkış tuttu. Hepsinin kaptanı konumunda olan isim ise, “Ben de İmralı’dan mesaj getirmek istiyorum” dilekçesi verdi. İlginç olan, bölücü terör örgütü ile “arabuluculuğa” soyunanların tamamının Doğan Medya Grubu’ndan olması. Hayırdır, bu ne telaş?.. ”İktidarın şerrinden, Brüksel ve Vaşington’un şefaatine sığınma mı?”!..

“Lider, şef” sıfatlarını uygun gördükleri yılanın, “çözüm önerilerinin”, İmralı’dakinden, DTP’den, daha önemlisi AB ve ABD’ninkinden milim farkı yok. Ama onlar koca bir milleti “aptal, enayi” yerine koymakta beis görmüyorlar. Söylediklerine bakın; “Bu savaştan herkes bıkmış, PKK yorulmuş, silahlı mücadele ile bir yere varılamayacağını anlamış, ayrı bir devlet istemiyorlarmış. Artık hak, hukuk, adalet içinde bir çözüm zamanı” imiş!.. İyi o zaman, teslim olurlar, cezalarını çekerler, binlerce şehidin ve masumun kanı yerde kalmaz, hak, adalet de yerini bulur.

İmralı’dan “mesaj getirmeye” can atan Kaptan’a gelince; Bebek katili, haftalık olağan görüşmelerinde avukatları aracılığı ile söyleyeceklerini zaten söylüyor. Ardından Kandil, ardından DTP de bunları tekrarlıyor. Hem bazen öyle talimatlar veriyor ki, hücre cezasına çarptırılıyor. Yani, “görüş ve düşüncelerinden”, devlet de an be an haberdar. Dahası, “Beni veya Kandil’i muhatap almanız olmaz, ama DTP ile görüşülebilir” diyor. Hal böyleyken o Kaptan, acaba hangi sıfatla, kimlerin görevlisi olarak İmralı’yı “muhatap” ilan ediyor, farklı ne konuşmayı ve bunları kime anlatmayı planlıyor?

Gazeteci kisvesi altındaki bu rezillikleri, bir de “devletin bilgisi dahilinde” yaptıkları imasında bulunmuyorlar mı, sinirler ve sınırlar ancak bu kadar zorlanır. Efendim birisi, Sayın Gül’le Bağdat’a gittiğinde, Barzani cenahından birisine şaka yollu, “Dağdakilerden haber var mı? Şu sırada ne yapıyorlar” diye sormuş, o da, “Ankara'dan haber bekliyorlar” cevabını vermiş… Kandil’deki yılanla görüşen için, “Ankara’dan haber götürdü” demeye getiriyor. “Kandil Sözcüsü”nün, Sayın Gül ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’e, “izlenimlerini” anlatacağı iddiası da cabası!..

Bölücü terörü, “Kandil’de gitar çalan çocuklar” gösterme gayretkeşliği acaba yine niye depreşti? Galiba altında, Doğan Medya Grubu’nun, iktidarla yaşadığı sorunlar var. Tabir-i caizse, AB ve ABD’nin planlarının sözcülüğünü yapıp, “iktidarın gazabına” karşı destek bulma, onların etekleri altına sığınma derdindeler. Tam da, bu güçler ve “Kürt sorunu birinci sorunumuz, mutlaka çözmeliyiz” diyenlerin, arayıp da bulamadığı tablo; “Bizim tarlanın taşıyla, bizim tarlanın kuşunu vuracaklar”!.. En acı olan ise şu; Demek ki, “milli sermayemiz” kendi çıkarları için, ülkenin bölünmez bütünlüğünü dahi pazarlık konusu yapabilirmiş!.. Vaşington ile AB’nin Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn’den gelen, “Doğan Yayın Holding’e kesilen vergi cezasıyla ilgili hukuki girişim, Türkiye'de basının çoğulculuğu ve bağımsızlığı ilkelerine saygı gösterilmediği yönündeki kaygıyı artırdı” yolundaki açıklamalar, “Kandil’de çıkardıkları büyük işin” karşılığını almaya başladıklarını gösteriyor. Bakalım bu “şimdilik” ve “sözde” destek nereye kadar sürecek, devamında başka hangi diyetler istenecek?

Cevabını, yeni Dışişleri Bakanı Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu’nun, 2001 yılındaki tespitlerinden verelim:

“Öcalan’ın yakalanması ile ne Ortadoğu denklemi çözülmüş, ne de Türkiye’nin bölge ile ilişkilerinden kaynaklanan satranç oyununun hamleleri sona ermiştir. Çok daha dikkatle yürütülmesi gereken yeni ve belki de riski daha yüksek bir oyun başlamaktadır. ABD bundan sonra Ortadoğu’ya yönelik hamlelerinde, Türkiye’nin kendi tercihlerine yakın bir politika benimsemesini talep edecektir. Öte yandan Avrupa ülkeleri de, Öcalan’ın yakalanması ile önemli bir ayak bağından kurtulmasının verdiği rahatlık içinde taleplerini arttıracaklardır. Helsinki Zirvesi’nden sonra bu bakış açısı daha da perçinlenmiş ve özellikle Kopenhag kriterleri çerçevesinde Ortadoğu kapsamlı Kürt meselesinin, Avrupa’da bir Türkiye meselesi olarak görülme temayülü güçlenmiştir… PKK’nın, Türkiye sınırları içinde gerçekleştirdiği terör tehdidinin tamamen yok edilmesi durumunda bile, Irak’taki belirsizlik ve K. Irak’ta her an karakter değiştirebilecek siyasi statü var oldukça ‘Kürt meselesi’nin Türkiye’nin ve bölgenin gündeminden düşmesini beklemek çok güçtür.”

Bölücü terörün sözcülüğünü yapanlar, “BASK-ETA” modelini destekliyor ya, oradaki son gelişmeyi de aktaralım. BASK bölgesinin yeni yönetimi, “Baskça zorunlu eğitimi, büyük Bask ülkesi haritasını ve kamuoyu önünde ETA’yı övmeyi yasaklama, BASK polisine ETA ile mücadelede daha geniş yetkiler verme” kararı aldı. BASK’ın Sosyalist Başbakanı Patxi Lopez de, BASK toplumunu birleştirmeyi, halkın gerçek sorunlarına eğilmeyi istediğini belirterek, “ETA ile tanrının her günü mücadele eden bir başkan olacağım” açıklamasını yaptı.

Örnek aldıkları, “dönüş” yoluna girmiş, bizimkiler hangi yolda?..

Geçenlerde İngiltere İçişleri Bakanlığı, “toplumda kin ve nefreti kışkırttıkları” gerekçesiyle 22 kişinin İngiltere’ye girişini yasakladı. Galiba akıl ve ruh sağlığımız için bizim de, acilen böyle bir karara ihtiyacımız var!..

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü