Türk Dünyası Yardım Kampanyası

SÖZÜMÜZ ROMANTİK “DEMOKRATLARA”

05 Ocak 2009
Müyesser YILDIZ

Sadece Türkiye’deki kuruluşların değil, AB’nin yaptırdığı anketlerde, bizatihi Kürt kökenli vatandaşlarımızın “Kürt meselesinden” ne anladığı defalarca ortaya çıktı. Aş, iş, eğitim…Batılılar ve içerdeki uzantılarının “Kürt sorunundan” ne anladığı da artık herkesin malumu; Ana dilde yayın, eğitim ve kamu hizmeti, etnik kimliğe dayalı siyaset serbestisi, Kürt kimliğinin Anayasa’da yer bulması, otonomi veya federalizm ve nihayetinde her halde bağımsızlık!..

TRT’nin bir kanalının 24 saat süreyle Kürtçe yayına tahsis edilmesinin hemen ardından malum cenahlar, “X,Q,W harflerinin Alfabeye eklenmesi ve ana dilde kamu hizmeti verilmesi” için yasa teklifi hazırladı. Bu cenahlara yakın “aydınlar” daha da bodoslama daldı.
Birisi, “Keşke her seçimde, seçim yatırımlarıyla bir adım daha ileri gidilse. Bundan sonraki seçimde kimliğin anayasal güvence altına alınması mümkün olsa...” dedi. Bir diğeri,
siyasi partilerin Kürtçe propaganda da yapabilmesini istedi. En cüretkârı, Kanadalı Siyaset Bilimci Will Kymlicka üzerinden, “grup hakları”nın neler olduğu hatırlattı ve “TRT – Şeş’le birlikte Türkiye’nin, Kürt yurttaşlarına grup temelli kültürel haklar tanıma yolunda bir adım attığını” söyledi. Gerçek dertlerinin ne olduğunu, yine onlardan birisi açık-seçik ortaya koydu:

“Türkiye’nin üstüne kurulduğunu varsaydığı milliyetçilik anlayışı, milletin tek tip olduğu varsayımıyla kurgulanmış, bu topraklar üstünde yaşayan herkesin tornadan çıkmış gibi tek bir etnik aidiyeti olmasını öngörüyor… Artık tasarlanmış Türk cemaati anlayışından, tasarlanmış Türkiye cemaati anlayışına doğru ilerliyoruz.”

Bunlarla işimiz yok. Sözümüz, Türkiye’nin birlik ve bütünlüğü konusundaki niyetlerinden şüphemiz olmayan ancak “alkış” rüzgârına kapılıp, gidişatın nereye varacağını düşünmeden, “Ülkenin bölünmemesi için ilk adım… Birlik ve beraberliğimiz pekişecek” diyen romantik “demokratlara”. Bir de, seçimlerde Kürtçe propaganda yapılması talebini, “adayın karşısındaki kitle hangi dili anlıyorsa, aday görüşlerini elbet dinleyicilerin bildiği o dille anlatır. Aksi tam bir sağırlar diyalogudur” düşüncesiyle destekleyenlere.

En temel ortak payda unsurları parçalanarak, birlik ve bütünlük nasıl sağlanabilir acaba? Millet değil, etnik kimlikler ön plana çıktığında, bir ülke bölünme sürecine girer mi, girmez mi?

Siyasi partilerin Türkçe dışında propaganda yapabilmesine gelince; Eğer ölçü, karşısındaki kitlenin anladığı dil ise, bu partilerin doğrudan bir etnik gruba dayanması anlamına gelmez mi? Sadece seçim meydanlarında değil, mesela TBMM kürsüsünden de o dilden konuşmak istemez mi? Öyle ya, o kürsü, sadece milletvekilleri değil, karşısındaki kitleye de hitap aracı… Bir başka soru; Acaba AB üyesi Bulgaristan, önceki yıl yapılan seçimlerde çoğunluğunu Türklerin oluşturduğu Hak ve Özgürlükler Partisi’nin “Türkçe” kullanmasına niçin izin vermedi? Üstelik bu ülkedeki Türkler, uluslararası anlaşma ile resmi azınlık statüsünde iken.

Bir başka gerçek; uluslararası hiçbir sözleşmede, resmi azınlıklar için dahi ayrı yayın, eğitim veya propaganda hakkı öngörülmemektedir. Mesela Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi(AİHS)’nde, değil “dil özgürlüğünün teminat altına alınması”, böyle bir özgürlükten söz dahi edilmiyor. Siyasi partilerin Türkçe dışında dil kullanabilmesi de, AB ile PKK’nın talebidir ve AB, dünyada örneği olmayan böyle bir uygulamayı Türkiye’nin önüne koyabilmiş, görüldüğü gibi epey taraftar da bulmuştur. Hemen burada, Hollanda’da Frisian Ulusal Partisi adındaki bir partinin, Frisian dilini kullanabilmek için açtığı davadan örnek verelim. Parti, kendi dillerini idari ve siyasi amaçlarla kullanımının yasaklanmasının, AİHS’deki düşünce ve ifade özgürlüğüne aykırı olduğu gerekçesiyle Hollanda Hükümeti aleyhine Avrupa İnsan Hakları Komisyonu’na başvurur. Komisyon, AİHS’ndeki söz konusu maddelerin “dil özgürlüğünü”, özellikle de idari konularda isteyenin, istediği dili kullanma hakkını garanti altına almadığını, bir dilin “siyasi, kamusal ve resmi” kullanımı ile “özel, kültürel ve günlük” kullanımı arasında açık bir fark bulunduğunu vurgulayıp, davayı reddeder.

Yeniden, “ne yaptıklarını ve ne istediklerini” çok iyi bilenlere dönersek; TRT’den Kürtçe yayınla, “Bir tabunun daha yıkıldığını” söylüyorlar. Uyanmamız için acaba, “Türkiye Cumhuriyeti’nin temelinden bir tuğla daha çektik” demeleri mi gerekiyordu?

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü