Türk Dünyası Yardım Kampanyası

TRT’DEN “KÜRTÇE” YAYIN NE DEMEKTİR?

28 Aralık 2008
Müyesser YILDIZ

TRT’nin, Kürtçe yayına başlayacak olması, “ezber bozma, korkularımızdan kurtulma, paranoyanın esiri olmama” denilerek, alkışlanıyor. Ezber, bu kadar kötü bir şey midir? Mesela ezber olmasa, İstiklal Marşı’mızı hep bir ağızdan söyleyebilir, şarkılarımızı, türkülerimizi, destanlarımızı nesilden nesile aktarabilir miyiz? Varlığını, birlik ve bütünlüğünü sürdürebilmesi için milletlerin de bazı ezberlerin olması gerekir ki, bunların en başta geleni dildir. Mustafa Kemal Atatürk’ün, “Türk dili, Türk milleti için kutsal bir hazinedir. Çünkü Türk Milleti geçirdiği sayısız felaketler içinde ahlakını, geleneklerini, hatıralarını, menfaatlerini, kısacası bugün kendi milliyetini yapan her şeyin dili sayesinde korunduğunu görüyor. Türk dili, Türk milletinin kalbidir, zihnidir” demesi de bundandır.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, üniter ve milli bir devlettir. Milli devletin ilk şartı ise dil birliği olduğundan, Anayasamızdaki, “Devletin dili Türkçe’dir” hükmü, “değiştirilemez, değiştirilmesi teklif edilemez” maddelerinden biri sayılmıştır. Ana dilini kullanma, elbette herkesin en doğal hakkıdır, ama toplulukların, millet olabilmesi için ortak bir dil de, olmazsa olmaz şarttır. Kürt kökenli vatandaşlarımız açısından meseleyi ele alırsak; ana dillerini kullanıyorlar mı, kullanıyorlar. Bu dilde müzik, gazete, dergi çıkarma imkânı var mı, var. Öğrenilmesi için kurslar açıldı mı, açıldı… İyi ama kurslara ilgi gösterilmedi, hepsi kapandı. Aileler, çocuklarını bu kurslar yerine, İngilizce kurslarına göndermeyi tercih etti. Başka? Özel kanallar Kürtçe yayın yapmayı kârlı bulmadı. Peki, ne yapılacak? Bunları, devlet yapsın!

İşte orada, mesele bireysel hak olmaktan çıkar, kolektif hakka dönüşür, iş yepyeni bir mecraya girer ki, bunun nereye varacağını kestirmek mümkün olmaz. Devlet eliyle, millet dilinin yanına yeni bir “dil” konur, o zaman ne üniterlik, ne millik kalır. Zira dil demek, millet demektir. Millet olma da, egemenliği, bağımsızlığı getirir.

Onun içindir ki, 2002 yılında Kürtçe yayınların TRT’den yapılması ilk kez gündeme getirildiğinde, henüz Başbakan olmayan Recep Tayip Erdoğan, “Devletin başka dillerin öğretilmesine soyunmasına ya da başka dillerde TV-Radyo yayını yapmasına gerek yoktur… Devleti denetleme fonksiyonu dışında işlere sokmak doğru değildir ve uzun vadede üniter yapımızı sıkıntıya sokan gelişmelere yol açar…” uyarısında bulunmuştur. Yine 2003’te dönemin Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, “TRT yapsın denildi. Devlet eliyle yayın yaptığınızda, farkına varmadan ikinci bir resmi dil koyuyorsunuz. Oysa Türkiye’nin resmi dili Türkçe’dir” demiştir.

Bu haklı endişeler aşıldı mı, aşıldı ise nasıl aşıldı bilemiyorum, ama işte TRT Kürtçe deneme yayınlarına başladı. Ve bakın daha deneme aşamasında hangi gelişmeleri tetikledi;

1- PKK’nın isteyip, AB’nin de desteklediği bir talep, alfabemizde olmayan “W, X, Q” harflerinin kullanılmasıydı. TRT yayınlarında, bu harfler kullanılmaya başlandı, yani alfabemiz fiilen değiştirildi.

2- AB, Türkçe ad verilen yerleşim yerlerinin, Kürtçe, Ermenice, Rumca neyse eski adlarının kullanılmasını istiyordu. PKK da, birkaç ay önce Roj-Tv başta olmak üzere Kürtçe yayın yapanlara, Türkiye’deki şehirlerin artık Kürtçe isimlerinin kullanılması talimatını verdi. Görüyoruz ki, TRT yayınlarında da, Van ilimizin adı “Wan”, Eskişehir’in adı, “Xizir” oldu.

3- TBMM Dilekçe Komisyonu’na yapılan bir başvuruyla, Cuma vaazlarının Kürtçe verilmesi istenmişti. Komisyon, bu dilekçeyi Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan sorumlu Devlet Bakanlığı’na gönderip, görüş istedi. Devlet Bakanlığı, Anayasanın 3. maddesi ve Devlet Mamurları Kanunu’ndaki hükümleri hatırlatıp, “Din görevlilerinin, camilerde yaptıkları vaazları ve okudukları hutbeleri, Türkçenin dışında bir dille gerçekleştirmeleri mevzuat açısından mümkün değildir” dedi. Şimdi, bir başka devlet kurumu olan TRT’nin yayınları, camilerimiz için de emsal teşkil etmeyecek midir?

Bu adımlar, bu açılımlar, dahası talepler bitmez, Domino taşı gibi birbirini tetikler. Sıra ana dillerde eğitim-öğretim, ana dillerde kamu hizmeti verilmesi taleplerine gelir. Bunun sonu da bellidir.

Onun için gelin, TRT’nin “deneme yayınını” deneme aşamasında bırakalım ve Büyük Önder Atatürk’ün, şu buyruğunu hatırlayalım:

“Türk dilinin, kendi benliğine, aslındaki güzellik ve zenginliğine kavuşması için, bütün devlet örgütümüzün dikkatli, ilgili olmasını isteriz”

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü