Türk Dünyası Yardım Kampanyası

O “Kürt Açılımı” Pandora’nın Kutusudur!.

17 Ağustos 2009
Müyesser YILDIZ

Batı’nın, bir güruh silahlı ve kalemli adamı aracılığıyla Türkiye’ye dayattığı “Kürt açılım” paketi, sadece ülkemizi değil, başta Irak olmak üzere tüm bölgeyi parça parça edecek bir saatli bombadır.

Türkiye’den ateşlenen fitilin, daha şimdiden ne kadar tahribe yol açtığını görüyoruz. Ancak işin boyutu bundan ibaret değil. Eğer Türkiye, bu bir avuç azgın azınlığın peşine takılmaya devam ederse, öncelikle komşumuz Irak’ın bize parçalatılması an meselesidir. Bunun devamı da Türkiye’nin kaçınılamaz biçimde, Arap, Sünni ve Şii dünyasıyla karşı karşıya gelişi olacaktır.

Musul ve Kerkük’te haftalardır yüzlerce insan öldürülüyor. Irak Ordusu güvenliği sağlamak üzere Musul’a gitmek istediğinde Barzani bölgesinden geçirtilmediği gibi, peşmergenin “çatışırız” ikazına maruz kalıyor. Barzani yönetiminin Kerkük konusundaki tehditleri, “Referandum engellenirse, biz de çözümü başka yollarda arar, tek taraflı adım atarız” boyutuna varmış durumda. BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon’un, “Kürdistan Anayasa taslağının gözden geçirilmesi” talebi, “Ban Ki Moon Anayasa’yı yanlış yorumlamış” şeklinde adeta alaya alınıyor. Ve ABD, timsahın gözyaşları misali tüm dünyayı “Erbil-Bağdat Savaşı”na alıştırıyor. “Erbil-Bağdat Savaşı” denilen de aslında Pentagon Sözcüsü Geoff Morrell’in önce “Iraklılar ve Kürtler” ifadesini kullanıp, sonra “pardon” diyerek düzelttiği, “Arap-Kürt” savaşıdır.

Peki Barzani bu cesareti nereden alıyor? Sadece, bugün yarın bölgeden çekilmeye hazırlanan ABD’den olamayacağına göre, başka bir sebep, başka bir güç olmalı. Acaba bu güç Türkiye midir? Farkındaysanız, Musul-Kerkük konusunda, “yaralıları getirip, tedavi ettirme” dışında söylediğimiz bir şey yok. Barzani Anayasası ile ilgili hazırlıklar, Kerkük’ün statüsü konusunda kopan kıyametler de hiç gündemimizde değil. Acaba “Her tarafa eşit mesafede olma” politikası mı izliyoruz?

Keşke öyle olsa, o bile değil. Aksine, elimize tutuşturulan “Kürt açılımı” paketinde, tüm dünyanın “Kürdistan veya Güney Kürdistan” dediği bölgeyle ilgili olarak bakın hangi adımlar var;

Siyasi Entegrasyon: Erbil’de konsolosluk açılması, THY’nın Süleymaniye seferlerine başlaması, K. Irak’lı Kürt liderlerin Ankara’ya gelmesi, Türk siyasetçilerin Barzani’yi ziyaret etmesi. Sıcak Takibe Son: Türkiye-Irak arasında 2007’de sıcak takibi öngören 4’üncü maddesi boş bırakılarak imzalanan, ancak onaylanmayan Terörle Mücadele Anlaşması kadük olduğundan yeni bir anlaşma yapılması.

Ekonomik Entegrasyon: Türkiye-Irak sınırında Ortak Sanayi Bölgesi kurulması, Kuzey Irak’a yatırımların arttırılması.

Nitekim geçtiğimiz günlerde Bağdat’ı ziyaret eden Dışişleri Bakanı Davutoğlu, adını koymadan bu hazırlıklarını bir kısmını gazetecilerle paylaştı ve bunlar “Mezopotamya’nın ihyası” olarak sunuldu. Dünyanın “Güney Kürdistan” olarak adlandırdığı bölge demiştik, o “güney”in bir de kuzeyi, doğusu ve batısı olmalı değil mi?..Ya “Mezopotamya’nın ihyası”, kimlerin hayalidir, hatırlıyor musunuz?

Şimdi biraz daha geri gidelim. Temmuz 2003’te dönemin ABD Ankara Büyükelçisi Pearson, “Irak’ın kuzeyi üzerinde berrak bir perspektif paylaşmamız gerekir. Anadolu’nun güneyini, doğusunu ve K. Irak’ı alırsanız, tek bir ekonomik bölge olduğunu görürsünüz. Bütün ulaşım yolları, haberleşme hatları, petrolün sevki, hep bu yönde gidiyor” demişti. Geçmişte Bosna’daki katliamlarda “Sırp Kasap” Radovan Karadziç’e “dokunulmazlık” sözü verdiği iddia edilen, şimdilerde Obama’nın “Afganistan ve Pakistan Özel Temsilcisi” olan Richard Holbrooke da, Şubat 2007’de Başbakan Erdoğan’la görüşüp, Erbil’e giderken, “Irak’ta Kürdistan, bir tür Tayvan olur. Yani kendi parası, ordusu, bayrağı, okulları var, ama uluslararası tanınma yok. Gelişip, huzur içinde yaşaması için Türkiye’ye ihtiyacı bulunuyor. Oysa Türkiye ile Irak Kürtlerinin iyi ilişki kurmasını engelleyen iki sorun var. Biri PKK, diğeri Kerkük. Kerkük’e nasıl bir çözüm bulunur, şu an bilemiyorum. Ama PKK sorunu derhal ve kesinlikle çözülmeli” açıklamasını yapmıştı. Yani hiçbir şey tesadüf veya kendiliğinden gelişmiş değil. Belli ki, bir plan tıkır tıkır işliyor. Holbrooke’un, “Kürt açılımı” ile birbirimize düşürüldüğümüz bu günlerde yine ülkemizi ziyaret etmesi de ayrıca dikkat çekici!..



Yakın zamana gelirsek; Şubat 2009’da Barzani’nin Türkiye temsilcisi Ömer Merani, bugün ülkemizde “Kürt açılımı” adı altında konuşulan “çözümler”in tamamını, Dışişleri Bakanlığı ve MİT’le görüştüklerini, bunların mahalli seçimlerden sonra hayata geçirileceğini anlatmakla kalmamış, ilave olarak şunları söylemişti:



“Irak’ta bir sorun çıkarsa İran Şiileri, Sünni Arap ülkeleri de Sünnileri destekler. Türkiye yalnız kalan Kürtlere sahip çıkmalı ve bizimle mutlaka stratejik ortak olmalıdır…Türkiye’nin Irak Kürdistanı’nı resmen tanımasını istiyoruz…Türkiye’nin kırmızı çizgilerinin hepsi pembe oldu, kırmızı çizgi kalmadı…Kerkük, Türkiye’nin meselesi değil. Türkiye Irak’a savaş mı açacak? Tabii ki referandum sonucunu kabul edecek.”

Ve Barzani’nin geçtiğimiz günlerde Sabah Gazetesi’ne verdiği röportajdan bazı satırlar:



“Irak’ın parça parça olmasını istemiyoruz. Ama Irak'taki temel sorunlar hâlâ çözülemedi. Ne olacağını kestiremiyoruz…Bütün savaşlar Kerkük yüzünden çıktı. Sorunun çözümü 140’ıncı maddenin uygulanmasına bağlı. Uygulanmazsa sorun ve tehlike sürecek…Biz Kürt ulusu olarak bu bölgede yaşayan eski milletlerden biriyiz. Kimsenin topraklarını işgal etmedik. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra haritalarda yapılan değişimlerden sonra Kürtler mağdur durumda bırakıldılar. Kürt halkına ‘Türk halkıyla mı, İran’la mı, Irak’la mı yaşamak istiyorsunuz?’ diye sormadılar. Bize sormadan parça parça ettiler…Kürtlerin mağduriyeti de dikkate alınmalıdır. Kürtlerin de ulus olarak hakkı olduğu ve bunun ihlal edilmemesi gerektiğine inanıyorum. Şiddetle olmaz ama Kürt halkının doğal bir hakkı olarak görüyorum. Uzlaşıyla, anlaşarak bu gerçekleşebilir. Şiddet kullanılmamasını istiyoruz. Önemli olan, her ülkede yaşayan Kürtlerin yaşadıkları ülkenin şartlarına göre bir çözüme gitmesinden yanayız. Yani gerçekleşen bu sınıra bakın. Bir köyün arasında akan derenin bir tarafı Türkiye’de kalmış, diğer tarafı Irak’ta…”

Görünen köy kılavuz istemeyecek kadar ortada. Türkiye, “Kürt açılımı” ile kendi içinde Barzani’nin “Kürt ulusu” diye adlandırdığı yapının inşasını kolaylaştırmakla kalmıyor, beraberinde yıllar önce kararlaştırılan “entegrasyon planlarıyla” da Barzani’nin palazlanıp, Bağdat’a meydan okumasına, yani Irak’ın parçalanmasına bilerek-bilmeyerek katkıda bulunuyor. Böylesi bir gelişmenin Suriye ve İran’ı da domino taşı gibi tetikleyeceği, bölgenin topyekun ateş topuna döneceği belli.



Bu felaketi önlemek büyük ölçüde yine Türkiye’nin elindedir. Gerçek “çözüm paketi” de, Kürt açılımında frene basılması, Erbil’de konsolosluk açma fikrinden vazgeçilmesi, Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun Erbil’i ziyaret programını iptal edilmesi, Nabucco Projesine Barzani’nin katılmasına karşı çıkılması ve elbette ki Kerkük’e, Türkmenlere yeniden sahip çıkılmasıdır.

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü