Türk Dünyası Yardım Kampanyası

SOYKIRIM İFTİRASINDA “GELİYORUM” DİYEN ASIL TEHLİKE

14 Aralık 2008
Müyesser YILDIZ

Hepimiz, birtakım “sözde aydınların”, sözde “Ermeni soykırım iftirası” için başlattığı “özür dileme” kampanyası ile meşgulüz. Evet bu, “tarihi ihanet” önemli, ama Türkiye, daha büyük bir tehlike ile karşı karşıya ve sanki bu kampanya da, asıl tehlikeyi perdelemek için başlatılmış gibi.

Asıl tehlike ne mi? AB Adalet Bakanları, geçtiğimiz 29 Kasım’da “Birlik çapında, ırkçı ve yabancı düşmanı suçların” 1 ila 3 yıl arasında hapisle cezalandırılmasını kararlaştırdı. Bu kararda, Soykırım, insanlığa karşı işlenen suçlar ve savaş suçlarının kamuoyu önünde inkar edilmesi ya da zararsız gösterilmeye çalışılmasına” karşı da aynı ceza öngörüldü.

Sözkonusu karar taslağı 2004’ten beri masada bekliyordu. Ancak 2008 başında Almanya’nın ısrarı ile gündeme getirildi ve 29 Kasım’da, üstelik çok ilginçtir, Fransa’nın dönem başkanlığı sona ermeden kabul edildi. Acaba, son derece önemli olan bu karar neden Türkiye gündemine alınmıyor ve tartışılmıyor? Oysa Dışişleri Bakanlığı Güvenlik İşleri Genel Müdür Yardımcısı Aydın Sezgin, sene başında TBMM Uyum Komisyonu’na bilgi verirken, “AB çerçeve karar taslağı, 1915 olaylarının siyasi maksatlı istismarına AB genelinde hukuki meşruiyet sağlayacaktır” demişti. Sezgin, bunun sebebini de şöyle açıklamıştı:

“Bu karar, 1948 tarihli BM Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’nde yer alan hükümlerin aksine, soykırım suçunun saptanması ve cezalandırılmasını üye ülkelerin takdirine bırakmaktadır. Buna göre, üye devletlere 1948 sözleşmesinde belirtilen herhangi bir mahkeme kararı olmaksızın da, belirli olayları soykırım olarak tanımlaması ve yorumlaması imkanı tanınmaktadır.”

Üye ülkelerin “takdiri” belli!.. Çoğunun parlamentosu, “soykırım iftirasını” kabul etmiş durumda. İşte AB Adalet Bakanları’nın son kararı ile bu kurumsal niteliğe kavuşturulmakta, bu kararlara “meşruiyet” sağlanmaktadır.

Daha vahimi ise bu kararın Türkiye tarafından da kabul edilmesi ve uygulanmasının istenecek olmasıdır. İstemeden öte, Türkiye şayet AB ile ilişkilerini yeniden gözden geçirmezse, bu kararı kabul etmek zorunda kalacaktır. Çünkü, AB ile imzalanan Müzakere Çerçeve Belgesi’yle, Ermenistan’la ilişkilerin normalleştirilip, iyi komşuluğun gereğinin yapılması” kabul edilmiştir. Ama en önemlisi yine MÇB’nin 10. maddesine göre, “AB veya AB organlarının aldığı veya alacağı tüm kararlara uyma” mecburiyetimiz vardır.

AB’nin bu kararından birkaç gün önce Ermenistan Dışişleri Bakanı Nalbantyan’ın, hem de İstanbul’da, “Ermenistan yetkilileri asla diaspora ya da başka kuruluşlara ya da herhangi bir ülkeye, Ermeni katliamının uluslararası alanda tanınması çabalarından vazgeçmelerini söylemezler, söylememişlerdir, söyleyemezler”, Vatikan Hıristiyanlararası Birlik Kurulu Başkanı Kardinal Walter Kasper’in, “Ermeni soykırımı bir vakıadır. Vatikan’ın bu konudaki tavrı, Papa 2. Jean Paul’ün Ermenistan ziyareti sırasında açıklanmıştır. Papa, oradaki soykırım anıtını ziyaret etmiş, Türklerin hoşuna gitmese de soykırım kelimesini kullanmıştır” demeleri herhalde tesadüf değildi.
AB’nin kararından sonra da bazı gelişmeler oldu. Mesela Fransa’da, soykırım iftiralarının reddedilmesinin suç sayılmasını öngören yasa teklifinin Senato gündemine alınmasından vazgeçildi. AB dönem başkanı sıfatıyla, o çerçeve kararı çıkardıktan sonra, ayrıca Fransız Senato’sunda böyle bir karar alınmasına ihtiyaç kalmadığı aşikardı. Ancak kimse bu bağlantının üzerinde durmadığı için “sevindirik” olundu ve Fransa alkışlandı. Ardından önce bizim içimizdeki bazı “aydınlar”dan, “Ermenilerden özür diliyorum” kampanyası atağı(!) geldi. Sonra Ermeni aydınlar, Cumhurbaşkanı Gül’e mektup göndererek, soykırım iftirasının tanınması çağrısında bulundu. Sanki düğmeye basılmış gibi değil mi?
Ermeni aydınları bilemeyiz ama bizim “aydınların” hareketinin ardındaki bir “düğme”yi hatırlatmakta fayda var. O da şudur: Bir grup senatör, 2004 sonunda Türkiye’ye geldi, çok sayıda görüşme yaptıktan sonra hazırlanan 78 sayfalık rapor, 15 Aralık 2005’te Fransız Senatosu’na sunuldu. O raporda aynen şöyle deniliyordu: “Çok sayıda Türk aydını Ermeni soykırımının tanınması temelinde önemli adımlar atmaktadır. Fakat bu teze karşı çıkan Türk Milleti ve yöneticilerin de ikna edilmesi gerekiyor. Avrupa perspektifiyle desteklenen demokratikleşme süreci, bir anlamda Türklerin tarihlerini eleştirmeleri için staj olacaktır.”

Gel de, bizatihi Ermenilerin “Kızıl Sultan” adını taktıkları Sultan Abdülhamid’i hatırlama!.. Şu tespitleri, bugünlerde yaşadıklarımıza ne kadar de benziyor:

“Ben Ermenilerin bağımsızlık sevdasına kapılmalarına şaşmıyorum, hele büyük devletler tarafından tahrik edildiklerini bildikten sonra. Fakat Avrupa’ya kaçıp orada benim aleyhime gazete çıkaran bazı Jön Türklerin Ermeni komitecilerle işbirliği yapmalarına, hatta onlardan para almalarına hala şaşıyorum…Anadolu’nun göbeğinde bir Ermeni devleti kurmak, vatanperverliklerinin bir ispatı mı olacaktı?..Hem Osmanlı ülkesini parçalanmaktan kurtarmak istediklerini söylüyorlar, hem de parçalayanlarla iş birliği, ahit birliği yapıyorlar.”

Görülen o ki, “Kürt sorunu” ile eş zamanlı olarak “Ermeni sorunu”nda da, maalesef içimizden birileri eliyle, Türk Milleti’nin “psikolojik duvarlarının yıkılması” aşamasına geçilmiştir.

O yüzden Türkiye, daha fazla gecikmeden AB ile yüzleşmelidir. Zira bilindiği gibi, her şart yerine getirilse bile, üyelik için Avrupa Parlamentosu’nda oylama yapılacaktır. AP, yıllar önce “Ermeni soykırımının tanınması” kararı aldığına göre, o gün geldiğinde, bu Türkiye’nin önüne konmayacak mıdır? Nitekim, geçen yıl AP üyeleri arasında yapılan bir araştırmada, değil tam üyelik, Türkiye ile imtiyazlı veya stratejik ortaklığı savunanların, bunun için dahi, “Kıbrıs ve Kürt sorununun çözülmesi, Ermeni soykırım iftirasının kabul edilmesini” şart koştuğu görülmüştür. Velev ki, AP geçildi, Avusturya ve Fransa’da “Türkiye’nin üyeliği için halk oyuna gidilmesi” kararı alınmadı mı?

Öyleyse, daha ne bekliyoruz? Milletimizi de “ikna” etmelerini mi?

1 Ajanslar-24 Ocak 2008
Zaman-24 kasım 2008

Abdülhamid’in Hatıra Defteri-İsmet Bozdağ

Turkey as a member of the European Union-Martin Olof Persson
LTU-DUPP-07079-SE

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü