Türk Dünyası Yardım Kampanyası

AB BİZDEN NE İSTİYOR, KENDİSİ NE YAPIYOR?

10 Aralık 2008
Müyesser YILDIZ

AB 2008 İlerleme Raporu’nda, “Azınlık Hakları, Kültürel Haklar ve Azınlıkların Korunması” başlıklı bölümde Kürt kökenli vatandaşlarımıza atfen, “Mahkemelerde genellikle çeviri imkanı bulunmasına rağmen, Türkçe bilmeyen kişilerin kamu hizmetlerine erişimini kolaylaştırmak için alınmış herhangi bir önlem yoktur” deniliyor. Bu ifade, Avrupa Parlamentosu(AP) Türkiye Raportörü Ria Oomen-Ruijten’in hazırladığı, geçtiğimiz günlerde Dış İlişkiler Komitesi’nde görüşülen raporda açıklığa kavuşturulup, “Kürtçe’nin kamu hayatı ve kamu hizmetlerinde kullanılması” isteniyor.

Bu şu demek; AB, Anayasa’nın değiştirilemez, değiştirilmesi teklif edilemez maddelerinden olan Türkiye Devleti’nin dili Türkçe’dir” hükmüne rağmen, kamu kuruluşlarında gerek hizmet alma, gerekse vermede Kürtçe’nin de kullanılmasını talep ediyor. İyi ama, Türkiye Cumhuriyeti Devleti üniter-milli bir devlettir ve milli devlet olmanın ilk şartı da “dil birliği”dir.

Acaba AB’nin bu talebi kendi hukuk ve uygulamalarına ne kadar uygun? Buna bakmadan önce bazı gelişmeleri hatırlayalım:

-Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir, 2005 yılında AP Başkanı’na verdiği “Kürt raporunda”, “Kürt sorunu tek kültür-tek millet anlayışı ve ulus-devlet yapılanmasından kaynaklanıyor…Çok dilliliğe geçilmesi gerekiyor” dedi.
-Diyarbakır Sur Belediyesi, “çok dilde hizmet” vermeye başladı. Belediye Başkanı Danıştay kararı ile görevden alınırken, belediye meclisi feshedildi. Avrupa Konseyi Yerel Yönetimler Komitesi Sur Belediyesi’ne sahip çıktı ve AİHM’e dava açıldı.
-AP Türkiye Raportörü Ruijten, bu yıl başında Diyarbakır’a giderek, Baydemir’i ziyaret edip, hazırladığı rapor hakkında bilgi verdi. Baydemir, birkaç ay sonra, “Kürt dili üniversitelerde, ilkokullarda ve günlük yaşamda resmi dil olmadığı sürece harcanan emekler boşa gider” açıklamasını yaptı.

Kürtçe yayın ve eğitimden sonra “kamu hizmetleri” meselesinde de gayet planlı-programlı bir
organizasyonla karşı karşıya olduğumuz çok açık değil mi?

Peki, AB üyesi ülkelerde durum nedir? Anayasaları tek tek incelendiğinde ortaya çıkan tablo şu:

27 AB ülkesinden 22’sinin tek resmi dili var ve tümünde kurucu unsur olan milletin dili, resmi dil kabul ediliyor. Ancak terkibi ve tarihsel oluşumları çok özel olan 5 ülkede, birden fazla resmi dil tanınıyor. Bu ülkelerde başka tanınmış resmi azınlıklar da olmasına rağmen sadece bir-ikisinde bu azınlık dillerinin, o da yalnızca yerel yönetimlerde kullanılabilmesine imkan veriliyor. Genel kamu hizmetlerinde ise resmi dillerin kullanılması mutlak şart.

Ülke bazında bazı örnekler verirsek; mesela Portekiz Anayasanın 74. maddesinde, eğitim ve fırsat eşitliği için Portekiz dilinin korunması ve geliştirilmesi, göçmen çocuklarının da Portekiz kültürüne entegrasyonu için Portekiz dilini öğrenmelerinin sağlanması öngörülüyor. Fince ve İsveççe’nin ulusal dil olarak kabul edildiği Finlandiya’da, Anayasa’nın “tek dil ve kültür hakkı” başlıklı 17. maddesinde, sadece bu dillerin resmi işlemler ve kamu hizmetlerinde kullanılabileceği öngörülüyor. Ulusal azınlık olarak kabul edilen Samiler ve Romanlar için ise “kendi dil ve kültürlerini geliştirebilirler” denilmekle yetiniliyor. Malta’da, Anayasanın 5.maddesinde ulusal dilin Malta dili olduğu, İngilizce’nin nerelerde kullanılacağına Parlamento’nun karar vereceği, ancak yargıda mutlaka Malta dilinin kullanılacağı belirtiliyor. Romanya’da ulusal azınlıkların, ancak çoğunlukta oldukları bölgelerde ve sadece yerel yönetimlerle ilişkisinde ana dillerini kullanmalarına izin veriliyor. Macar ve İtalyanların ulusal azınlık olarak tanındığı Slovenya’da, Anayasanın 11. maddesinde, resmi dilin Slovence olduğu belirtilip, sadece İtalyan ve Macar toplulukların oturduğu belediyelerde bu dillerin de resmi dil olarak kullanılabilmesine imkan tanınıyor. Estonya’da, Anayasanın 52. maddesinde, “devlet kurumları ve yerel yönetimlerde resmi dil Estoncadır. Oturanların çoğunluğunun dilinin Estonca olmadığı yerlerde, yerel yönetimler kendi çalışmalarında, yasa ile belirlenen şartlar çerçevesinde, sürekli oturan çoğunluğun dilini kullanabilir” deniliyor.

KOPENHAG KRİTERLERİNE ADINI VEREN ÜLKEDE DURUM NE?

Gelelim Kopenhag kriterlerine adını veren Danimarka’ya. Bu ülkede vatandaşlığa geçebilmek için Danimarka dilini bilmek, yasal bir zorunluktur. Yasadaki şu ifadeler de Danimarkacanın ne derecede önemsendiğini göstermiyor mu?

Danimarka dili eğitim, çalışma hayatı ve sosyal birliktelik için bir anahtardır…Resmi dil,bir ülkede anayasa veya kanun ile kabul edilen dili tanımlamak’ için kullanılan terimdir. Devletle kişiler ve kişilerle kişiler arasındaki tüm resmi işlemlerin resmi dilde yapılması, ülke sınırları dahilinde yaşayan kişiler ya da toplulukların, farklı bir dil konuşsalar dahi resmi işlemlerini gerçekleştirirken resmi dili kullanması gerekiyor.”

Türkiye’den, “çok kültürlülük” adına, “kamu hizmetlerinde Türkçe’den başka dillerin kullanılmasını” talep eden AB’nin üye ülkelerindeki uygulamalardan örneklere gelince;

Birçok Avrupa ülkesinde özellikle Türkçe’nin sokaklarda, okullarda tenefüslerde dahi konuşulmasının yasaklandığını, Almanya’da imamlarımıza Almanca vaaz verme mecburiyetinin getirildiğini biliyoruz. Akıl almaz başka neler var, bakalım:

- AB`nin merkezi Brüksel yakınlarındaki Flaman Liedekerke Belediyesi, bir yönetmelikle yeterli derecede Flamanca bilmeyen veya anlamayan çocukların belediyelerin oyun bahçelerine girişinin engellenmesi kararlaştırıldı.1
- Yunanistan Başbakanı Karamanlis, kendisine mektup yazarak, Makedon azınlığın haklarının iadesini isteyen Makedonya Başbakanı Nikola Gruevski’ye sert cevap vererek, “Bizde Makedon azınlık yok, asla da olmadı” dedi. Karamanlis, Makedon azınlığa eğitim hakkı talebi için de “Bu komşunun işine burnunu sokmaktır” nitelemesinde bulundu.2
-Brüksel’de, Zaventem Belediyesi, kamuya açık gişelerde sadece Flamanca konuşulacağını, bu lisanı bilmeyen Belçikalı ve yabancıların yanlarında tercüman getirmelerinin şart olduğunu açıkladı.3
-Almanya ve İngiltere'den sonra Fransa da dil bilmeyene vize vermeyecek. Göçmen ve Entegrasyon Bakanı Brice Hortefeux, "Dil bilmek çok önemli. Bu, entegrasyonu sağlayan en önemli araç" dedi.4
-Fransa Göçmenlik İşleri Bakanı Hortefeux, Fransa marşının anlamının bir ders kapsamında okutulacağını ve göçmenlerin marşı ezberlemesinin zorunlu olacağını söyledi.5
- Yunanistan ana muhalefet partisi PASOK’un lideri Papandreu’nun baş iletişim danışmanlarından Grigoris Valyanatos, ülkesinde Makedon azınlığın varlığını kabul ettiği için partisinden ihraç edildi.6
- Almanya Başbakanı Angela Merkel, partisinin kurultayında yaptığı konuşmada, yabancıların Alman toplumuna uyumu konusunda, “Uyumu destekliyoruz ama çok kültürlülük hayaline karşıyız” dedi.7
-Belçika İçişleri Bakanı, seçilmiş üç belediye başkanını Fransızca konuştukları için görevden aldı.8

İşte size AB’den çifte standart uygulamalarına ve dolayısıyla hukuksuzluk örnekleri; bunları daha başka alanlarda da çoğaltmak mümkün. Ama bilelim ki, bizi yıkacak olan, onların bu haksız talepleri değil, bilgisizliğimiz ve savunmasız bırakılmamızdır.

________________________

1- Zaman Gazetesi-28 Mart 2008
2 -Radikal Gazetesi-19 Temmuz 2008
3 -Hürriyet Gazetesi-1 Ağustos 2008
4 -Sabah Gazetesi-1 Kasım 2008
5 -Sabah Gazetesi-10 Kasım 2008
6-AB Haber-14 Kasım 2008
7-Yeni Şafak Gazetesi-2 Aralık 2008
8-Hürriyet Gazetesi-5 Aralık 2008

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü