Türk Dünyası Yardım Kampanyası

Doğu ve Güneydoğu “teslim” mi?

06 Nisan 2009
Müyesser YILDIZ

29 Mart yerel seçimlerinin ortaya çıkardığı Türkiye haritası, “kimlik siyaseti” tartışmalarını hızlandırdı. PKK’nın siyasi kanadı DTP’nin Doğu ve Güneydoğu’da aldığı sonuç üzerine ellerini ovuşturan birtakım iç ve dış çevreler, “Demek ki, sorun terör veya ekonomi değil. Artık Kürtlerin sesine kulak verelim” kampanyası başlattı. Kulak verilmesi istenen talepler de, bundan sonra PKK’ya silah bıraktırmanın değil, “genel affın konuşulması”, İmralı’daki teröristbaşının “özgürlüğüne” kavuşturulması, “Kürtçe eğitim” ve “Kürt kimliğine Anayasal tanıma” olarak sıralanıyor. DTP yöneticilerinin, işi ABD Başkanı Obama’dan “özerklik” talebinde bulunmaya vardırması da cabası.

Bu tabloya bakan çoğunluk, Doğu ve Güneydoğu’nun fiilen Türkiye’den koptuğu hissine kapılıyor, kimi aydınlar ise açıkça “bölünmüşlükten” söz ediyor. Hayır, çizilen tablo sanaldır ve psikolojik harptir. Gerçek şudur ki, silahların gölgesinde sadece 8 belediye ve yüzde 5 oy alınmıştır. Böyle bir sonucun, bir ülkenin kaderine belirlemesi nerede görülmüştür? Ancak bu sonuçlardan çıkarılacak başka dersler var. Meydanın daha fazla bölücüler ve destekçilerine bırakılmaması, bölgede devlet gücünün yeniden tesis edilmesi, bölge halkının 40 satır mı, 40 katır mı tercihinden kurtarılması, bölücü terörle mücadele için çıkarılan, ancak teröristlerin taleplerine tavizden başka bir pratik anlamı olmayan “demokratik açılımlar” politikasının, tehlikeyi değil bertaraf etmek, cesaretlendirip, yaygınlaştırdığının görülmesi ve elbette ki, ciddi, yepyeni bir yatırım ve kalkınma seferberliğine girişilmesi gibi…

Gelinen nokta itibariyle, çuvaldızı kendimize batırma adına 6-7 yıl öncesini ve bugünü, bazı sorularla masaya yatıralım:

Her Allah’ın günü Türkiye’nin 26-36 etnik gruptan teşekkül ettiğini söylemek, Türk kimliğini tartışmaya açmak iyi mi, kötü mü oldu?

Türkiye-AP Karma Parlamento Komisyonu Eşbaşkanı Joost Lagendijk, bugün Kürtçe yayın yapan TRT-6 için, Çok değil 10, hatta 5 yıl önce biri çıkıp da Kürtçe televizyon kanalı açılacak deseydi kimse inanmazdı” diyor. Oysa Haziran 2002’de, “‘Türkiye’de öyle bir hava estiriliyor ki, sanki idam cezasını kaldırıp Kürtçe eğitime izin verirseniz her şey tamam olacak. Hayır, öyle olmayacak. Leyla Zana hala hapiste ise ifade özgürlüğünü sağladığınıza kimse inanmaz. Terör ve terörle mücadele geçmişte kaldı. Türk yetkililer, artık bir silahlı mücadelenin sona erdirilebileceği düşüncesini de geliştirsinler. Diyalog bir yerde başlamalı. Kuzey İrlanda’da da bu oldu Doğru bir diyalog sağlanmadığı takdirde, Kopenhag kriterlerinden bir tanesi de yerine getirilmemiş olacaktır’’ diyen de O’ydu. Böylesine bir yol haritası çizen Lagendijk’in dahi “inanılmaz” gördükleri nasıl gerçekleşti ve gerçekleşmeye devam ediyor?

Yine 7 yıl önce Fransa eski Cumhurbaşkanı François Mitterrand’ın eşi Danielle Mitterrand, Türkiye’de Kürtçe eğitime izin verilmesi için kampanya başlatmıştı. Bu kampanyaya destek verenlerden birisi de Kürt şarkıcı Şivan Perver’di. Sözkonusu isimlerin hazırladığı bildiri dönemin ülkemiz yöneticileri tarafından reddedilirken, bugün Şivan Perver’in TRT-6’ya çıkması için en üst düzeyde temaslar yapılması noktasına nasıl gelindi?

7 yıl önce YÖK ve Üniversitelerarası Kurul, “Türkiye Cumhuriyeti ve Türk Milleti’nin temeli dil birliği olup, bundan asla ödün verilemez. Türk Milleti’nin ana dili Türkçe’dir. Etnik bir dil ile eğitimin öngörülmesi, üniversitelerimiz tarafından kabul edilemez’’ şeklinde ortak bir bildiri yayınlarken, bugün üniversitelerin Kürtçe başta olmak üzere etnik dillerde eğitime öncülük etmesinin izahı nedir?

Dönemin Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, Haziran 2002’de, “İdamı kaldırınız. Kısa bir süre sonra mevcut sistemimiz sonucu kanlı terörist katiller dışarıya çıkacak mı, yoksa yasal ve anayasal tedbirler alınarak, bunlar yaşam boyu cezaevinde tutulabilecekler mi? Bu soruları bu konularda toplumu yönlendirmeye çalışanlara sorun” demişti. Bugün milletvekilleri düzeyinde, eli kanlı teröristlerin şartsız ve ayırımsız affının, hatta bölücübaşının “5 yıl içinde serbest kalmasının” konuşulması, katedilen mesafe hakkında bir fikir vermiyor mu?

Haziran 2002’de dönemin MGK Genel Sekreteri Orgeneral Tuncer Kılınç, “Irak’ta Kürtlerin bölünmeye gidebilecek eylemlerinin acil bir Türk müdahalesine neden olacağını, çünkü Türkiye’nin, Irak’ta bir Kürt devletinin kurulmasına müsaade etmesinin mümkün olmadığını’’ söylemişti. Bugün fiili bölünme gerçekleştiği gibi Barzani, “Kürdistan’ın 4 parçası” ve PKK’nın davet edileceği bir “Kürt Konferansı” düzenlemeye hazırlanıyor. Bölücübaşı açıkça, “Lozan’la, T.C. kurulmuştu. Bu konferans da, Kürtlerin Lozan’ı olabilir, demokratik cumhuriyet kurulabilir” iddiasında bulunuyor. Buna karşılık ülkemiz yöneticilerinin bazıları, “Dar çerçeve görüşme olabilir, ama konferans dendiği zaman benim aklıma büyük şeyler geliyor. İllegal örgütlerle böyle bir şeyi yapamayız. Böyle bir şeye oturamayız. Böyle bir şeyi konuşamayız” derken, bazılarından, “Kürt konferansına itirazımız yok…Zamanlamasını, gündemini, kimlerin davet edileceğini nihayetinde kendileri karar verecektir” veya “Onlar da anladı. Üzerilerine düşeni yapmaya çalışıyorlar” açıklamaları geliyor. Bu tablo, nelerin habercisidir?

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, ABD Başkanı Obama ile görüşmede terör ve Güneydoğu meselesinin gündeme gelip, gelmeyeceği sorusuna, “Bunlar bizim kendi iç meselemiz, yabancılarla konuşulacak meseleler değil. Başkalarına havale edemeyiz. Edersek kullanırlar” cevabını vermişti. Ancak bilindiği gibi ABD stratejistleri, PKK ile doğrudan görüşmesi mümkün olmayan Türkiye’nin, DTP ile görüşmesinin ABD ve AB tarafından teşvik edilmesini önermiş, PKK’nın Kandil’deki başı Murat Karayılan da, Obama’ya mektup yazarak, “arabuluculuk” talebinde bulunmuştu. Ankara’ya gelen Obama’nın, “Meclis’teki muhalefet partileri ile görüşme” adı altında, DTP ile bir araya gelmesi ve DTP’nin, Obama’ya, 25 bölgeli eyalet sistemini öngören “Demokratik Özerklik Projesi”ni sunması, birtakım planların hayata geçirilmesi değil midir? Daha önemlisi ABD Büyükelçisi James Jeffrey’nin geçtiğimiz günlerde, “Genel af bekliyor musunuz?” sorusunu, “Ayaklanmanın temelini oluşturan sorunlara yönelmek gerekiyor. Siyasi ve ekonomik alanda bir ufuk açmak lazım”, keza “TRT’de Kürtçe kanal bile açıldı. Sizce bu tedbirler PKK’yı izole edebilecek mi?” sorusunu, “Bu tür ayaklanmada biz hem dış gözlemciyiz, hem de mücadele eden ortağız. Tedbirleri genel olarak olumlu buluyoruz. Etkilerini yargılayabilecek durumda değiliz” diye cevaplandırırken, bölücü terör için iki kez “ayaklanma” ifadesini kullanması neyin nesidir?

Daha pek çok soru var, ancak yerimiz kalmadığından son bir hususun altını çizelim; PKK’nın siyasi kanadı 1999 seçimlerinde 7 il’de başarılı olmuş, 2004 seçimlerinde ise sadece 5 il’i kazanmıştı. 5 yıl sonra yeniden 8 il’e çıktı. Tüm açılımlar, iç-dış baskılardan sonra, bu sonuca şaşırmaya hakkımız var mı?..Şaşıralım ama korkmayalım. Ne yapılırsa yapılsın, Kürt kökenli vatandaşlarımızın teslim alınamadığı, devletimizin, milletine, tarihine, hak ve menfaatlerine layıkıyla sahip çıkması halinde, bundan sonra da teslim alınamayacağı ortaya çıkmıştır.

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü