Türk Dünyası Yardım Kampanyası

T.C. Dışişleri Bakanı Erbil’e Giderse!..

00 0000
Müyesser YILDIZ

Türkiye’nin içi-dışı ateşler içindeyken ve bizler devletimizi yine saç saça-baş başa birbirine düşüren bir “fotokopi andıç”a baka kalmışken, birilerinin planları tıkır tıkır işliyor. Üstelik de paket program şeklinde.

Mesela Sayın Gül ve Sayın Erdoğan’ın Güneydoğu Danışmanı olan, Başbakan Erdoğan’ın 2005’teki Diyarbakır gezisi öncesinde, “En iyi çözüm Türkiye-Barzani ittifakıdır…Kürt sorununa Sevr veya Lozan çerçevesinde bakamayız” diyen AKP’li İhsan Arslan “andıç” krizi çıkmadan çok kısa bir süre önce şöyle bir açıklama yaptı: “Bugün dağlarda sayısı 4-5 bini bulan bir silahlı güç var. Bunların hiçbiri keyiften dağa çıkmadı. Şimdi inmelerinin makul gerekçelerini oluşturmamız gerekiyor. PKK’nın şunu çok iyi hesap ettiği kanaatindeyim; silahlı mücadeleyle ulaşabileceği azami noktaya bugün gelmiştir, bundan öte silahla yapacağı bir şey yoktur. Hiç kimse, ’Hükümetin bu konuda bir programı yok’ demesin. Hükümet her türlü diyalog ve çalışma içinde, gereken tedbirleri alma gayreti içerisindedir”. Ne tesadüf, Kandil’deki terör başlarından Cemil Bayık da, “Taraflar silahla yapabileceklerini yaptılar. Her iki taraf için de bu durum böyle. Biz silahlı mücadele ile elde edebileceğimiz kazanımları elde ettik. Devlet de silahla yapabileceğini yaptı. Durum ortada, sorunun siyasal çözümü kendini dayatıyor” dedi. Yine aynı günlerde, bizimkilerin “PKK ile mücadelede yardımlarını beklediği, bu konudaki ciddiyetimizi anladığına inandıkları” Barzani’nin “Başbakanı” Neçirvan Barzani şunları söyledi: Biz PKK’nın bu sorunun çözümünün silah olmadığı yönündeki açıklamalarını memnuniyetle karşılıyoruz. Türkiye’de bu sorunun siyasi bir çerçevede çözümü için görüşme ve müzakere halkasının genişletilmesi temennisinde bulunuyoruz.”

Tüm bunlardan sonra DTP-PKK Diyarbakır’da bir “Kürt Konferansı” yaptı, burada “özerklik ve Öcalan’a özgürlük” kararları alındı. Hemen ardından 101 kişilik Meclis oluşturuldu. Yani bir DTP’li milletvekilinin ifadesiyle, “Yerel seçimlerde Kürdistan’ın sınırları çizildikten” sonra, öyle Brüksel’de falan değil, Diyarbakır’da fiili “parlamento” kuruldu. Ne tesadüf ABD’nin Ankara Büyükelçisi James Jeffrey de Türkiye’deki “ilk bölge” gezisini Diyarbakır’a yaptı.

Bir diğer önemli gelişme “Kürt bölgesinden” dünyaya ilk kez petrol ihraç edilmesi ve bunun bir Türk işadamı eliyle yapılması oldu. Yani Barzani, Akdeniz’e indirildi. Daha ilginci o Türk şirketi, bir hafta sonra bir İngiliz şirketi ile ortaklığa gitti. Bu gelişme üzerine 19 Aralık 2007’de meşhur İngiliz düşünce kuruluşu Chatam House’da düzenlenen bir toplantıda konuşulanları hatırladım. 2003’de İngiltere’nin BM temsilcisi, daha sonra Irak koordinatörü, ardından British Petrol’ün üst düzey yöneticisi olan Sir Jeremy Greenstock, o toplantıda dönemin ABD temsilcisi Paul Bremer’ın, “Birleşik Irak ABD çıkarlarına aykırı” sözlerine atfen şöyle konuşur: “Kürtler bağımsız devlet olmaktan vazgeçmez. Kürtlere gerçekler hatırlatılmalı. ABD, Rusya ve İngiltere’nin bölgede öncelikleri var. Büyük güçler istemeden ve desteklemeden bağımsız Kürdistan olmaz”. Diyeceğim o ki, kısa bir süre sonra Türk şirketi devreden çıkarılırsa, şaşırmayalım. En vahimi, Türkiye’nin “ekonomi” uğruna en temel bir kırmızı çizgisinden vazgeçmekle kalmayıp, bizatihi bu işin taşeronluğunu yapması. Chatam House’daki o toplantıya katılanlardan birisi olan Barzani’nin eski bakanı Sami Şoreş’in, “Siyasetin aciz kaldığını petrol yapabilir” demesi, keza PKK’nın en büyük destekçilerinden “Kürdistan milletvekili” Dr. Mahmut Osman’ın, “Petrol sevkiyatı Türkiye’yi Kürdistan’a yaklaşımını gözden geçirme ve tavır değiştirme durumunda bıraktı. Çünkü petrol Türkiye üzeri dışarıya gidiyor. Bu ise Türkiye’ye çok iyi bir gelir sağlamaktadır. İlerde bunu daha da artırmak niyetindedir. Dolayısıyla da Türkiye politikasında değişiklik yapmak zorunda kaldı” iddiasında bulunması çok acı değil mi?

Yine bu süreçte 8 milyar dolarlık yatırımla Irak’ın kuzeyindeki yönetimin Nabucco projesine dahil edilmesi hazırlıkları hızlandı. Irak merkezi yönetimi bile buna karşı çıktı, hatta Irak Başbakanı Maliki ve Barzani’nin arası bu yüzden açıldı, ama Türkiye hiç ses çıkarmadı. Keza Irak merkezi yönetimi, “Gül’ün Irak ziyaretinde Fırat ve Dicle’den daha fazla su bırakılacağı” sözünün tutulmadığını iddia ederken, bazı milletvekilleri, su yüzünden Türkiye ile savaş çıkacağını dahi söyledi. Bu çerçevede ortaya şu son derece tehlikeli görüntü çıktı: Türkiye Barzani’ye yaklaşıyor, Irak’tan uzaklaşıyor!..

Ve bilindiği gibi, bu gelişmelerin alabildiğine hızlandığı bir dönemde Türkiye, Suriye sınırındaki mayınların temizlenmesini öne çekti, bunun için özel bir kanun çıkarttı, kanun Sayın Gül tarafından “popülist” olmama adına onaylandı. O mayınlar Soğuk Savaş döneminde kimin isteğiyle döşendi; Nato’nun. Kanuna göre, kim temizleyecek; Ya İzak, ya da daha iyimser bir ihtimalle Nato’nun alt kuruluşu Namsa. İyi de “Kürt sorunu”nun çözümünden bölgedeki petrol ve su kaynaklarına erişim planlarının ana karargahlarından birisi bizatihi Nato iken, kediye ciğer teslim etmiş olmuyor muyuz?

Tüm bunlardan sonra Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun, muhtemelen 24 Haziran’da Barzani’nin “Başkenti” Erbil’e gitmeye hazırlandığını kaydedelim. Evet Davutoğlu geçen 6 yıl içinde Erbil’e çok gitti, ancak o zamanlar sıfatı “Danışman”dı. Bir diğer ifadeyle yetkili ve sorumlu değildi. T.C. Dışişleri Bakanı sıfatıyla Erbil’e yapılacak ziyaretin anlamı ve sonucu ne olur? Bunun cevabını vermeden önce Sayın Davutoğlu’na 2001’deki görüşlerinden bazılarını hatırlatalım:

Soğuk Savaş döneminde Türkiye’nin bütünlüğünü SSCB’nin sıcak denizlere inmesinin önünde bir engel olarak gören kimi müttefikler, bugün Ortadoğu’da Türkiye’nin su-petrol dengesine dayalı jeoekonomik etkinliğini kendi çıkarları için zararlı görüp, bu sınırların değişmesini veya uluslararası hukuk içinde görülmeyen, fakat reel olarak kendini hissettiren yeni etki alanlarının oluşmasını isteyebilirler… Türkiye’nin iç bütünlüğü dahi bu havza içindeki faktörlerle doğrudan ilgilidir…

PKK’nın Türkiye sınırları içinde gerçekleştirdiği terör tehdidinin tamamen yok edilmesi durumunda bile, Irak’taki belirsizlik ve K. Irak’ta her an karakter değiştirebilecek siyasi statü var oldukça “Kürt meselesi”nin Türkiye’nin ve bölgenin gündeminden düşmesini beklemek çok güçtür.

Ortadoğu’nun daha küçük ölçekli güç merkezlerine ayrılması İsrail’in stratejik hesapları ile de tam bir uyum arz etmektedir. K. Irak’taki Kürt gruplar, bu konjonktürün kendilerine bir devlet kurma şansı tanıyabileceği konusunda sürekli bir beklenti içinde tutula gelmişlerdir. Barzani ve Talabani’nin, bu beklentinin net bir şekilde masaya konmasını sürekli geciktirmiş olması, gerek böylesi bir devlet oluşumu konusunda özellikle Türkiye’yi ikna etmekte güçlük çeken ABD yönetimini ve gerekse de böylesi bir devletin doğuracağı stratejik sakıncaları hisseden Türkiye, İran ve Suriye’nin rahatsızlıklarını donduran bir statü doğurmuştur…

İşte Erbil’e ziyaretin anlam ve sonucu, Barzani yönetiminin resmen tanınması, Davutoğlu’nun ifadesiyle, Barzani-Talabani’nin “o” beklentisinin net bir şekilde masaya konmasıdır.
Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü