Türk Dünyası Yardım Kampanyası

Mondros’a özlem!

26 Mart 2009
Müyesser YILDIZ

Türk Destanı Ergenekon’un bir “efsane” olduğunu, “Kurtuluş Savaşı yıllarında icat edildiğini” ispatlamak için çok uğraştı. PKK’ya genel affı savundu, “Kürt sorunu ve PKK’ya çözümün” resmen uluslararası hale getirileceği “Erbil Konferansı”nın yapılacağını da ilk o müjdeledi(!)…”Milliyetçiliği” kendinden menkul bu zatın, son incisi, Orduyu kapatsak mı?” sorusunu sormak oldu.

Mazide kalmış bir takım sohbet ve arayışlardan hareketle, önce, “Bu ülkenin güvenliği, o günlüklerde resmedilen ordu ile sağlanamaz. Ortaya çıkan rezalet, tek tek kişilerin eseri değil. Karşımızda sıradağlar gibi kurumsal zaaflar duruyor. Devletin, milletin çıkarları tehdit altında. Bu tehditlerin kaynağında ise TSK’nin kurumsal zaafları var” teşhisini koydu. Ardından şu tedaviyi önerdi: “Mondros’ta ordumuzu lağvettik. Sonra Erzurum'da yenisini kurduk. Elbette bugün ordumuzu kapatmamız gerekmiyor. Ama, ordumuzun kurumsal zaaflarının sebeplerine inilerek, kapsamlı çabalarla giderilmesi gerekiyor. Devletimizin, dolayısıyla ordumuzun itibarını başka türlü koruyamayız.”

TSK’nin tüm günahları, daha önemlisi maruz kaldığı tüm saldırılara rağmen hala Türkiye’nin en güvenilir, en itibarlı kurumu olduğu gerçeği bir yana, anlaşılan bu “milliyetçi” Mondros Antlaşması’ndan da bihaber. Ya da kasıtlı şekilde Mondros Antlaşması’nı yumuşatmaya, normalleştirmeye çalışıyor. O halde, hem genç kardeşlerimizi bilgilendirmek, hem de yazdığı gazetenin 800 bini aşan okuruna saygının gereği, Mondros Mütarekesi’nin ne olduğunu hatırlatalım.

Mondros, I. Dünya Savaşı sonunda yenilen Osmanlı Devleti ile İtilaf devletleri arasında 30 Ekim 1918’de imzalanan antlaşmadır. Anlaşmayı, İtilaf devletleri adına İngiliz Amirali Calthorpe imzaladı. 21 muğlak maddeden oluşuyordu. Nitekim daha anlaşmanın imzası kurumadan, sadece 13 gün sonra düşman gemileri Dolmabahçe önüne demirledi. Amiral Calthorpe de, İstanbul’daki İngiliz Yüksek Komiseri oldu. Ama İngiltere Büyükelçiliği binasında değil, Superb zırhlısında oturdu. Kısa bir süre sonra “Kafkasya’da, Kilikya’da mütarekeye uyulmadığı, Ermenilere karşı davranışların ise her zamanki gibi aşırı saldırgan olduğu, bu nedenle yeni bir eylem biçimi gerektiği” iddiasıyla, “Kendileri aleyhine delil bulunduğu sanılan kimselerin hemen yakalanıp, müttefik askeri makamlarına teslimini isteme yetkisini” aldı. Bu yetkiyle de, “Ermenilere saygı gösterilmesini sağlamak ve mütarekenin uygulanmasını kolaylaştırmak” amacıyla, ilk etapta 9 komutanın yakalanması emrini verdi. Bunu, 1 numarası Mustafa Kemal olan Malta Sürgünleri listesi izledi. Gerçek amaç ise, emekli Büyükelçi Bilal N. Şimşir’in vurguladığı gibi, “Mondros’tan sonra gelecek Sevr’e direnecek güçleri etkisiz hale getirmek”ti.

Antlaşma şartlarına gelince; “Mondros’ta ordumuzu lağvettik” iddiasından başlayalım.
1. maddede, “Karadeniz’e geçişi sağlamak için Boğazlar açılacak ve geçiş güvenliği için Çanakkale ve İstanbul boğazlarındaki istihkamlar Müttefiklerce işgal edilecektir”,
4. maddede, “Sınırların korunması ve asayişin sağlanması için gerekli sayıda askeri kuvvetin fazlası terhis edilecek ve bunların teçhizatı İtilaf devletlerine teslim edilecektir”,
5. maddede, “Güvenlik görevlisi küçük gemiler dışında bütün Osmanlı donanması teslim edilecek ve Osmanlı limanlarından dışarıya çıkmayacaktır”,
9. maddede, “Kafkasya ve İran’ın kuzeybatısındaki Osmanlı kuvvetleri, savaştan önceki yerlerine çekilecekler (Bu bölgede bir Ermenistan devleti kurulacak)”,
14. maddede, “Suriye, Irak, Hicaz, Yemen, Trablus ve Bingazi’deki Osmanlı orduları en yakın İtilaf kuvvetlerine teslim edilecektir” deniliyordu. Görüldüğü gibi, “lağvetme” değil, “lağvettirme” söz konusuydu.

Antlaşmada, bugün için bile anlam ve önemini koruyan başka maddeler de vardı; “Osmanlı sularındaki bütün mayın tarlalarının kaldırılması”, “Her türlü haberleşmenin İtilaf devletleri tarafından denetlenmesi”, “Fazla olan kömür, akaryakıt ve deniz araçlarının İtilaf devletlerince satın alınması” ve “Vilayet-i Sitte’de (Sivas, Erzurum, Van, Elazığ, Diyarbakır, Bitlis) herhangi bir karışıklık çıkması halinde, İtilaf devletlerinin bu bölgede önemli yerleri işgal etmesi” gibi.

Tüm bu dayatmalar, Milli Mücadele’nin başarıya ulaşması sayesinde önce Mudanya Mütarekesi, daha sonra Lozan’la ortadan kaldırıldı.

Tarihimizi tahrif etmede kararlı bu isimler, acaba Sevr’i de “şirin”leştirecek mi?

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü