Türk Dünyası Yardım Kampanyası

10. Haçlı Seferi Gibi!..

17 Mart 2009
Müyesser YILDIZ

Malum cenahlarda bir sevinç, bir sevinç… Mutlulukları sütunlardan fışkırıyor, tv ekranlarından dalga dalga yayılıyor. Türkiye, son yıllarda “dünyayı sık sık şaşırtıyor”muş. Son müjdeleri ise şu; Artık PKK ve “Kürt sorununu” çözülüyormuş!..

Bu “çözümün” ne menem bir şey, daha önemlisi bize ait olup olmadığını tam olarak anlayabilmek için son yıllarda hazırlanan bazı planları hatırlamamız gerekiyor. Bunlardan ilki, ABD Dışişleri Bakanlığı ve BM Genel Sekreteri’nin kıdemli danışmanlığını yapan, 20 yıldır “Kürt sorunu” üzerinde çalışan David L. Phillips’in Amerikan Ulusal Dış Politika Komitesi için hazırladığı 15 Ekim 2007 tarihli. “Kürdistan İşçi Partisi’nin Silahsızlandırılması, Dağıtılması ve Yeniden Entegre Edilmesi” başlıklı planda, Kerkük meselesinin hallinden, Barzani yönetiminin tanınmasına pek çok unsur var. Ancak biz sadece PKK ve “Kürt sorununun” çözümü için düşünülenleri özetleyelim:

- Azınlık haklarının bir sivil Anayasa’da kurumsallaştırılması, TCK’nın 301, 216, 217, 220. maddeleriyle, Terörle Mücadele Yasası gibi Kürtleri etkileyen yasaların kaldırılması.
- Kürt dilinin kamu eğitiminde ve kamu hizmetinde kullanılması.
- Barzani ve Talabani’nin, PKK’ya 12 aylık ateşkes ilan ettirmesi.
- Genel af çıkarılması, ama toplumun tepkisi çekeceği için buna, “topluma kazandırma” denilmesi.
- İlk etapta 2002’den sonra PKK’ya katılanların, ardından emir yetkisi bulunmayan kadro üyelerinin affedilmesi. 134 “liderin” şu anda ikamet ettikleri ülkeye sığınma başvurusunda bulunması ki, Talabani, “liderlerin” Irak’a yerleşimini kabul ediyor.
- Bu meselede nelerin olduğunun araştırılması için bir “Gerçekleri Araştırma ve Barış Komisyonu” kurulması.
- Türkiye, PKK ile müzakereyi reddettiği için DTP’nin arabulucu yapılması konusunda AB ve ABD’nin devreye girmesi.
- Türk politikalarını ve halkı etkilemeye devam eden, değişikliklere direnen TSK’nın, “demokratik asker” haline getirilmesi amacıyla AB’nin, Türkiye’nin üyeliği konusunda daha güçlü mesajlar vermesi.

İkinci plan da bu yılın başında eski CIA görevlisi Henry Barkey tarafından kaleme alınıp, açıklandı. “Kürdistan’da Çatışmayı Önleme” başlıklı bu planda ise Phillips’in teklifleri iyice somutlaştırılıp, çeşitlendiriliyor. “Kürt sorununun” çözümü için yine Anayasal tanınma, Kürt dilinin kullanımında “özgürlük”, siyasal reformlar, ABD ve AB’nin, “milliyetçi muhalefete” karşı iktidarı desteklemesi, PKK’nın silah bırakması için Kürt liderlerin devreye sokulması, sürecin Türkiye-ABD-Kürt liderlerin dikkatli koordinasyonu ile yürütülmesi var. Mahalli seçimlerin, bu politikaların hayata geçirilmesi için bir anlamda “referandum” niteliği taşıdığının vurgulandığı planda, PKK’ya nasıl “silah bıraktırılacağı” da şöyle anlatılıyor:

-Genel af çıkarılması.
-Kürt liderler ve ABD ordu yetkililerinin, geleceklerini garanti altına alacak düzenlemeleri yapma konusunda PKK üyelerine garantisi vermesi.
-PKK üyelerinin bir bölümünün Türkiye’ye dönmesi ve diğerlerinin Peşmerge güçlerine katılması.
-PKK “liderlerine” Avrupa ülkelerinin ev sahipliği yapması.
-PKK’nın silahlarını, tv önünde ABD askerlerine teslim etmesi.

İşte malum cenahların bugün Türkiye’ye pazarlamaya çalıştığı, bu planlarda yazılanlar. Ve bunlar önümüzdeki ay Barzani’nin Erbil’de düzenleyeceği, PKK’nın da katılacağı “Kürt Konferansı”nda kurumsallaştırılacak, ardından Türkiye üzerindeki baskılar daha da arttırılacak. Kendilerinden o kadar eminler ki, Barzani’nin Türkiye temsilcisi Ömer Merani, Türkiye’nin kırmızı çizgilerinin hepsi pembe oldu” diyebiliyor. Yine Barzani’nin Dış İlişkiler sorumlusu Sefin Dizayi, “genel affın en gerçekçi çözüm” olduğunu, 29 Mart’ın bir anlamda “referandum” niteliği taşıdığını söylediği gibi, “Çok sayıda Avrupa ve İskandinav ülkesinin PKK liderlerini kabul edeceğini”, diğerlerinin Türkiye’ye dönebileceğini veya Irak vatandaşlığına geçebileceğini açıklıyor. Dizayi, “Kürt Konferansı’na ABD ve Avrupa’dan temsilciler beklediklerini” de vurguluyor.

Türk Milleti’ne yaşatılması planlanan “şok”lar bundan ibaret değil. ABD Başkanı Obama’nın ziyareti vesilesiyle Fener Rum Patrikhanesi ile ilgili gelişmelerin de hızlandığını görüyoruz. Obama, Patrikhane ve Ruhban Okulu’na gidip, Farklılıkların zenginlik olduğuna gerçekten inanıyorsanız, ekümenliği tanıyın, okulu açın. Türkiye, bunu yapacak güçte. Türkiye’nin Heybeliada’yı açmasının zamanı geldi” diyecekmiş. Tam bu sırada Patrikhane Avukatı Kezban Hatemi’nin, Cumhuriyet döneminde yapılan düzenlemeleri eleştirip, “Hiçbir kural tanımadan cemaatlerin malları gaspediliyor” iddiasında bulunması, ardından bu konuda “Ergenekon denen gruba karşı mücadele verdiklerini” söyleyip, “Allah’a şükür ki hepsi hapiste” demesi ne kadar ilginç değil mi?

Bir “şok” haber de Ermenistan cephesinden veriliyor. Türkiye’nin hiçbir talebi dikkate alınmadığı halde Ermenistan’la diplomatik ilişki kurulması, ambargonun kaldırılması, “soykırım” iftiralarının araştırılması gibi “çözümlere” artık alıştık, kabullendik. Ancak şu ana kadar yalanlanmayan bir iddiaya göre, İsviçre’nin Bern kentinde devam eden gizli görüşmelerde, “Kars Antlaşması”nın da ele alınması kararlaştırılmış.

Toparlarsak; Güney’de gidişatı malum Kıbrıs, Güneydoğu’muzda “PKK ve Kürt sorununa çözüm, Barzani yönetiminin tanınması”, Doğu’da Kars Antlaşması’nı gözden geçirmeye vardırılan “Ermenistan açılımları”, İstanbul’da “Patrikhane’nin devletleştirilmesi” ve tüm hengame içinde yürütülen “Ergenekon” operasyonları!..

TUSAM Başkanvekili Ali Külebi, geçen haftaki Ocakbaşı Sohbeti’nde, “Kurtuluş Savaşı 9. Haçlı Seferine karşı verildi. Bugünlerde de 10. Haçlı Seferi’nin sürdüğünü düşünüyorum” demişti. Şu tablo ne kadar haklı olduğunu göstermiyor mu?.. Hep, “Milli Mücadele’nin, Lozan’ın intikamının” alındığını düşünüyordum. Hayır, artık sadece bunlar değil, Ergenekon’dan itibaren, tüm Türk tarihiyle rövanş yapıldığına inanıyorum.

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü