Türk Dünyası Yardım Kampanyası

Makedonlaştıra madıklarımızdan mısınız?

00 0000
Müyesser YILDIZ

“Kürt sorununa” çözüm adı altında, “Kürt kimliğinin Anayasa’da tanınması, ana dillerde eğitim ve vatandaşlık tanımının değiştirilmesi” gibi, Türkiye’nin üniter-milli yapısını ortadan kaldıracak taleplerde bulunanların kelimenin tam anlamıyla azgınlaştığı bir dönemde, Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, “T.C. kurucuları, başta Mustafa Kemal Atatürk, bu devleti üniter ve ulus devleti olarak kurmuş. Bunun çivisi oynatılamaz. Oynatırsanız bakın Yugoslavya var” şeklinde çok doğru ve önemli bir uyarıda bulundu. Başbuğ’un, ABD’den verdiği mesajın devamında da şunlar vardı:

“Biz ne ulus devletin çivisini oynatma konusunda tavır alırız, ne de üniter devletin… Elbette kültürel farklılıklara da saygılı olduğumuzu ifade ettik. Bunu siyasi alanlara taşımak, toplumsal haklara taşımanın, ulus devlet yapımıza zarar vereceğini düşünüyoruz. Kültürel özgürlüklerin önü açılabilir ama ulus devlet, üniter devlet yapımıza zarar vermemek kaydıyla. Devletlerin yükümlülüğü yok ki, devlet bunun önünü açtı. İnsanlar Kürtçe öğrenmek isteyebilir. Açar kursunu…”

Başbuğ, aslında tam olarak BM sözleşmeleri dâhil uluslararası tüm anlaşmalarda, AB müktesebatında ve AİHM kararlarında yer alan “kültürel haklar/bireysel haklar” denklemini dile getirdi. Nedir bu denklem? Birincisi, azınlıklarını belirleme tamamen egemen devletlerin yetkisindedir. İkincisi, “azınlık” kabul edilmiş bile olsalar tanınan haklar, “grup” değil, “bireysel” hak kapsamındadır. Üçüncüsü, devletlerin “eğitim” başta olmak üzere, söz konusu kültürel hakları yerine getirme mecburiyeti bulunmamaktadır.

Kürt kökenli vatandaşlarımız bu ülkenin “azınlığı” olmadığına göre, olmayan-afakî-sanal bir konuyu tartıştığımız çok açık. Peki, bunun kaynağında ne var? Elbette birilerinin, terörü ve insan haklarını kullanarak, yeni azınlıklar yaratma, üstelik bunlara kendi hukuklarında bile yer almayan haklar verdirip, Türkiye’nin “çivisini çıkartma” peşinde olmaları.

Başbuğ’un uyarısından sonra nihayet birileri Yugoslavya’nın nasıl dağıldığı/dağıtıldığını hatırladı. Bilindiği gibi bu ülkenin içinden, AB-ABD’nin rahatlıkla kontrol ettiği 7 devletçik çıkarıldı. İşte, ülkemizdeki “ana dillerde eğitim” tartışmaları kapsamında, bu devletçiklerden biri olan Makedonya üzerinde durmak istiyorum.

Ne alaka derseniz; Avrupa Parlamentosu’nun son Türkiye raporunda, “Azınlıklar konusunda AGİT Ulusal Azınlıklar Komitesi ile işbirliği yapmamız” istendi. Tabii, onların derdi başka, üzerimizde bir Demokles kılıcı daha sallandırmak. Zira söz konusu örgütün, Avrupa ülkelerine söyleyip, yaptırdıklarıyla, biz ve yeni hedefleri Kafkaslardaki, Orta Asya’daki ülkelere söyleyip, yaptırdıkları çok farklı.

Somut örneği mi? AGİT Ulusal Azınlıklar Yüksek Komiseri Knut Vollebaek, 29 Ocak 2009’da Makedonya’daki Güney Doğu Avrupa Üniversitesi’nde bir konferans verir ve özetle şunları söyler:

—Eğitim sisteminde etnik topluluklara yönelik paralel bir sistem ilerliyor.
—2005 Eylül’ünde İngiltere Irkların Eşitliği Komisyonu Başkanı Trevor Phillips, şu uyarıda bulundu: “İngiltere birbirine yabancı hale geliyor. Bu yüzden beyazların okulunda, daha fazla etnik azınlıkların olması entegrasyonu teşvik eder.”
—ABD’li Yazar ve Eğitimci Jonathan Kozol da, “ABD’deki ayrı eğitim sisteminin tam anlamıyla sallandığını” söylüyor.
—Çok dilli topluluklarda ayrışma genişliyor, bunun sonucunda da gençler fırsat eşitliğinden tam olarak yararlanamıyor. Ayrı dillerde eğitim, toplumda bir araya gelme ve birlikte çalışmak için gerekli dilin gelişimini engelliyor, ayrılığı teşvik edip, etnik önyargılardan kopuşu engelliyor.
—Makedonya azınlık dilleri eğitiminde iyi örnekler veriyor. Ancak bu sistemin sakıncaları fazla. Çok sayıda genç insanın, Makedon dilinde yeterli eğitim almayıp, Makedon diline hâkimiyette yetersiz kalması, bu gençlerin gelecekte mesleki başarısını veya akademik kariyerini etkileyecektir. Eğer bu süreç çok iyi düzenlenmezse, dilsel ayrılık devam eder ve uzun süreçte Makedonya toplumunun düzenini zararlı şekilde etkiler.
—Azınlık dillerinde eğitim yapan okullarda Makedon dilinin saatlerini artırmak gerekiyor. Makedon dilini öğretmenin anlamı, azınlık haklarına daha az saygı göstermek değildir, devlet dilini öğrenmektir. Çocuklara eğitimdeki kariyerleri için en azından seçmeli kurslarda, ama en olumlu seçenek olarak ortaöğretimde Makedonca öğretilmesi gerekiyor.
—Eğitim, etnik ayrılıklarda doğru çözüm değildir veya tüm toplumsal hastalıklara karşı gümüş bir kurşun değildir. Eğitim, çok etnikli toplumun inşasında, geniş ulusal entegrasyon stratejisinin bir parçasıdır. Bu ulusal strateji de şu ölçüleri içermelidir; azınlıkların siyasi hayata, ekonomiye ve devlet hayatına katılımını teşvik, medya ve yayıncılık imkânı, yoksulluk ve dışlanmanın önlenmesi…
—Entegrasyona geniş bakış açısı, bütünleştirilmiş eğitimi teşvik etmektedir ve toplumdaki ayırım duvarlarının yıkılması ancak bütünleştirilmiş eğitimle sağlanır…

AGİT Komiseri’nin en çarpıcı cümlesi ise şu oluyor: “Ayrı eğitim sistemi, birleşik toplumları inşa etme zamanı geldiğinde maliyetli olabilir.”

İşte Batı’nın “kobay”ı bir ülkenin hali pür melali. Birilerinin birleşmiş-bütünleşmiş Türk Milletini, Makedonlaştırma peşinde olduğu ortada değil mi? Çocukların dil becerisini geliştirmek için kullanılan bir tekerleme vardır; “Makedonyalılaştıramadıklarımızdan mısınız?” diye. Türkiye’ye yaptıkları muameleye bakıp, ikinci bir tekerlemeyi hatırlatmanın tam zamanı; Kara kara kartallar, kararan sularda balık avlarlar!.. Güzelim Türkiye sularımızı karartmayalım, kara kartallara balık olmayalım!..

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü