Türk Dünyası Yardım Kampanyası
Necdet BAYRAKTAROĞLU

necdetbayraktaroglu@hotmail.com

İstişarenin Önemi

Tarihimizi Aydınlatan Bir Belge Atatürk’ün Musul-Kerkük Mektubu

10 Ocak 2014

Osmanlı Devleti toprakları içinde bulunan Musul vilayeti son yüzyıl içerisinde 90000 km2 arazisi olan ve üzerinde yaklaşık üç yüz elli bin kadar nüfusu olan bir bölgeydi. 1914 yılındaki hazırlanmış olan Musul Vilayet Salnamesinde Musul sancağı Musul, Zaho, Dohuk, Agra, Sincar ve İmadiye; Kerkük sancağı Revandiz, Erbil, Selahiye, Köşk; Süleymaniye sancağı ise Şehrizor, Bazyan, Kalambriya ve Muhammeran kaza ve bölgelerini içine alıyordu.

Bölgenin stratejik ve iktisadi konumu yönünden önemli bir coğrafi bir mevkide olması tarih boyunca bölge üzerinde büyük devletlerin emelleri olmuş, siyasi ve askeri çekişmelerine yol açmıştır. Bu bölgeye yönelten en önemli sebeplerden birisi petrol idi. En çok İngiltere bölge üzerinde duruyordu. Ortadoğu politikası ve bu bölge üzerindeki amacı şöyle idi. Hem bu bölgenin doğal kaynaklarından faydalanmak, hem de doğudaki kendisi için önem arzeden sömürgesi bulunan Hindistan’ı ulaşım bağlantısı ile güvenlik içinde tutmaya çalışmaktı.

1798 yılında Fransa’nın Mısır’ı işgal etmesi, Rusya’nın da kuzeyden saldırması üzerine İngiltere Osmanlı Devletinin yanında yer aldı. Hindistan yolunu güvenlik altına almak istiyordu. Daha sonra 1897 yılından itibaren Osmanlı devletinin parçalanmasına yönelik bir yaklaşım içine girdi. Osmanlı Devleti 19. Yüzyılın sonlarına doğru Almanya ile ittifak içerisine girince Rusya ile işbirliği yapmaya başladı. İngiltere Almanya’nın giderek artan kuvvetlenmesinden endişe ediyordu.

Padişah II. Abdülhamid döneminde artan Osmanlı-Alman yakınlaşması ile Berlin-Bağdat demiryolu projesi gündeme alındı. Almanya’nın da niyeti bölgedeki petrol zenginliklerine ulaşmak, o bölgeden faydalanmak idi. O dönemde özellikle Musul bölgesinde birçok yabancı petrol şirketi arama ve işletme için Osmanlı Devletinden izin almış ve onlara belli oranlarda hisse verilmişti.

Birinci Dünya Savaşıyla birlikte itilaf devletlerinden olan İngiltere Basra’dan çıkarma yaparak Bağdat’a kadar ilerledi. Osmanlı kuvvetleri birçok cephelerde savaşıyordu. Buradaki güçlü İngiliz kuvvetlerine karşı koyamadı ve geri çekildi. 30 Ekim 1918’de Mondros Antlaşması yapıldı. Musul Osmanlı toprakları içerisindeydi. İngilizler daha acele ederek Musul’u ele geçirmek için harekete geçtiler ve 10 Kasım 1918 tarihinde mütareke hükümlerine aykırı olarak Musul ve çevresini işgal ettiler. Bu işgale karşı Osmanlı devleti tepki gösterdi. Bölgedeki aşiretlerde işgali kabul etmedikleri gibi büyük rahatsızlık da duydular. Türk ordusunun geri çekilmesi bölgede çok etki ve sıkıntı yarattı. Tarih boyunca uyum içinde yaşanılmış, alışılmış bir idarenin gitmesi yerine çıkar ve hesaba dayalı bir hakimiyetin gelmesi bölge halkı üzerinde büyük yıkıcı etkisi olmuştu. Yöre halkı hep Türklerin yanında olmuş, İngilizlere karşı birlikte direnmişlerdi.

1920 yılına kadar devam eden Irak işgalinde yer yer isyanlar oldu. Bölgedeki aşiretlerden Şeyh Mahmut İngiliz idaresine başkaldırdı. İngilizler Şeyh Mahmut’u Güney Kürdistan diye bir devlet kurup başına geçirmek istediler ise de, Şeyh Mahmut kabul etmedi. Şeyh Mahmut İngiliz birliklerine, nakliye ve mühimmat depolarına yönelik baskınlar düzenledi. Ancak devamlı ağır hava bombardımanı ve askeri kuvvetleriyle İngilizler Şeyh Mahmut’un isyanını bastırdılar ve bölgede kendilerine bağlı olarak 28 Ağustos 1921’de Faysal’ı kral olarak atadılar.

Daha sonra itilaf devletleri hem Paris barış konferansında, hem de Sen Remo görüşmelerinde Musul bölgesi ve petrolleri üzerinde aralarında pazarlık yapmaya başladılar. 25 Nisan 1920’de Sen Remo görüşmelerinde Musul petrollerinin işletmeleri İngiliz denetimine verildiği gibi %75 hisse de İngilizlerde kaldı. Geri kalan %25 Alman hisseleri de Fransızlara devredildi.

O yıllarda başlayan milli mücadelede Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kurulması ve bölünmez bir Türk vatanının sınırlarını belirleyen Misak-ı Milli hedefi ortaya konuldu. Bu milli mücadelenin temeli ve ana ruhu idi.

Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları tarafından Amasya, Erzurum ve Sivas kongreleri sonucunda ortaya konulan 28 Ocak 1920 yılında benimsenerek kabul edilen ve dünyaya da ilan edilen milli düşüncenin ortaya konulduğu bir belgedir.

23 Nisan 1920’de Ankara’da Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılışı ile hükümet kurulmuş, düzenlenen ordu ile Misak-ı Milliyi gerçekleştirmek için milli mücadele başlatılmıştır. Akabinde Mustafa Kemal Paşa 1 Mayıs 1920 tarihinde Büyük Millet Meclisindeki sınırlarımızı belirleyen tarihi konuşmasında Musul, Kerkük ve Süleymaniye konusunda uygulanması gereken politikasını ve düşüncelerini açıklayarak şöyle diyordu:

“Hep kabul ettiğimiz esaslardan birisi ve belki birincisi olan hudut meselesi tayin ve tespit edilirken, hudut-ı millimiz İskenderun cenubundan geçer, şarka doğru uzanarak Musul’u, Süleymaniye’yi ve Kerkük’ü ihtiva eder. İşte hudut-ı millimiz budur dedik. “ (1)

Atatürk misak-ı millide vatan sınırlarını doğuda Kars, Ardahan, Batum, güneyde Kerkük, Musul, Süleymaniye ve batıda Batı Trakya olarak hedef almıştır. Bu bölgeler hem Mondros antlaşmasının yapıldığı anda Türklerin hakimiyetinde olan bölgelerdi hem de Türklerin nüfus olarak çok fazla yaşadıkları yerlerdi. İşte Atatürk de Türklerin denetiminde kalan bu yerleri Türk yurdu olarak belirlemiş ve milli sınırlar olarak ilan etmişti.

Mustafa Kemal Paşa ve hükümet, Kuzey Irak’taki İngilizlere karşı çıkan aşiret isyanlarına ilgisini kesmedi ve hep onlara yardımcı olmaya çalıştı. 9 Şubat 1920 yılında Revandiz bölgesindeki aşiretlerin yardım istemeleri üzerine askeri yardım yapılmış ve 9 Ağustos 1921 tarihinde Binbaşı Şevki Bey Süleymaniye komutanlığına atanmıştı. 16 Aralık 1921 tarihinde havadan ve karadan saldıran İngilizlere aşiretler, çete ve çevre kuvvetlerle Revandiz bölgesi Babaçiçek mevkisinde büyük kayıp verdirilmişti.

Ocak 1922’de İngilizler, Revandiz ve Erbil’de Türklere ve Türkleri destekleyen Sürücü aşiretine karşı ağır saldırıya geçtiler. Bunun üzerine Mustafa Kemal Paşa 1 Şubat 1922 tarihinde Milli Müdafaa Vekaletine bir telgraf göndererek bölgeye bir milis kuvvet gönderilmesini istedi. Erkanı Harbiye-i Umumiye Riyaseti (Genel Kurmay) bölgeyi, aşiretleri yörenin geleneklerini ve ayrıca çeteciliği iyi bilen Antepteki Kuvvayı Milliye komutanı Yarbay Özdemir Beyi Musul – Kerkük bölgesine komutan olarak görevlendirdi. Amaç Musul ve çevresinde halk ve aşiretlerle birlikte çete saldırıları ile İngilizlere kayıplar verilmesini sağlamaktı.

Bir taraftan da Türk hükümeti İngilizlerle bir savaşa meydan vermemek için Musul harekatını gizli tutuyor ve ilgisi olmadığı izlenimini veriyordu. Mümkün olduğu kadar Türk ordusundan subay verilmemesine çalışılmış, mahalli kuvvetlerden ve aşiretlerden müfreze oluşturulmasına gidilmişti.

Özdemir Bey komutasında müfreze kuruldu ve 22 Haziran 1922 tarihinde Revandiz bölgesinde göreve başladı. Özdemir Bey heyeti ile hem yöre halkı ile görüşmeler yapıyor, hem de bölgede gücünü artırmaya çalışıyordu. İngilizlerin ve ona bağlı Kral Faysal’ın bölgeyi ele geçirmek ve İslam’ı parçalamak olduğunu anlatıyordu. Özdemir Bey gittiği, ulaştığı yerlerde teşkilatlar kuruyor, doğan boşluk ve belirsizlikleri gideriyordu. Yöre halkı üzerinde Türk hükümetinin tekrar buraları kontrol altına alacağı düşüncesi yayılmaya başlamıştı. Ancak müfrezede resmi Türk subaylarının olmaması halkı tereddüte düşürüyordu. Özdemir Bey büyün bu zorluklara rağmen Zibarli, Sürücü, Barzani ve Balıklı aşiretlerini ikna ederek onlardan adamlar alarak birlikte savaşacak askeri teşkilatı kurdu. Revandiz ve çevresindeki bu teşkilatın gücünün büyüdüğünü duyan İngilizler, 10 Temmuz 1922’de hava taarruzu ile saldırıya geçtiler ve halkı ve Türk idaresindeki kuvvetleri sindirmeye başladılar.

31 Ağustos 1922’de Özdemir Bey birlikleri ve aşiretleriyle birlikte İngilizlere saldırdı. Uçak bombalarına rağmen Derbent bölgesinde İngilizlere büyük kayıplar verdirdi. Birçok silah, mühimmat ve iki top ele geçirildi. Daha sonra 26 Eylül 1922’de Köysancak’ı ele geçirip çevresini de kontrol altına aldı. İngilizler her geçen gün büyük kayıp veriyorlardı. Aleyhlerine gelişen bu durumu kendi menfaatlerine çevirmek için uçaklarla halka beyanname atmaya başladılar. Psikolojik harp yöntemiyle halkı tehdit ediyorlar, Türk kuvvetlerini bölgeden defetmelerini istiyorlardı. Dağıtılan beyannamede şöyle diyorlardı:

“Köysancak Sakinlerine,

Türklerin cüz’i bir kısmını kasabaya duhullerine meydan verdiğinizi kemal-i teessüfle istima ettim. Sizi sahih Kürt bilip ve Kürt istiklaline muhalif olan Türklerle adavet olduğunuzu anlamıştım. Bunun için ansızın bila-ihbar memleketleri bombardıman edip yıkmaya tayyareler gönderdim. Her nasılsa, eğer Salı gününe kadar igtişaş eden Türklerin memleketinizden tardına dair Erbil hakiminden bir haber almazsam derhal alelekseriye memleketinizi bombardıman etmek üzere tayyarelere emir verilecektir. Ta ki, bunları defettiğinize emin oluncaya kadar bombardıman devam edecektir.

B.Z. KUKS

Mendubi Sani-yi Irak” (2)

Bu beyannamelere rağmen bölge halkı Türk idaresine ve kuvvetlerine bağlılıklarını sürdürüyorlardı. Netice alamayan İngilizler günde 25-30 uçakla bölgeyi bombalamaya başladılar ve aynı zamanda karadan da saldırıya geçtiler. Ancak büyük ölü ve yaralı kaybı vererek geri çekildiler.

Bu sırada Anadolu’da Türk ordusu Yunanlıları bozguna uğratmış, İzmir önlerine kadar gelmişti. Genel Kurmay Başkanı Fevzi Çakmak Paşa Musul’daki kazanılan başarılar üzerine Musul vilayetinin kurtarılması için gerekli hazırlıkların yapılmasını bildiren telgrafını 7 Eylül 1922 tarihinde gönderdi. 10 Kasım 1922 tarihine kadar Musul’un silahla alınması için hazırlıkların tamamlanması isteniliyordu. Hatta 4 Aralık 1922 tarihinde Fevzi Paşa Mustafa Kemal Paşa’ya gönderdiği telgrafta hazırlıklar hakkında bilgi veriyordu. Telgrafta şöyle diyordu:

“İzmir’den 4.12.1338(1922)              Harp Telgrafı

Başkomutan Mustafa Kemal Paşa hazretlerine,

1.Musul mıntıkasında Misak-ı Milli hudutlarımızın icap ederse, silahla temini maksadıyla yapılan ihzarat (hazırlıklar) neticesinde 5818 muharip tüfek ve 1359 muharip süvari, 54 ağır, 33 hafif makineli tüfek ve 16 toptan ibaret bir kuvve-i seferiye, Hasankale ile Bitlis arasında yolda bulunan bir süvari livasıyla (tugay) 6 toptan ibaret kısmı hariç olmak üzere kamilen Siirt, Diyarbekir, Mardin, Cizre müstatili (uzantısı) dahilinde toplanmıştır.

Bu kuvvetin on gün zarfında Sımak, Çekik, Midyat, Cizre müstatili intitatı için icap eden hazırlıkta yapılmış ve buradan Musul üzerine harekat-ı taarruziyyeye ibtidar (başlanması) için bu küçük müstatil dahiline lazım gelen erzak idhar edilmiştir (yığılmıştır). Yalnız taarruza karar vermezden evvel kıt’aatın küçük müstatil dahiline alınması ve orada hal-i intizarda bırakılması idhar edilen erzakın sarfına sebebiyet vereceğinden taarruz emrine intizar eylemek üzere kıt’aatın Siirt, Diyarbekir, Mardin, Cizre mustatilinde kalmalarının tensip edilerek ve Elcezire Cephesi Komutanlığının evamir-i lazime verildiği ve kuvve-i seferiyenin Ankara’dan topçu ile daha ziyade takviyesine çalışılmakta olduğunu arz ederim.

2.Vaziyet ve müzakerat-ı siyasiyenin göstereceği lüzum ve şekle göre Elcezire’de harekat-ı askeriye icrası taarruz emrinin vürudundan on gün sonra mümkün olacağı anlaşılmaktadır. Irak vaziyet-i askeriyesinde mühim bir tebeddül olmamıştır. Yalnız bize taraftar aşair ile Revandiz müfrezesinin Musul şarkında icra edecekleri tazyik üzerine İngilizler Musul mıntıkasındaki tayyare kuvvetlerini tezyit etmişlerdir ve Köysancak, Akra istikametlerinde şiddetli mükabil hareketlerde bulunmuşlardır. İngilizler Musul’un 100 km. güneyinden şarka kadar şümendifer hattı ikmal etmişlerdir. Musul bölgesinde de kuvvetli otomobil kolları vardır.

Erkan-ı Harbiye Umumiye Reisi Fevzi” (3)

Bu sırada Lozan Konferansı görüşmeleri de devam ediyordu. Mustafa Kemal Paşa ve Türk hükümeti Lozan Konferansı başlamadan önce ve devam ederken de Musul’un silahla alınması için İngilizlere karşı bir savaşı göze almıştı.

Bu sırada İngiliz Başbakanı Bonar Law 5 Aralık 1922 tarihinde Lozandaki temsilcisi Curzon’a mektup yazarak Mezopotamya sorunundan rahatsızlık duyduğunu, kurtulmak istediğini, konferansın kesintiye uğramasında zor durumda kalacaklarını belirtiyordu. Curzon da başbakanına verdiği cevapta Türkler saldırıya geçtiklerinde savunmada kalacaklarını gerekirse zorlandıklarında geri çekilebileceklerini söylüyordu. Türk tezi ve görüşüne karşı İngilizler devamlı itiraz ediyorlardı. Onlar için önemli olan zengin petrol kaynakları idi.

Aynı zamanlarda Türkiye Büyük Millet Meclisinde Musul konusunda tartışmalar da yaşanıyordu. Mustafa Kemal Paşa 2 Ocak 1923 tarihinde TBMM’de yaptığı konuşmasında şöyle diyordu:

“… Musul vilayetinin hudud-ı millimize dahil araziden olduğunu biddefaat ilan ettik. Lozan’da elyevm (bugünkü günde) karşımızda ahz-ı mevki etmiş olanlar bunu pekala bilirler. Vatanımızın hudutlarını tayin ettiğimiz zaman büyük fedakarlıklara katlandık. Menafiimize mugayir (menfaatlerimize) aykırı olmakla beraber müsalemet perverane (barıştan yana) hareket ettik. Artık milli arazimizden en ufak bir parçasını bizden koparmaya çalışmak pek haksız bir hareket olur. Buna kat’iyen muvafakat etmeyiz.” (4)

30 Ocak 1923 tarihinde ise Mustafa Kemal Paşa konuşmasında:

“Musul vilayetinin Türkiye devletinin milli sınırları içerisinde olduğunu; buralarını ana vatandan koparıp şuna buna hediye etmenin mümkün olamayacağını ve Cemiyet-i Akvam’ın bu konuyla hiçbir ilişkisi olmadığını ifade ediyordu.” (5)

Mecliste Musul ve bölge konusunda çok önemli ve hararetli tartışmalar da başladı. Erzurum mebusu Hüseyin Avni Bey heyecanlı konuşmasında:

“Paşa, ordunun başına otur, başka işin yoktur. Başkumandanlık vazifesini ifa et ve hudutlara bayrağımızı rekzet, bayrağını süngünü İngiliz’in gırtlağına daya.” (6) diyerek harekete geçilmesini istiyordu.           

Bir başka Erzurum mebusu Mustafa Dura Beyde: “Türkiye için Erzurum ve Kars’ı nasıl önemli görüyorsam, Musul’u da o kadar mühim görüyorum.” diyerek Musul’un önemini belirtiyordu. (7)

Bitlis mebusu Yusuf Ziya Beyde İngilizlerin bölgede Türk-Kürt ayrımı yaparak Musul’u Türkiye’den koparmaya çalıştıklarını belirterek Musul’un Türkiye’den ayrılmamasını istiyordu.

İngilizler 17 Ekim 1922 tarihinden itibaren Köysancak ve çevresini, ayrıca aşiretlerin yerleşim yerlerini sürekli bombalamaya devam ediyordu. Maksatları bölgedeki aşiretleri cezalandırmak, yöre halkını bombalarla yıldırmaktı. 15 Aralık 1922’de ve 1923 yılı şubat başında otuzu aşkın uçak filosu ile Revandiz bölgesine, Şeyh Mahmut ve Özdemir Beyin bulunduğu Türk birliklerinin üzerine havadan büyük bir saldırı başlattılar. Yörede yangınlar çıktı, halk dağlara kaçarak canlarını kurtarmaya çalıştı. İngilizler hava ve karadan destekli harekatlarında başarılı olamayınca hükümetlerinden, savaş bakanlığından yardım istediler. İngiliz hükümeti hava uçak filosunu yüze çıkardı. Ayrıca İngiliz kuvvetlerine biri piyade, diğeri süvari olmak üzere iki tugay, on altı top, istihkam taburu ve İngilizleri destekleyen aşiretlerden temin edilen bin beş yüz aşiret askerlerinden meydana gelen büyük bir destek sağlandı. Bu büyük yardımla güçlenen İngiliz kuvvetleri 26 Mart 1923 tarihinde Köysancak tarafından ve diğer taraftan da Musul kolundan büyük bir taarruza başladılar. Ayrıca uçaklarla halka beyannameler atılıyor, aşiretlerin İngiliz tarafına geçtiğini belirterek halkı kandırmaya çalışıyorlardı. İngilizler halk arasında dolaşıp altın para dağıtıyor, uçaklar şehirler üzerinde sık sık turlar atıyor, zırhlı araçlar cadde ve sokaklarda gövde gösterisi yapıyor, halka baskı uyguluyorlardı. 19 Nisan 1923 günü karadan ve havadan taarruzlarını iyice artırdılar. Revandiz, Musul, Köysancaktaki halk yerini yurdunu bırakıp dağlara kaçmaya başladı. Aşiretlerin ve Özdemir Beyin birlikleri çok kayıplar vermiş, savaşacak güçleri kalmamıştı. Özdemir Bey birlikleriyle dört bir koldan yapılan saldırıda sıkışıp kalmıştı. Çevreyle irtibatı kesilmiş, askeri bir takviye bir yardımda alamıyordu. Bölgede fazla kalamayacağını anlayınca silah ve adamlarıyla birlikte 29 Nisan 1923 tarihinde İran tarafına geçti. 10 Mayıs 1923 tarihinde de İran makamlarının izniyle Türkiye topraklarına geçebildi. Başarıyla başlayan Özdemir Beyin harekatı gerekli lojistik desteğin sağlanamamasından dolayı neticesiz kalmıştı.

Özdemir beyin İran’a geçmesinden sonra İngilizler her koldan hava ve kara destekli olarak askeri harekatlarına devam ettiler. Türkiye taraftarı pek çok aşiret mensupları, çeteler, karşı koyan güçler büyük kayıp verdi. Aşiretler bölgeden ayrılmak zorunda kaldı. Halk dağlara çekildi. İngilizler bölgeyi artık kontrolleri altına almış oldular.

Daha sonra Türkiye hükümeti, konferansla diplomatik usullerle sorunun çözümlenmesine ağırlık vermeye başladı. Ancak İngilizler, Musul konusunda devamlı direniyorlar, ısrarcı, uzlaşmaz, baskıcı tutumlarını sürdürüyorlardı. Musul’da, Kerkük’te Süleymaniye’de, Revandiz’de, Köysancak’ta Türk hakimiyetine hayat hakkı vermiyorlardı. Türkiye buradaki haklarında, dış politikasında yalnız kalmıştı. Destekleyeni yoktu. 1925 Şubat ayında Şeyh Sait ayaklanması çıkması üzerine Musul üzerindeki hakimiyet iddiasında bulunan Türkiye hükümeti bu ayaklanma ile uğraşmak zorunda kaldığından İngiltere ile anlaşmak mecburiyetinde kalmıştı. İngilizlerle yapılan Ankara antlaşması ile Musul üzerindeki iddia terk edilmiş oluyordu.

Mondros mütarekesine kadar ırak cephesinde verilen mücadelede Türkler yüz kırk beş bin civarında kayıp verirken İngilizlerin kaybı ise yüz bin civarında olmuştu.

Ayrıca Türk istatistiklerine göre bölgede 146000Türk, 263000 Kürt, 43000 Arap, 31000 Gayrimüslim vardı. (8)

İngiliz istatistiklerine göre ise bölgede 445000 Kürt, 66000 Türk, 186000 Arap, 79000 Gayrimüslim vardı. (9)

Musul-Kerkük üzerindeki mücadelede neticesiz kalınsa bile Mustafa Kemal Paşa da, bu yerlerin vatanın bir parçası olduğu inancı ve yakın bir gelecekte anayurda katılacağı ümidi hep var olmuştu.

Gazi Mustafa Kemal, Türkiye Büyük Millet Meclisinde Kerkük- Musul’la ilgili (1 mayıs 1920) yaptığı konuşmadan beş yıl sonra yazmış olduğu mektupla Kerkük-Musul’un Türk vatanı olduğunu yakın bir tarihte kurtulacağını belirtiyordu. Bu önemli mektup Kerkük’te bulunan Cebari Aşiret Reisi Seyyid Muhammed Cebbari’ye yazılan mektuptu.

Seyyid Muhammed Cebbari, üç kola ayrılmış bulunan Cebbari aşiretinin reisidir. Aşiretin merkezi de Kerkük’te bulunmaktadır. Cebbari aşiretinin bir kolu Suriye’dedir ve Araplaşmışlardır. İkinci bir kolu Cebbari köylerinde yaşayan Türklük özelliklerini kaybetmiş ve Kürtleşmiş bulunan ancak Türklere karşı sevgi bağlılıkları olanlardır. Aşiretin üçüncü kolu ise Kerkük merkezinde oturan ve Türklüklerini muhafaza etmiş olan aşiretin koludur.

1 ağustos 1925 tarihinde yazılmış olan bu tarihi mektubun sağ üst köşesinde Atatürk’ün resmi ve altında “Cumhuriyet Reisi Mustafa Kemal Paşa Hazretleri” yazılı, sol üst köşesinde de Türk sancağı ve arması bulunuyordu.

Milli Mücadele yıllarında Cebbari aşireti hep Türk hükümetinin yanında olmuştu. Musul’un, Kerkük’ün, Süleymaniye’nin Türk idaresinde kalması için çok çalışmışlardı. Aslı Cebbari aşiretinde bulunan bu mektubun fotokopileri Kerküklü Türklerin elindedir.

Bu önemli mektup ilk olarak 41 yıl önce Fethi Tevetoğlu tarafından Hayat Tarih Mecmuasında yayınlanmıştır.

Musul’daki “din kardeşlerimizin” kurtuluş güneşinin doğuşunu sabırla beklemelerini belirten bu mektupta ayrıca en önemlisi olan Hilafet kaldırıldıktan sonra bile Musul halkına din kardeşlerimiz diye hitap edilmesidir.

Atatürk Kerkük’teki Cebbari aşiret reisine yazdığı mektubunda şöyle diyordu:

“Mücahidin-i Muhterem Sadattan Seyyid Muhammed ve Akrabalarına,

Memleketin bir cüz’i layenfekki (ayrılmaz parçası) olan Musul’un ahalisinin kariben halas bulacağına (yakında kurtulacaklarına) itikad ve itimad olunarak öteden beri devam eden mücehedatınızda ber-karar olmanızı selamet ve saadet-i atiyeniz namına hamiyet-i malümenize terk eylerim.

Türkiye Hükümeti’nin şefkatini ve Musul’un hükümetimize aidiyeti hesabiyle ati-i karibden (yakın gelecekten) asla kat’ı ümid etmeyerek (ümit kesmeyerek) zulümlere karşı yüksek bir cidal ile münevver (aydınlık) bir istikbal te’min olunması, din kardeşlerimizin huzur ve saadeti için kıymettardır. Halas günleri karibdir. Şems-i istihlasın tuluuna (kurtuluş güneşinin doğmasına) saburane müterakkib bulunulmasını (sabırla beklenmesini) hatırlatır, Cenab-ı Vacib’ üll-Vücud’dan cümleye muvaffakiyetler temenni eylerim.

1 Ağustos 1341(1925)

Mustafa Kemal” (10)

Ancak Türkiye Hükümeti, tarihten gelen bir haklılıkla din, dil, coğrafi ve kültürel değerlerimizin yaşadığı Kerkük, Musul, Süleymaniye üzerindeki duyarlılığını göstermeli, siyasal ve toplumsal yapısını temelinden değiştirecek olaylara, projelere seyirci kalmamalıdır.

8 Mayıs 2007 tarihinde Irak Kürt yönetimi lideri Mesut Barzani Brüksel’de Avrupa Parlementosunda yaptığı konuşmasında, Kerkük’ün bütünüyle bir Kürt şehri olduğunu söylemesi tarihsel gelişmeler olarak düşündürücüdür.

1-Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, C.1, Ankara 1989, S.75
2- Sahir Üzel, a.g.e. S.246, Ek.42
3- Gnkur. Ateşe Arşivi, Kls.1611, D.151, F.2-108
4- ASD. C.111, Ankara 1981, S.56
5- ASD. C.111, S.59  / Mim Kemal Öke, Musul Meselesi Kongresi, S.107
6- TBMM. GCZC, C.1V, S.93-95
7-  TBMM. GCZC,  C.1V, S.153
8- Kemal Melek,İngiliz Belgeleri İle Musul Sorunu, S.34
9- Seha L. Meray,(Çev.) Lozan Barış Konferansı Tutanakları Ve Belgeler, Takım 1, C.1, S.359 Ankara SBF. Yay.
10- Fethi Tevetoğlu, Atatürk’ün Musul, Kerkük, Süleymaniye ile ilgili Mektubu, Hayat Tarih Mecmuası, Sayı.10, Kasım 1972, S.6-7

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü