Türk Dünyası Yardım Kampanyası

NAZIM HİKMET’E İTİBAR MI, HAK MI, AF MI?

20 Ocak 2009
Orhan Kürşat TÜRKER
Bakanlar Kurulu 5 Ocak 2009 tarihli kararıyla, Nazım Hikmet’i vatandaşlıktan çıkartan 25 Temmuz 1951 tarihli Bakanlar Kurulu Kararını yürürlükten kaldırdı.

Karar ve karara tepkiler birkaç bakımdan dikkatimizi çekti.

En önce dikkatimizi çeken husus, kararın, gündemi fazla işgal etmemesiydi. Belki İsrail’in Gazze saldırısının gölgesinde kaldı, belki konunun muhalifi yoktu. Olumlu bakanların gündeme taşıdığı kadarıyla yetinildi. Bir de, Yavuz Bülent Bakiler Türkiye Gazetesindeki köşesinde, 11 Ocak ve 18 Ocak’ta iki defa yazdı.

Bakanlar Kurulu kararı, İçişleri bakanlığının teklifiyle alınmıştı ama üzerinde en fazla konuşan Kültür ve Turizm Bakanı oldu. Onun da konuya ilgisi, geçmişinden ve bugüne kadar koruduğu sosyal demokrat çizgisinden dolayı konunun muhatabı sayılmasından kaynaklanıyor olabilir. Ancak yine de, hükümet sözcüsü Cemil Çiçek’in kararı açıklarken ve sorulara cevap verirken konuya mesafeli yaklaşımına karşılık, Ertuğrul Günay’ın sorulara cevap verirken de olsa sıcak yaklaşımı arasındaki fark dikkatimizi çekti. Nitekim TÜRKSOY’ UN kuruluşunun 15.yıldönümü dolayısıyla verilen yemekte ses sanatçısı Süavi, Nazım’ın “karlı kayın ormanı” şiirine Zülfü Livaneli’nin yaptığı besteyi okumadan önce, Bakanlar Kurulu kararını olumlu bulduğunu, Kültür bakanının şahsında bu kadirşinas davranışı kutladığını söyledi ve ekledi: “o zaten gönlümüzde hep vatandaştı.” Böyle bir yıldönümünde gereksiz olan ve dolayısıyla çiğ kaçan bu davranış, Tatar, Tuva, Hakas, Saha, Kazak, Azeri, Kırgız ve Başkurt misafirlerin yani eski komünist ülkelerin temsilcilerinin bulunduğu salondan zayıf bir alkış alırken, en hararetli takdir mimikleri Kültür bakanından ve Azerbaycanlı dostlardan geldi. Mamafih “memleket mi, yıldızlar mı, gençliğim mi daha uzak” diyen şarkı hepimizin sevdiği bir hasret şarkısıydı.

11 Ocak tarihli Hürriyet Gazetesinde Soner Yalçın, Nazım Hikmet’in haksızlıklarla dolu olduğunu düşündüğü hayatını anlattığı uzun yazısının sonunda, Nazım’a vatandaşlık vermekle Ergenekon davasında gördüğü hukuksuzluk arasındaki çelişkiyi hükümete fatura ediyordu. Bu vatandaşlıktan çıkarma kararını iptal eden kararname, hükümetin Soner Yalçın’a yaranması için yetmemişti anlaşılan.

Zaman gazetesinden Ali Pektaş’ın 11 Ocak tarihli “Nazım vatandaş oldu, Türkiye bölünmedi” başlığını koyduğu ve Türkiye’den çeşitli yazar, yazar kuruluşu yöneticisi ve Nazım’ın akrabalarının duygu ve düşüncelerini yansıttığı haberi de ilgi çekiciydi. “Artık naaşını Türkiye’ye taşımak mümkün olacak” kabilinden ifadelere karşı, yakın akrabalarından birkaç kişinin “severek kaldığı yerden niye getirelim ki? Orada huzur içinde zaten” şeklinde tepkileri ibret verici ve gerçekçiydi: “Puşkin, Gogol, Çehov, Mayakovski, Puşkin gibi dünyaca ünlü isimlerle birlikte yattığını, böyle bir mezarlıkta yatmasının Nazım'a yakıştığını belirten Germen (Nazım’ın bir yeğeni), mezarın getirilmesi konusunda çekinceleri olduğunu ifade ediyor.

Yine aynı haberde Mehmet Doğan gibi muhafazakâr bir isim, kararı, Nazım’a “iade-i itibar” olarak niteliyordu. Haberin Zaman gazetesine kazandırdığı, “kraldan fazla kralcı” görüntüsü kadar Mehmet Doğan’ın ifadesi de hayretimizi mucipti. Bazı solcular da “ne iade-i itibarı, Nazım itibarsız biri değildi. Asıl Türkiye, ona vatandaşlığını iade etmekle itibar kazanmıştır” diyorlardı. Oysa Nazım’ın itibarını yitirdiği ve arayıp bulamadığı yer, Moskova’ydı. Yavuz Bülent Bakiler, 18 Ocak tarihli yazısında “hangi itibar” diye sorarken haksız mıydı?

Aslında burada tartışılması gereken konu, iade edilecek bir itibarın olup olmadığı değil, düzeltilecek bir haksızlık olup olmadığıdır. Gerçek şu ki, 12 Eylül 1980 öncesi Rusya’dan esen rüzgârlara bilerek bilmeyerek kapılıp giden solcuların bu tip ifadeleri, Bakanlar Kurulu Kararını, sevgili Yağmur Tunalı’nın ifadesiyle, “Nazım’ın aklanması” olarak kamuoyuna kabul ettirme niyetlerini yansıtmaktadır. Böylece Nazım’la birlikte kendileri de aklanmış olacaklardır. Bakmayın siz bazılarının “Nazım itibarsız mıydı ki? Türkiye itibar kazanmıştır” demelerine. Asıl kendileri Nazım’ın arkasına sığınıp itibar ve aklanma peşindedirler. Hükümetin bu kararnamesi, Türk Milletinin ve Devletinin, Moskova güdümlü bir sosyalist Türkiye kurma hevesinde olan Nazım’a ve tayfasına bir itibar iadesi olarak asla algılanamaz.

Bir hukuk hatası vardı da o mu düzeltildi? Yani Nazım’a bir haksızlık mı yapılmıştı? Nazım’ın vatandaşlıktan çıkarılması kararı, Türkiye’den kaçışından 1 ay sonra Moskova’ya gittiği öğrenilince alınmıştır. Edindiği Borzenski aile isimli Polonya ve Sovyetler Birliği Pasaportları dahi, O’nun çıkarıldığı Türkiye vatandaşlığına tekrar kabul edilmemesi için yeterli gerekçelerdir. Dolayısıyla Bakanlar Kurulu kararını bir hukuk hatasının düzeltilmesi, gasp edilmiş bir hakkın iadesi gibi algılamak da mümkün değildir.

Benim vicdanımda ise bu karar, yine Yağmur Tunalı’dan mülhem, bir bağışlamadır, öyle algılanmalıdır. Bu millet Nazım’ın taksiratını, onun Türkçe’yi o kadar güzel kullandığı şiirlerinin, “vatanım” diye gittiği Moskova’da kendisini nihayet gurbette hissederek çektiği memleket hasretinin hatırına, affetmiştir.

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü