Türk Dünyası Yardım Kampanyası

İSTANBUL’UN FETHİ VE DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

29 Mayıs 2008
Orhan Kürşat TÜRKER
Ulu Hakan Sultan İkinci Mehmet Han, İstanbul’u fethedeli 555 yıl oldu. Kutlu olsun. Feth-i Mübin’in kutlamaları daha nice yüzyıllar devam etsin.

“İstanbul’un fethiyle ilgili görkemli kutlama programları, Yunanlı ve diğer bütün Avrupalı dostlarımızı (!) üzüyor. Ayrıca bu tip kutlamalarla çocuklarımızın, komşumuz Yunanistan’a ve üyesi olmak istediğimiz AB ülkelerine kin ve nefret duymalarına yol açılmaktadır.” diyenlere katılmak mümkün değildir.

Hem okula dönük, hem de kitleye yönelik eğitim programlarında bu tip kutlamalara yer verilmesi elbette yararlıdır. Bir defa çocuklarımızın ve toplumun kendine güven duymasını sağlar. Geçmişte büyük işler yapan bir milletin mensupları olduğunu bilen gençler geleceğe güvenle bakar. Geçmişle günümüzü mukayese eder; şu anki geri kalmışlığımızın sebepleri üzerinde durur. Atalarının çalışkan ve disiplinli olduğunu görür, kendisinin de aynı enerjiyle çalışması gerektiğini anlar.

Görülüyor ki bu sebepler arasında, Yunanlıya veya sair Hıristiyan camiaya düşmanlık yoktur. Bizans’ın İstanbul’u kaybetme sebepleri üzerinde durulabilir ki, o da, Bizans’ı hakir görmek için değil, yaptıkları hatadan ders almak içindir.

Yenilgilerimizden, ülkemizin uğradığı istilâlardan, Balkanları kaybederken, Kafkaslar’dan ve Ortadoğu’dan çekilirken, kardeşlerimizin yurtları olan Tataristan, Kırım ve Batı Türkistan’ı Ruslar, Doğu Türkistan’ı Çinliler işgal ederken başımıza gelenler, yaşanan ıstıraplar da toplumumuzun her kademesinde iyi bilinmelidir. Daha 1959’da Kerkük’te, 1992’de Azerbaycan / Hocalı’da, 1995’te Bosna / Serebrenitsa’da yaşananlar nasıl unutulur? Milletimizin yaşadığı bütün bu acı günleri bir daha yaşamamak için gençlerimiz azimli ve kararlı hale gelir.

Günümüzde batılı ülkelerin müfredat programlarında çocuklarına neler okuttuklarını, toplumda hangi günleri kutladıklarını, bu kutlamalarda neler söylenip yapıldığını, yas günlerinde kendi vatandaşlarına kin ve nefret duyguları aşılayıp aşılamadıklarını, aşılıyorlarsa kimlere karşı aşıladıklarını da bilmek durumundayız. Böylece tedbir almak gereğini objektif olarak tespit edebiliriz.

Özetle, geçmişteki zafer ve yenilgilerimizi, günümüzde Yunan’ın, Rus’un, Ermeni ve Fransız’ın, benzer ülkelerin genel eğitim ve okul eğitimi cümlesinden Türkiye ve Türkler aleyhinde neler propaganda ettiklerini çalışınca, bugün de, İstanbul’u fethettiğimiz zaman ki kadar güçlü olmak zorunda olduğumuzu görürüz.

. Milletimiz bugün ciddi bir beka – gelecekte var olma - sorunu yaşamaktadır. Bunu milliyetçi bir zihni muhteva sahibi olmayanlar idrak dahi edemeyebilirler. Milletin varlığını geleceğe taşımak diye ifade edebileceğimiz gayret, büyük ve güçlü olmayı da hedefler. Bölgemizde güçlü olmayan siyasi varlıklar yok olmaya mahkûmdur. Anadolu’nun Müslümanlıktan önceki ve sonraki tarihi incelenince görüleceği gibi, bu topraklarda yaşayan devletler güçlenerek Anadolu’da bir siyasi bütünlük oluşturmuşsa, buradan büyük güçler, medeniyetler çıkmıştır. Anadolu siyasi çalkantılarla bölünüp birden fazla devlet bu topraklarda hükümranlığı paylaştığı zaman Anadolu istilâ edilmiş, üzerindeki devletler yok olmuştur.

Tarihin ilk devletini kurmuş olan ve bugüne kadar devletsiz kalmayan Türk milletinin siyasi varlığını, yani devletini kaybetmesi, millet olarak da varlığını sürdüremeyeceği bir sona bizi götürür. Onun için, devletimizi kaybetmemek için, topraklarımızda yabancıların hükümran olmaması için güçlü olmak zorundayız.

Türk milliyetçileri olarak ülkemiz insanına teklif edeceğimiz cihanşümul hedefler de vardır. İstanbul’u fetheden, müjdecilerin en şereflisi peygamberimizin (S.A.V.) müjdesine mazhar olmuş bulunan Fatih Sultan Mehmet Han, “Nizam-ı Âlem (dünya düzeni)” diyordu; âleme nizam vermekten bahsediyordu. Onlar cihana adaletle hükmettiler. Onarın hâkim olduğu yerler ve oralarda yaşayan insanlar, dinleriyle, dilleriyle, örf, adet ve gelenekleriyle korunması gereken emanetlerdi; Allah’ın emanetiydiler. O günlerden bugüne kalanlar delildir: Hüküm sürdükleri topraklarda ne buldularsa onu yaşattılar.

Şimdi? Varlığımızı geleceğe taşımak gayretimiz eksik. O eksik olunca devletin ve milletin beka sorunu alabildiğine endişe verici boyutlara geliyor. İnsanımız, “oyunda oynaşta”, gündelik işlerle oyalanıp gidiyor. Disiplinli, tertipli, düzenli, programlı birey ve grup çalışmaları unutuluyor. Zorluklar karşısında çabucak pes ediyoruz. Ecdadın nice bin meşakkatle yaptığı işlerin en sıradanı gözümüzde dağ gibi büyüyor. Yılmak nedir bilmeyen ataların çocukları, sıradan işler karşısında bile yılıyor. Öz güvenini yitirmiş haldeyiz. Hani Arif Nihat Asya merhum diyor ya,

“Aziz-i vakt idik,
Â’da zelil kıldı bizi.”

Â’da bizi zelil kılamazdı biz hak etmeseydik. O zaman İstanbul’un fethini kutlamayacaksak, “aman Yunanlı, Avrupalı gücenecek” diye değil, tersine “Fethi hangi yüzle kutlayacağız? Bir zamanlar dünyaya hükmetmiş, çağ değiştirmiş ecdadın yaptıklarını, şimdiki zelil vaziyetimizle kutlamaya hakkımız var mı?” sorularını sorup başımıza öne eğerek kutlamamak durumundayız.

Bana sorarsanız, “gelin kutlayalım” derim. Utancımızı yenerek, onunla beraber yeni bir azm-ü cehdi karar ile miskinlik ve ataletimizi yenerek, bekamızı teminat altına almak için, 21. asrı Türk asrı yapmak için, insanlığın ihtiyacı olan küresel adaleti gerçekleştirmek için kutlayalım.

İstanbul’un fethinin 555.yıldönümü kutlamaları, Endülüs’ün akıbetine uğramayı engellemek, yeni bir Ergenekon’dan çıkış hamlesi yapmak için vesile olsun. Tanrı Türk’ü korusun.
Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü