Türk Dünyası Yardım Kampanyası

Kusturica, Akaydın, Tmmob ve Türklüğün Derin Anlamı

10 Ekim 2010
Orhan Kürşad TÜRKER

Nemanja Kusturica, 23 Nisan 2005 tarihinde vaftiz ediliyor ve daha önce Emir olan adını Nemanja şeklinde değiştirerek Ortodoks oluyor. The Guardian Gazetesine verdiği demeçte de babasının ateist olduğunu ve kendini her zaman Sırp olarak tanımladığını söylüyor. Bu baba diyor ki “evet belki son 250 yıldan beri Müslüman’ız ama daha önceden Ortodoks’tuk ve daha da önemlisi her zaman Sırp’tık, din bunu değiştirmez. Biz sadece Türklerden hayatta kalmak için Müslüman olduk”.

Bu sözlerine rağmen Kusturica’nın Antalya’daki 47. Altın Portakal film festivaline jüri üyesi olarak çağırılması tepkilere yol açtı. Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Akaydın gösterilen tepkileri kınadı, Kusturica’ya arka çıktı. Prof. Akaydın bunu hep yapıyor; milli kültüre, toplumun gelenek ve inançlarına, ahlâk anlayışına ters işler yapıyor; tepkiler üzerine de “şecaat arz ediyor.” Daha önce de “bira festivali” düzenlemiş, tenkitler üzerine “ne var bunda” tavrı koymuştu!

* * *

Fikirler yelpazesinde Akaydın’ın laik, pozitivist, evrenselci kozmopolit dalında yer alan başka bir ekip de TMMOB yönetimi. TMMOB, kanunla kurulmuş bir meslek örgütümüzdür. Geçtiğimiz bahar aylarında yaptıkları Genel Kurulda bazı kararları görüşüp kabul etmeye vakit kalmayınca olağanüstü genel kurul yapmaya karar vermişlerdi. Eylül ayında topladıkları bu olağanüstü genel kurulda isimlerindeki Türk sözünü Türkiye olarak değiştirme kararını kabul etmişler, Yönetim Kurulunu bunun için gerekli girişimlerde bulunmaya davet etmişler. Gerekçeleri de hiçbir tevile kapı aralamıyor: “çeşitli etnik grupların, inançların yaşadığı ülkede kimseyi dışlamamak, herkesi temsil etmek durumunda oldukları” için bu kararı almışlar; yani Türk Mimar ve Mühendis Odaları Birliği ismi sadece Türkleri kapıyor; oysa kuruluş Türk olmayanları da kapsamak durumunda. Sevsinler e mi? Kanun değişikliğini gerçekleştirebilirlerse, az bir zaman sonra isimdeki Türkiye ifadesinin değişmesini isteyecekler; gerekçelerini de tahmin etmek zor değil: “Türkiye, Türklerin ülkesi demektir. Oysa bu ülkede çeşitli etnik gruplar yaşıyor; onun için Türkiye yerine bu grupların hepsini içine alan bir değişiklik yapmayı uygun gördük.

TMMOB, 1954 yılında çıkan 6235 sayılı kanunla kurulmuş tüzel kişiliğe sahip bir meslek kuruluşudur; 1983 yılında yapılan değişiklikle kamu kurumu niteliği kazanmıştır.

* * *

Türklüğe kültürel bir kimlik olarak karşı çıkan aydın taifesi aslında bir biriyle kıyasıya vuruşan iki kutuptur. İki tipik örneğini ele aldığımız yukarıdaki kafa yapısı ve bunların tam karşıtları, “Türklüğü”, batıcı - gardrop milliyetçiliğinin etkisiyle dar bir etnik kimlik olarak algılıyor. Osmanlı bakiyesi yansımaları da zaten batıcı anlayışın bir gereği olarak reddettikleri için Türklüğü çok daha fazlasını ihata eden bir kimlik olarak algılayamıyorlar. Bu da Türkçe konuşanlar dışındaki etnik grupları Türklüğün dışında saymalarına yol açıyor.
Bunlara karşı, Süleyman Seyfi Öğün’ün şu sözleri bir cevap oluşturur sanırım (S.S. Öğün, “Türklüğün Derin Anlamı Üzerine Düşünmek”, 22 Ağustos 2010 tarihli Zaman Gazetesi):

Eski Osmanlı mülkünden çok sayıda devlet türedi. Bunlar cümlesiyle pagan devletlerdir. Savaşarak var olmuşlardır. Modern dünyadaki varoluşları da savaşlar üzerinden olacaktır. En sakin duran bile bütçesinin ağırlıklı bir kısmını "kapıdaki" muhtemel savaşa hazırlanmak için kullanacaktır.

Bu coğrafyada hakkını teslim etmek gerekir ki, paganlaşmamakta en fazla direnen Türklük olmuştur. Hazin olan bu direnişin boşa çıkması ve var olabilmek için paganlaşmadan başka bir yolun kalmamasıdır.

Daha hazin olan Türklük kavramının doğrudan bir paganlaşmanın ürünü olmamasıdır. Bu kavramın bir etnik mahiyeti olduğu çok aşikârdır. Ama kadim dünyada tedavülde olan Türklük, bu etnikliğe indirgenemeyecek o kadar çok şeyi haviydi ki, pagan dünyaya özgü bir tek dereceli bir bağ olarak sınırlandırılması ancak bütün bu kültür katmanlarını ihmal etmek pahasına yapılabilir. Türk, etniklik anlamında Türklüğe indirgenemeyecek o kadar çok şeyi ihtiva ediyordu ki... Türk demek Şarklı demekti. Türk demek aynı zamanda Müslüman demekti. Daha da ileri gidelim. Tarihçi İlber Ortaylı'nın Tarih Toplum Dergisi'nde eski zaman gezginlerinin anılarında Rumların ve pek çok gayrimüslim anasırın Türk olarak nitelendiğini gösteren önemli bir yazısını hatırlıyorum.

Osmanlı İmparatorluğu, kendisini Türk olarak tanımlamayan bir Türk imparatorluğudur dersek yanılmış olmayız. Bu imparatorluğun baskın, egemen ve seçkin dili -yine adı Türkçe olmayan bir- Türkçeydi. Daha önemli olan dış dünyanın algısıydı. Osmanlı İmparatorluğu daima bir Türk imparatorluğu, Osmanlı sultanları da Türk sultanlar olarak anıldı.

Paganlığa dönüş salgını, Türk kavramının tarihsel katmanlarını kazıdı ve onu önce siyasal, daha sonra da etnik anlamda yalnızlaştırdı. Türk kavramı paganlaştırıldı. Uygarlaşma, çağdaşlaşma olarak konulan hedefler bu kültürel yoksullaşmayı ve yalnızlaşmayı telafi edici sonuçlar sağlamadı. Tam tersine, yine paganlaşmaya hizmet etti ve son tahlilde tüketim odağında bir neo-paganizme dönüştü.
Türkiye'nin Ortadoğu'da artan etkisi, Türk kavramını yeniden nasıl üreteceğimizle ilişkili. Eğer pagan anlamında ısrar edersek karşıt paganlıklarla savaş içinde bir Türklük kalır elimizde. Eğer, Türklüğün, asimilasyoncu olmayan, "parçaların şahsiyetine sadık bir birliği" ifade eden; kuşatıcı, kapsayıcı, içerici tarihsel derinliklerini görüp, buradan ilham alan bir Türklüğü geliştirebilirsek durum çok farklı olur. Pagan cinnetlerin cenderesindeki Ortadoğu'da ihtiyaç duyulan barış biraz da buna bağlı gözüküyor.

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü