Türk Dünyası Yardım Kampanyası

Peygamber Yaş Toyu

25 Mayıs 2010
Orhan K. TÜRKER

Rivayetler arasında en çok tekrar edilen tarihlere göre peygamber efendimiz (S.A.V) milâdi takvimle 20 Nisan 571’de doğmuş, 8 Haziran 632’de vefat etmiştir. Kameri-hicri takvime göre de 12 Rebiyülevvel 571’de doğmuş, 63 yıl sonra da 13 Rebiyülevvel’de vefat etmişlerdir.

Türkistan coğrafyasında, Hoca Ahmet Yesevi Hazretlerinin 63 yaşında “Mustafa’ya matem tutup yere girme” menkıbesinden mülhem, “Peygamber Yaş Toyu” halen de yaygın olarak uygulanmaktadır. Hicri 63 yerine soydaşlarımız miladi 63 yaşına geldiklerinde eşi dostu çağırıp birlikte aş yiyip, Kur’an okuyup, dua etmektedirler.

Batı Türkistan’da 5 cumhuriyette (Türkmenistan, Özbekistan, Kırgızistan, Kazakistan ve Tacikistan) ve Doğu Türkistan’da Uygur kardeşlerimiz arasında oldukça yaygın olan bu gelenek Türkiye, Ortadoğu ve Balkan Müslümanlarında yoktur. Bunun sebebi, Hoca Ahmet Yesevi Hazretlerinin o coğrafyadaki etkisidir. Hoca Ahmet Yesevi Hazretlerine daha sağlıklarında Piri Türkistan, Hazreti Türkistan, Türkistan Baba denildiği düşünülürse ona bağlılığın ve saygının Türkistan coğrafyasında bu kadar yoğun ve yaygın olması normal kabul edilebilir. Buna karşılık Türkiye’de, Balkanlarda efendimize naatlar yazılmıştır, Mevlit kandilleri her sene coşkuyla kutlana gelmiştir.

Bütün bunları niçin mi anlatıyorum? Çünkü ben peygamber yaşına yetiştim. 24 Mayıs 2010 itibarıyla 61 yıl 49 gün yaşadım. Onun için Allah’a şükrediyorum. “Ben Muhammed’im, Ben Ahmed’im, ben rahmet peygamberiyim” diyen efendimizi bize gönderdiği için, O’na Kur’an-ı vahiy ettiği için Allah’a hamd ü senalar ediyorum.

Bu yaştan sonra daha bir dikkatli olacağım. Efendimize matem tutup yere girmek günümüz şartlarında benim yapabileceğim bir iş değil ama daha iyi Müslüman olmaya, efendimizin sünnetine daha çok uymaya gayret edeceğim.

Allah’ın emirlerine cahilcesine, kör bir gururla isyan edenler hariç, kalbini kırdığımı, kendisine haksızlık yaptığımı düşünen herkesten helâllik diliyorum; hakkım geçen kim varsa onlara da hakkımı helâl ediyorum.

Daha iyi Müslüman olmak”, yani selâm üzere olmak, barış ve huzur içinde, esenlik içinde olmak. Onun için her işe besmeleyle başlayacağım. Süleyman Çelebi Mevldine besmeleyle başlıyor:

Allâh adın zikredelim evvela
Vacib oldu cümle işte her kula

Allâh adın her kim ol evvel anâ
Her işi âsan eder Allâh anâ


Allâh adı olsa her işin önü
Hergiz ebter olmaya anın sonu

Bir kez Allâh dese şevkile lisan
Dökülür cümle günah misli hazan

Yesevi baba da Hikmetlerine besmeleyle başlıyor:

Bismillâh dep beyan eyley hikmet aytıp
Taliplerge dürr ü güher saçtım mena

Yunus, ders aldığı büyüklerinin yolundan gitmez mi?

Sensin Kerîm sensin Rahîm
Allâh sana sundum elim

Senden artık yoktur umum

Allâh sana sundum elim

Allah onlardan ve her işe besmeleyle başlamayı bize öğreten cümle büyüklerden razı olsun. Ne zaman “Allah razı olsun” sözünü işitsem, “Allah’ın selâmı üzerine olsun” sözünü hatırlarım. Selam sözü de aklıma esenlik, selamet, barış ve huzur getirir. Her farz namazından sonra “Allahümme entes Selam ve min kes Selâm” diye yaptığımız duada “Allah’ım sen selâmsın, Selâm sendendir” diyoruz. Yunus suresinin 25. ayetinde de “Allah Selâm yurduna çağırır ve dilediğini doğru yola ulaştırır” buyuruluyor. Selâm yurdu, yani cennet...

Selâm yurdu, cennet deyince de aklıma hep aydınlık geliyor. İyilikle kötülüğü karşılaştıranlar aydınlıkla karanlığa teşbih yapmışlardır. Kur’an’da da böyledir. Nur suresinde “Allah, göklerin ve yerin nurudur” buyurulur ve o nuru anlamamız için “içinde yanan bir lamba olan bir cam” benzetmesi yapılır. O cam sanki uzaktan “parlayan bir yıldızdır”.

Esenlık, huzur ve barış dolu bir gönül düşünün; huzura ermiş, teslim olmuş bir nefis... Aydınlıktan başka ne benzetmesi yapılabilir ki? Tersine öfkenin, kin ve garezin kararttığı, huzursuz ettiği, içi içine sığmayan bir nefis, bunu da en güzel tanımlayacak söz karanlık değil mi?

Allah’ım bizi aydınlığınla kuşat. Kalbimizden kin ve garezi, öfkeyi uzaklaştır. Bizi bu dünyada selâm üzre yaşat. Öbür dünyada da selâm yurdu olan cennetine koy. Sana sığındık Rabbimiz. Dostlarımızla, zürriyetimizle bizi esenlik içinde yaşat. Kalbimizi nurunla aydınlat. Bütün bu nimetleri bize gönderdiğin efendimizi (S.A.V) de bizden hoşnut eyle. O’nu bize şefaatçi eyle.

Yunus’un münacatıyla doldur iç dünyamızı:

Canım kurban olsun senin yoluna,
Adı güzel, kendi güzel Muhammed,
Şefâat eyle bu kemter kuluna,
Adı güzel, kendi güzel Muhammed

Mü'min olanların çoktur cefâsı,
Ahirette olur zevk-u sefâsı,
On sekiz bin âlemin Mustafâ'sı,
Adı güzel, kendi güzel Muhammed

Yedi kat gökleri seyrân eyleyen,
Kûrsûn üstünde cevlân eyleyen.
Mi'râcda ümmetin Hak’dan dileyen,
Adı güzel, kendi güzel Muhammed

Ol çâriyâr anın gökler yâridir,
Anı seven günahlardan beridir,
On sekiz bin âlemin serveridir,
Adı güzel, kendi güzel Muhammed

Aşık Yunus neyler iki cihânı sensiz,
Sen Hak Peygambersin şeksiz, gümânsız
Sana uymayanlar gider imânsız,
Adı güzel, kendi güzel Muhammed.

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü