Türk Dünyası Yardım Kampanyası

İrfan Öğretmenin Sohbetleri Asıl Ayakaltına Alınması Gereken Şey Kibirdir

07 Nisan 2013

İrfan öğretmen gelmiş, avluda cemaatten birkaç kişiyle sohbet ediyordu. Ezanın okunmasına daha 10 dakika vardı. Derken Hasan da öbür kapıdan avluya girdi. İkimiz aynı anda İrfan öğretmenin oturduğu kanepeye varmıştık.

- “Selamün aleyküm İrfan hocam, arkadaşlar

Aleykümselâm, Orhan kardeş hoş geldin

Hasan da selâmlaşmaya katıldı. Cuma günü son dersten çıkınca yine anlaşmış ve Pazar günü öğlen namazını camide birlikte kılmaya karar vermiştik üçümüz. Böyle arada gelirdik bu camiye, çünkü imamını çok seviyorduk. Hasan’ın hemşerisi idi; Siirt’in Kurtalan ilçesinin bir köyündendiler. Hatta uzaktan akraba olduklarını da söylemişti Hasan. Abdüssamed Hoca, Türkçeyi askerde öğrenmişti. İlk tahsilini, bulunduğu köyün yakınındaki bir medresede yapmış, Arapça, Kur’an, Hadis, Fıkıh, Tefsir çalışmıştı. Askerden sonra da azmetmiş, ilk ve ortaokulu, İmam hatip Okulunu dışarıdan bitirmiş, Siirt müftülüğüne İmam-Hatip olmak için başvurmuştu. Diyanetin açtığı yazılı ve sözlü sınavları kazanmış, o zaman Adana’nın ilçesi olan Kadirlinin Yalnız dut köyüne tayin edilmişti. Birkaç köyde dolaştıktan sonra üç dört yıl Kadirli merkezde çalışmış, sonra da üniversite sınavını kazanan büyük oğlunun peşi sıra buraya gelmişti. Ertesi yıl, ikinci oğlu da üniversiteye başlamıştı. Hoca “dört oğlum, üç kızım var” diye biraz da övünerek bahsederdi çocuklarından. Övünmesi, hem çok oluşlarından hem de hepsinin okuyor olmasındandı.

Namazdan sonra mutad üzere, Hoca bizi kendi odasına, çay içmeye davet etti. Hocanın odası, camiden çıkınca, hemen solda, minarenin kapısına varmadan önceydi. Kahramanmaraş’ta cami imamının odası, genellikle, avluda hücre tabir edilen müstakil bir yapıydı. Burada ise, cami binasının içinde ve genellikle batı tarafta, minarenin girişinden hemen önceydi.

Üçümüz dışında kimse gelmemişti sohbete. Hoca “hoş geldiniz. İrfan hocam hal hatır sormadan hemen şu çayı koyayım, sonra sohbet edelim” diyerek hazır olan çayı ikram etmek üzere çaydanlığa davrandı. Hasan fırladı yerinden ve hocadan önce çaydanlığı kaptı, “hocam müsaadenizle bu görev bana düşer” dedi. Hoca hazırlığını yapmıştı. Çaylarımız bardaklara kondu, tabağa konmuş olan bisküvi ortaya sürüldü. Şekerler atıldı. Çaydan ilk yudumu almıştım ki Abdüssamed hocanın sorusuyla sohbet başladı:

- Nasılsınız? İrfan hocam ikinci torun geliyor mu? Nasıl haberler?

İyiler hocam. Çok şükür, sanırım toruna daha bir buçuk ay var; geçen gün hanım öyle söylüyordu.

- Siz nasılsınız Orhan Bey evlâdım?

Sağ olun Samet hocam, çok şükür iyiyiz.

Dedim ama yine aynı hatayı yapmıştım, düzeltmeye teşebbüs ettim:

Af edersiniz Abdüssamed hocam. Hep bu hatayı yapıyorum. İsminizin eksik söylenmesine itiraz ediyorsunuz, sonra da ben hep aynı hatayı yapıyorum. Hakkınızı helâl edin hocam.

- Yok, evlâdım helâl olsun da, ben “Samet’in kulu” anlamındaki ismimden ziyadesiyle memnunum. Samet denince Allah’ın bir güzel ismiyle hitap edilmiş oluyorum ve günaha girmiş olmaktan korkuyorum, haksız mıyım İrfan hocam?

Bu meseleyi daha önce tartıştığımız için uzatmayalım hocam ama bakın bugün biraz daha hoşgörülü davrandınız. Size hak veriyorum ama siz de size Samet diye hitap edilmesinden o kadar rahatsız olmayın. Siz Allah’ın Samet olmasıyla yaratılmışın Samet olması arasındaki farkı biliyorsunuz nasıl olsa. Size böyle hitap eden de hâşâ size Allah’ın ismini söylemek için değil belki daha kolay olduğu için öyle söylüyordur.

İrfan hocanın tahmini benim için doğruydu. Ama Hasan bu fırsatı kaçırır mı hiç? Hemen lâfa girdi:

- Hocam bu Orhan böyledir işte, Kur’an kursuna filân da gitmediği için Arapça sözleri telâffuz edemez, Batı Anadolu’nun insanı işte, bu yine namazını kılıyor, çoğu alevi zaten bunların.

Camide bile rahat durmuyor, kaşınıyorsun ya neyse ben edebimi muhafaza edeyim. Sen sanki çok iyi konuşuyorsun da… Kibrinden yanına yaklaşılmıyor.

- Kibir? Allah esirgesin. Ben ne dedim de şimdi kibirle suçlanıyorum Abdüssamed hocam?

Karşısındakini küçümsemek de kibir işaretidir. Efendimizin şiddetle kınadığı bir cahiliye dönemi davranışıydı bu başkalarına tepeden bakma. Onun için Kur’an-ı Kerim’de ayetler, efendimizin hadisleri vardır. Üstünlük takvadadır, bir kelimeyi doğru telâffuz etmekle insan Allah katında, edemeyenden daha üstün olmaz.

- Hocam başbakan da “her çeşit milliyetçilik ayaklarımın altındadır” derken bunu kast etti galiba?

Hasan evlâdım benim aklım o kadarına ermez. O işlerde ben de İrfan öğretmenin fikrini, merak eder ve saygı duyarım. İrfan hocam siz ne diyorsunuz bu Hasan evlâdımın sorusuna?

- Hocam “her çeşit milliyetçilik ayaklarımın altında” demekle, başbakan “insanlar Allah indinde milliyetlerine göre sıralanmaz” demek isteseydi bunu böylece söyleyip, milliyetçileri rencide etmeden de meramını ifade edebilirdi. Burada kastı bence, efendimizin veda hutbesindeki ifadeyi kullandığına göre, “İslâm’da milliyetçilik yoktur” demek istedi ki bu da bence doğru değildir. Milliyetçiliğin dinen yanlış olduğunu söylemek için biraz tarih bilmek, epeyce din bilmek biraz da çeşitli milliyetçilikleri bilmek gerekir.

Merakımı yenemedim ve söze girdim:

İslâm’ın intişar ettiği yıllarda, efendimiz zamanında, asr-ı saadet dönemimde bugünkü modern anlamda milliyetçilikten bahsetmek mümkün müydü ki hocam?

- İrfan hocam, Orhan beyin sorusu önemlidir. Kavmiyetçilik, aşiret taassubu, soy sopla övünme Kureyş’te ve o zaman ki Arap kabilelerinde çok yaygın bir davranış biçimiydi. Hatta Hz. Ali’yle Muaviye arasındaki mücadelenin bile, böyle bir aile asabiyetine dayandığı söylenir. Galip geldikleri bir savaştan sonra Muaviye’nin oğlu Yezid, “işte şimdi Bedir’in intikamını aldık”. Efendimizin veda hutbesinde “ayaklarımın altına aldım” dediği adetler bu çeşit davranış biçimleriydi.

Hocam dilinize sağlık, yani kibir, hangi sebepten kaynaklanırsa kaynaklansın peygamber efendimizin hoş görmediği bir şey?.. İster soy sopla böbürlenmek, ister zenginlikle, ister oğlan çocuğunun sayısıyla, ister Alamn ırkına mensup olmakla, ister fıkıh bilgisinde derya olmakla, ister güzel Kur’an okumakla ne ile övünürsen o efendimizin kınadığı bir davranış biçimidir öyle mi hocam?

- Evet, İrfan hocam doğru ifade buyurdunuz, güzel örnekler verdiniz.

O zaman ben de başbakana dersem ki, “sen önce kendi kibrini ayaklarının altına al, daha doğrusu tasavvufun iki adımlık o güzelim öğretisindeki ilk adımı at, ikincisi kendiliğinden gelir.”

- Hocam cami burası, devlet ricalinin aleyhine konuşmak doğru olmaz. Ama devlet ricaline de o düsturu hatırlamakta bir besi yoktur. İrfan hocanın dediği düsturunu anladınız mı kardeşlerim?

Hasan da ben de “nedir?” der gibi bakıyorduk Abdüssamet hocaya

Arkadaşlar, bir köy ağası bir şeyhin methini işitmiş, “şöyle büyük, böyle maneviyat ehli, gelenlere bir dua ediyor adamları tövbe ediyor, zinakârlar, alkolikler, kumarbazlar iptilâdan kurtuluyor. Merak etmiş ağa, şeyhe gitmiş sormuş “şeyhim sen bu mertebelere nasıl çıktın. Hangi yollardan geçtin, ne ibadetler ettin de bu mesafeye geldin?” Şeyh bakmış adamcağıza, ne desin?   “Ağa” demiş, “çok değil, iki adım attım. Birincisinde nefsimin üzerine bastım, ikincisinde bu mertebeye geldim.” Kibir ehli de kendi kibrini ayaklarının altına almadan, Allah’ın rızasına nail olamaz.

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü