Türk Dünyası Yardım Kampanyası

İrfan Öğretmenin Sohbetleri: Son Yolsuzluk Olayları Üzerine...

05 Ocak 2014

İrfan öğretmen merdivenlerden ağır ağır çıkıyordu. Arkasından yetiştim:

“Selamün aleyküm İrfan hocam, nasılsınız”

“Aleykümselâm, Orhan kardeş. Nasıl olalım görüyorsun işte. Eskiden üçer beşer koşarak çıktığım merdivenlerde şimdi zorlanıyorum.”

“Hocam Allah sıhhat afiyet versin. Bu yaşta maşallah iyisiniz yine.”

“Şükürler olsun Rabbime. Beterin beteri var. Hiç olmazsa nefes nefese kalmıyorum.”

Bir müddet sessiz çıktık. İrfan öğretmeni konuşmamız sanki canlandırmıştı. Öğretmenler odasının bulunduğu ikinci kata çıktığında ben bir kaç basamak geride kalmıştım ve nefes nefeseydim.

“Hocam siz sızlanmayı bırakın da nasıl bu kadar zinde kalabildiniz. Merdivenleri benden önce çıktınız. Aramızda yirmi yaş var. Nefesiniz benimkinden daha iyi. Nedir bu işin sırrı?”

“Orhan bey kardeşim, çok konuşma da, nazarın değmesin, maşallah de. Sigara içmem. Alkollü içki içmem. Düzenli bir hayat yaşarım; evden okula, okuldan eve. Arada bir sinemaya, tiyatroya gideriz hanımla. Ha bir de pazar günleri seninle mahalledeki camiye gideriz. Namazımı ihmal etmem, bire de sporumu. Bak bu yaşta haftada üç bazan dört defa sporumu yaparım.”

“Yüzüyosunuz değil mi hocam?”

“Kış günü sık yüzmüyorum, üşütmekten korkuyorum. Şimdi yüzmeye haftada bir gidiyorum. Diğer iki, bazen üç seferde de koşuyor, biraz ağırlık çalışıyor ve kültür fizik yapıyorum. Kış boyunca böyle devam edecek inşallah.”

Kapıyı açtım, hocaya yol verdim, arkasından ben de içeri girdim. Herkes gelmişti. Selâmlaştık. Müdür bey de öğretmenler odasındaydı. İkimiz de müdür beye “hayırdır, ne işiniz var” dercesine merakla bakmış olmalıyız ki,

“İrfan hocam” dedi, “bu Neslihan hocanım kızımız yeni geldi ya, biraz yalnız olmadığını hissettirmek istedim, onun için geldim”

“İyi etmişsiniz hoş geldiniz de yalnız değil ki, biz varız ya? Yorulmasanız da olurdu.”

“Ben de size emanet edeyim istedim hocam. Neslihan hanım, bu İrfan bey hepimizin büyüğüdür. Sıkıntın olduğu zaman hiç çekinme kendisine söyle. Elinden geleni yapar.”

“Aziz müdürüm, estağfurullah. Bunları siz söylemeden de yaparız biliyorsunuz. Kızım ne derdin var da Müdür beyi alıp geldin. Bize söyleseydin olmaz mıydı?”

Neslihan hocanım biraz sıkılmış gibiydi:

“Geçen tanıştığımızda, şey, yani biraz sert konuştunuz da hocam...”

“Eeee, sen de gidip müdüre şikâyet ettin öyle mi?”

Müdür bey araya girdi:

“Yok hocam şikâyet denmez de, kızımız biraz üzülmüş.. Gelip anlatınca ben de sizi yanlış tanıdığını, aslında çok iyi bir öğretmen ve insan olduğunuzu anlattım ve bizzat kendim gelip de yanlış anlamayı düzelteyim istedim. Gençtir, biraz asabi konuştuğu, sizi üzdüğü anlaşılıyor.”

Neslihan hocanım alı al, moru mor izin istedi: “Çok affedersiniz Müdür bey. Benim dersim var çıkmak zorundayım. Ben size soruşturma açmanızı talep ettiğim için gelmiştim ama siz oralı değilsiniz. Ben de İlçe Milli Eğitim Müdürlüğüne giderim” dedi ve Öğretmenler Odasını yine ilk geldiği zamanki gibi bir çalımla terkedip dersine gitti.

Müdür bey de herkes gibi şaşırmıştı ama idareciliğin verdiği rahatlık ve yılların kazandırdığı tecrübeyle çabuk toparlandı: “Allah’tan hayırlısı... ‘Kızım burası sıradan bir kurum değil; okul. Her okul gibi burada öğretmenler arasında bir aile ortamı oluşturmaya çalışıyoruz. İrfan bey bildiğin öğretmenlerden değil; sana sert konuştuysa boşuna değildir, hak etmişsindir. Boş ver soruşturmayı falan da yarın gel, öğretmenler odasına birlikte gidip işi tatlıya bağlayalım’ dedim ve sabah da ondan önce geldim.”

İrfan öğretmen de beklemediği bir durumla karşılaşmanın verdiği sersemlikle konuştu: “Müdür bey ne diyeyim bilmem ki... Siz yorulmasaydınız. Biz bunun gibi toy çocuklarla çok karşılaştık. Zamanla olgunlaşır. Ben de biraz sert konuşmuş olabilirim. İstiyorsa soruşturma da açın, soruşturma açmamak yüzünden siz de zor durumda kalabilirsiniz...”

“Yahu hocam bak şimdi beni üzüyorsun işte. Hem diyorsun ki toy çocuk zamanla olgunlaşır. Hem de diyorsun ki soruşturma filan. Bırak hocam Allah aşkına...”

“İlçe Milli Eğitime giderim filan dedi de...”

“Nereye giderse gitsin. Aslında arkası güçlü ama memlekette örf adet diye bir şeyler var. Her tartışmanın sonu soruşturmayla biterse evin yolu yiter, eğitim filan yapamayız. Sen onlara takma da hocam ne diyorsun şu son olaylara?”

İrfan öğretmen dalgın sordu: “Hangi olaylar Müdür bey?”

“Hocam bırak artık şu toy öğretmeni de, bu tarafa gel. Son olaylar diyorum, hani şu yolsuzluk, para sayma makinası falan.. Hocanın duası, şey bedduası...”

“ Ne diyeyim müdür bey, Yüzüklerin Efendisi var ya hani okudunuz mu bilmem, Tolkien’in meşhur romanı... Filmi de çevrilmişti.”

Müdür bey ne kitabı okumuş, ne de filmi seyretmişti: “Hocam başını kaşımaya vaktin var mı diye sorsana, ne kitabı ne sineması?”

“Ben okudum” dedim, “Üç filmden ikisini, yüzük kardeşliği ile kralın dönüşünü de seyrettim.”

Neriman öğretmen de heyecanla, “ben üç filmi de izledim. Çok güzeldi” dedi, “Hobbitler, canım küçük varlıklar!”

“Evet işte o Hobbitlerin saydığı sevdiği manevi güçleri de olan Gandalf ile karanlık tarafın manevi lideri Saruman nasıl aynı kaynaklardan beslenerek güçlerini kazandıkları halde birisi iyi, diğeri kötü oldu ise işte şimdi de manzara bunu hatırlatıyor. Ama kim iyi kim kötü onu ayırt edemiyorsunuz, daha doğrusu bu romanın iyi kahramanı yok gibi...”

Aykut da söze girdi: “İrfan hocam teşbihte hata olmaz demişler ama, Yüzüklerin efendisindeki tiplemeler bana Birinci Dünya savaşını yaşamış insanlığın, İkinci Dünya harbine gidişini ve İkinci Dünya harbini anlatıyor gibi gelmişti. Burada aynı ülke içindeki hakimiyet mücadelesi söz konusu...”

“Aykut evlâdım, Tolkien’in kullandığı tarz, Ezop’tan beri süregelen, bizde de Dedekorkut hikâyelerinde, halk masallarında rastlanan epik türde bir tiplemedir. Semboller her duruma teşbih edilebilir. Evet doğrudur, karanlık taraf doğuda; tarihin hangi dönemine teşbih yaptığına bağlı olarak Almanlar, Moğollar, Hunlar olabilir; iyi taraf batıdadır, Elfler İngilizler veya Amerikalılar, Hobbitler batı Avrupa’daki Fransız veya Flamanlar, İnsanlar da Ruslar, Macarlar veya diğerleri olabilir. Veya sen başka bir bakış açısıyla, tarihin ilgilendiğin dönemine ilişkin benzetmeler yapabilirsin. Karanlık taraf komünizm, aydınlık taraf da hür batı dünyası olabilir. Veya sosyalist bir arkadaşımızdır benzetmeleri tam tersine yapabilir. Ben haberleri duyduğum zaman birden aklıma Yüzüklerin efendisi geldi. Yalnız beddua eden hoca Gandalf mı idi, Saruman mı idi onu bilemedim.”

Müdür bey söze girdi, içtenlikle, “hocam ne olacak bu işin sonu? Güvendiğimiz dağlara kar yağıyor. Biz ne ümitlerle bu iktidara oy verdik. Tarafımı burada hiç kimseden saklamadım. İşin siyasi rekabet, mücadele kısmı bir tarafa ama beytülmalden zimete para geçirmek değil midir şu görünenler?”

Hasan söze hiç girmiyordu ama galiba dayanamadı, “Müdür bey iyi de, beytülmal yok ki ortada, ortada dolaşan paralar devletin veya kamunun değil ki, biri vermiş, öbürü almış, devletin parası değil yani...”

İrfan öğretmen dayanamadı yine, “yahu Hasan, hırsızın hiç mi suçu yok? Sen kimden yanasın? Yetimin hakkı yok mu? Zimmete geçen para devletin olsun olmasın ne değişir? Biri verip öbürü olınca rüşvet olmuyor mu? Ha diyebilirsin ki, hocam cami için, Makedonya için, dersaneler için bağış... Kardeşim “o ihaleyi alabilmen için şuraya şu bağışı yapman lazım” denilmesi mübah sayılıyorsa o ipin ucunu bulamazsın gittiği yere kadar gider.”

Müdür beyin morali çok bozulmuştu: “Desene hocam. Bu iş bittti. ‘Türkiye bölgesel güç oluyor, 10 sene sonra dünyanın en büyük onuncu ekonomik gücüyüz” gibi hülyalar bitti, rüyadan uyandık. Çoğu zaman rüya kâbus olur, gerçeğe dönüp ferahlarız. Şimdi güzel rüyadan kabus gerçeğe uyandık yani...”

İrfan öğretmen sakindi, “Üzülmeyiniz Müdür bey, ümitsizlik bizim harcımız değildir. Her gecenin bir zevali vardır, elbette güneş doğacak. Yarınlara ben güvenle baıyorum. Yeter ki bu gençler şu olanlardan ders alsınlar; azm ü cehd ü karar edip, “ben bir gün bakan olursam ceketimle gelip ceketimle gideceğim. Çoluk çocuğun boğazından zerre miktarınca haram lokma geçirmeyeceğim. Fakirin, yetimin, garibin hakkını gözeteceğim” desinler. Allah’tan ümit kesilmez, içimizden, çocuklarımızdan pırıl pırıl bir nesil gelecek ve bu Anadolu semalarına yine bir Selçuklu kartalı yükselecek. Meyus olmayınız.”

Odacı geldi, müdür beyin ziyaretçileri gelmişti..

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü