Türk Dünyası Yardım Kampanyası

Darbe mi; Ekmek mi?

15 Nisan 2010
Pamir BATUR

Yedi yaşındaydım, sabah kahvaltısı için ekmek almaya göndermişti annem. Evimize yakın olan bakkala gitmek için ana caddeye çıkmış, çocukluğumun o neşeli tavırlarıyla bir sağa bir sola bakarak bakkala doğru ilerliyordum. Yalnız bir gariplik vardı caddede. Cadde diyorsam da aslında bahsettiğim yer, Yozgat–Kayseri yolunun ilçemizden geçen kısmıydı, yani oldukça yoğun bir yoldu ama o sabah tek bir araba dahi görmemiştim. Üstüne üstlük bir tek insan dahi çıkmamıştı karşıma, ta ki bakkala yaklaştığım anda karşıma çıkan asker abiye kadar. Nereye gittiğimi sordu, ‘ekmek almaya’ dedim. Sonra bana döndü ve “doğru eve dön, çünkü sıkıyönetim ilan edildi” dedi. Ekmeği de alamadan koşar adım eve döndüm.

Bu çocukluk hatıram, 12 Eylül 1980 askeri darbesiyle ilk tanışma anımdı. O gün eve geldikten sonra hatırladığım en net olay, asker abinin bana söylediği “sıkıyönetim ilan edildi” sözüydü ve sıkıyönetimin o çocuk aklımla iyi bir şey olmadığını düşünmemdi. Çünkü sıkıyönetim denen şey her neyse, evimizin ekmeğini almama engel olmuştu.

Ne zaman 80 ihtilali dense, 82 anayasası değişikliği dense hemen yukarıdaki çocukluk hatıram aklıma gelir. Hele şu günlerde bütün gündemin bununla ilgili olduğunu düşünürsek her daim bunu düşündüğümü ifade edebilirim. Bir de 80 ihtilali ile tanışmaları ölümle sonuçlanan ve hayatta kalanlarının da çoğu travmalara maruz kalmış büyüklerim geliverir aklıma ve onların anlattıkları, çektikleri acılarla ilişkili okuduklarım. Şöyle düşünürüm: Keşke onlar da sadece evlerine ekmek götürememiş olsalardı. Maalesef öyle olmadı; onlar yaşadıklarını, maruz kaldıkları işkenceleri, çektikleri acıları hiçbir zaman unutamayacaklar. Ne zaman konuşulsa gözyaşlarını tutamayacaklar, tutabilenler kalbine akıtacaklar gözyaşlarını.

Anayasa değişikliği bu ülkenin en öncelikli konusu olmalıydı. Yıllardır birçok maddesi değiştirilmesine rağmen hiçbir zaman tam anlamıyla köklü bir reform yapılamadı. Bugüne kadar Anayasa'da yapılan 16 ayrı değişiklik, hep farklı konuları içeren paketler halinde gündeme geldi. 1982'de yürürlüğe giren anayasada, şimdiye kadar toplam 83 madde, belirli oranda değişti. Hükümet partisince hazırlanan son paket ise bugüne kadar gündeme gelen en önemli ve kapsamlı değişiklik projelerinden birini teşkil ediyor.

Anayasa'daki ilk değişiklik 1987'de yapılan referandumla siyasi yasakların kaldırılmasıydı. Akabinde ANAP döneminde 4, DYP-SHP döneminde 15, DSP-MHP-ANAP döneminde 37, AKP döneminde ise 27 maddede değişiklik yapıldı. AKP döneminde yapılan ilk önemli değişiklik 2004 yılında oldu. 9 maddeden oluşan ve CHP'nin de desteğini alan paket, Anayasa'nın 10, 15, 17, 30, 38, 87, 90, 131 ve 160. maddelerini içeriyordu. Bu kapsamda, ölüm cezasının Anayasa'dan tamamen çıkarılması, kadın-erkek eşitliği, temel hak ve özgürlükler, YÖK'ün yapısı, DGM'lerin kaldırılması, Sayıştay'ın TSK'nın elindeki devlet mallarını denetlemesi gibi konularda düzenlemeler yapıldı.

2007 yılında cumhurbaşkanlığı ve genel seçim sürelerini düzenleyen bir diğer önemli değişiklik ise CHP'nin karşı çıkmasına karşın AKP ve ANAP’ın oylarıyla kabul edildi. Son olarak 9 Şubat 2008'de başörtülü öğrencilerin üniversitelere girebilmesine yönelik Anayasa'nın 10. ve 42. maddelerinde İktidar partisi ve MHP’nin ortak çalışmasıyla değişiklik yapıldı ancak Anayasa Mahkemesi kararıyla iptal edildi.

Özet olarak baktığımızda; bütün bu çabalara rağmen anayasanın gerçek anlamda milletin gerçek anayasası olması noktasına henüz gelemediğini görüyoruz. Bu konuda Mecliste bulunan partilerin anayasa değişikliğine verdiği tepkiler bu işin normal bir platformda tartışılamayacağını ortaya koymuştur. Bunun sebebi hem iktidar partisi hem de muhalefet partileridir. Partilerin anayasa değişikliği konusunda tek ortak noktaları anayasanın kesinlikle değişmesi gerektiğidir. Ancak buna rağmen hem CHP’nin hem de MHP’nin ortaya koyduğu tavır iktidar partisinin biraz daha güçlenmesinin yolunu açmaktan öteye gidememektedir.

İktidar partisinin, seçimlere yaklaşıldığı bir dönemde böyle bir değişiklik projesiyle ortaya çıkmakla ne murad ettiği tartışmalıdır. Hatta geçmiş icraatı ve “demokrasi” konusundaki samimiyetsiz ve tutarsız anlayışı düşünülecek olursa; bu paketin demokrasinin geliştirilmesini amaçlayan bir proje olmaktan ziyade; siyasi bir hamle, muhalif ve muarızlarına karşı girişilmiş bir savunma taktiği olduğu rahatlıkla söylenebilir. Buna rağmen, toplumdaki algılanışı itibariyle son tahlilde bu paket “darbe anayasasının değiştirilmesini amaçlayan ve bu yönüyle muhalefetin hareket alanını da son derece daraltan bir girişim niteliğindedir.

Son dönemde keskinleşen siyasi kamplaşmanın bir tarafını teşkil eden CHP’nin ve CHP zihniyetinin 82 Anayasasının oligarşik hiyerarşik anlayışının eseri olan hükümlerinin değiştirilmesine karşı direnç göstermesi, kendi açısından tutarlı ve anlaşılabilir bir şeydir. Değişiklik paketinin en önemli kısmını teşkil eden Anayasa Mahkemesi ve HSYK’nın yapısı ve üye seçimine ilişkin maddelerinin mevcut halinin muhafazasının, CHP için vazgeçilmez olduğu bilinmektedir. Zira CHP’nin iktidar partisine karşı yürüte geldiği muhalefet anlayışında, yüksek yargı organları “rejimin teminatı” olarak telakki edilmekte ve yüksek yargının mevcut yapısını düzenleyen hükümler bu açıdan “dokunulmaz” sayılmaktadır. Buna rağmen CHP, kamuoyundan yükselen tepkileri dikkate alarak başlangıçta sergilediği uzlaşmaz ve katı tutumu terk etme eğilimine girmiş, hiç olmazsa yüksek yargıya ilişkin maddelerin hariç tutulması kaydıyla değişiklik paketine destek vereceklerini söyleyerek, toplumda meydana gelen olumsuz imajını değiştirme arayışına yönelmiştir.

Bu tartışmalar içerisinde, tavrı ve ne yapmak istediği anlaşılamayan yegâne parti ise maalesef MHP’dir. Yıllardır Anayasanın önemli hükümleri üzerinde milletle yeni bir toplumsal sözleşme niteliğinde kapsamlı bir değişiklik istediğini ifade eden MHP’nin, son gelişmelerle birlikte bu konuda hazırlıksız olduğu ortaya çıkmıştır. İlk başlarda ifade edilen “Bu mecliste bir uzlaşma komisyonu kurulsun, değişiklik seçimlerden sonraki meclise bırakılsın” şeklinde özetlenebilecek tavır, toplumda beklenen ilgiyi ve desteği bulmamıştır. Akabinde bu meclisin gündemine getirilecek bir anayasa değişikliği paketine hiçbir şartta destek olunmayacağına dair giderek sertleşen tutum ise MHP’nin 82 Anayasasının değiştirilmesinde isteksiz olduğu yolunda bir imaj oluşmasına sebebiyet vermiştir.

Diğer yandan, 80 ihtilâlinin en büyük darbeyi vurduğu ve sempatizanlarının silindir gibi ezildiği Türk Milliyetçilerinin ve Ülkücülerin gök kubbesi olmuş MHP’nin darbe ürünü Anayasa’ya destek verir bir görüntü sergilemesi, Türk milliyetçilerinde ve milletin genelinde bir hayal kırıklığı yaratmıştır.

MHP’nin yapması gereken, iktidarın değişiklik paketine kayıtsız-şartsız destek vermesi değildir elbette. Öncelikle yapılması gereken, AKP-CHP mücadelesine dönüşen siyasi arenada, netameli konularda bu partilerden herhangi birine destek gibi algılanabilecek politikalardan uzak durmak, sadece kendi değerlerinden beslenen net bir anlayışı dillendirmektir. Keza, Anayasa değişikliği meselesinde MHP’nin, CHP’ninkine benzer “statükocu” bir tutum izlemesi için hiçbir mantıklı sebep bulunmamaktadır. MHP, AKP-CHP restleşmesinin yarattığı kamplaşmanın bir tarafında olmadığını göstermeli ve kendi Anayasa değişiklik taslağını toplumun ve diğer siyasi partilerin önüne koyabilmelidir.

“Bu meclis anayasayı değiştiremez” şeklindeki çıkış, toplumda destek bulması mümkün görünmediği gibi bu çıkış meclisin ve mecliste temsil edilen partilerin meşruiyetini de tartışmalı hale getirecek bir mahiyettedir. Öyle ki meclis sadece anayasa komisyonundan ibaret olmayıp, halen birçok komisyon MHP’li milletvekillerinin de katılımıyla her gün onlarca yasa taslağı üzerinde çalışmalarına devam etmekte ve Genel Kurul yasama faaliyetlerini sürdürmektedir.

Ayrıca, “değişiklik paketinin referandumda kabul edilmeyeceği” yolundaki beklenti ve inancın hiçbir sağlam temele dayanmadığı; aksine milletin büyük bölümünün, iktidar partisinin yürüteceği muhtemel popülist kampanyaların da etkisiyle, özellikle yüksek yargının yapısı hususunda yapacağı basit değerlendirmeler neticesinde ulaşacağı kanaatin etkisiyle, değişiklik teklifinin kabulü yolunda oy kullanacağını tahmin etmek hiç de zor olmasa gerektir.

Sonuç olarak bu toprakların ve milletin değerlerini en iyi şekilde temsil ve müdafaa mevkiinde olan MHP, CHP’nin yıllardır millete rağmen başarıyla(!) yürüttüğü kısır ve uzlaşmaz anlayışın bir benzerini sergilemekten kaçınmalı; Anayasa değişikliği konusunu ötelemekten ibaret politikasını gözden geçirmeli, 80 darbesinin mağduru ülkücülerin yüreğine su serpmenin bir vasıtası ve demokratik milliyetçilik anlayışının bir gereği olarak sağlam argümanlarla siyaset sahnesinde aktif bir rol üstlenmelidir.

Zira artık sağduyu sahibi olan ve bu topraklarda huzur içinde yaşamaktan başka bir niyeti olmayan insanımız, ne sabah sofrasında ekmek beklerken darbe haberi duymak, ne de darbeyle özdeşleşen bir anayasanın kutsal bir metinmiş gibi savunulmasını görmek istiyor.

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü