Türk Dünyası Yardım Kampanyası

Kuzey Kafkasya’da Artan Şiddet ve Rusya’da Demokratikleşmeyi Yeniden Düşünmek

23 Mart 2010
Seçkin KÖSTEM

Mart 2005’te Çeçen lider Aslan Mashadov’un Rus güvenlik güçleri tarafından bir suikast sonucunda hayatını kaybetmesinin ardından beş sene geçti. Nisan 2010’da ise Rusya Federasyonu güvenlik kuvvetlerinin Çeçenistan Özerk Cumhuriyeti’nde 1999’dan başlayarak sürdürdüğü “kontr-terörizm operasyonu”nu sona erdirmesinin ardından bir sene geçmiş olacak. Geride bıraktığımız zaman zarfında Rusya Federasyonu’nda kaydedilen siyasi gelişmeler, hem Kuzey Kafkasya’nın hem de Rusya için Sovyetler Birliği’nin dağıldığı 1991 yılından bu yana büyük bir sorun teşkil eden, ancak kökeni yüzyıllara dayanan otonom cumhuriyetlerin geleceği hakkında öngörülerde bulunmak açısından büyük ehemmiyete sahip.

Rusya’da demokratikleşme sorunu ve Rus siyasi sisteminin yeniden inşası Sovyetler Birliği’nin çöküşünden bugüne uluslararası toplum tarafından dikkatle incelenen alanlar oldu. 2003’ten başlayarak merkezileşme doğrultusunda çizdiği politikalarla demokrasiden feragat ederek Rus devletini yeniden inşa eden Başbakan Vladimir Putin, “önce güvenlik” temelli bir siyasi kültür geliştirirken Rusya’ya hem uluslar arası saygınlığını yeniden kazandırdı, hem de Rus halkı gözünde Rus siyasi sisteminin onurunu korudu. Putin’in ardından başa gelen Medvedev’den ise Rusya Federasyonu’nun demokratikleşmesi yönünde büyük adımlar atması bekleniyordu. Başbakanlık koltuğunu teslim ettiği eski başkan ve çalışma arkadaşı Putin’in Rusya’nın içişleri siyaseti, devlet sisteminin yeniden kurulması ve otonom cumhuriyetlerle ilişkiler konularında tüm görevleri üstlenmesi sonucunda liberal kimliğiyle tanınan Medvedev döneminde de Rusya’nın demokratikleşmesi hayalleri suya düşüyor. Sovyetler Birliği’nin son Komünist Parti genel sekreteri ve Soğuk Savaş’ın sona ermesinin mimarı olan Gorbaçov ‘un Mart 2008’de yapmış olduğu uyarının gerçek olmaya başladığını görmekteyiz. Gorbaçov eski Başkan Putin’in halktan aldığı desteği ve devletin yeniden inşası yolunda kat ettiği aşamayı övmekle birlikte yeni Başkan Medvedev’i şu sözlerle uyarmıştı; “ülkemizin içinde bulunduğu ciddi problemler, hükümetin halka karşı sorumlu olduğu ve halkın inisiyatif almaktan korkmadığı bir sivil toplum çerçevesinde, yani sadece gerçek bir demokrasi atmosferinde çözülebilir.”[1] Rus muhalif siyasetçilerinin ve entelektüellerinin birlikte kaleme aldıkları “anti-Putin manifesto” da dikkatlerimizi tekrar Rusya’da demokratikleşmeye çekmemiz gerektiğini gözler önüne serdi. 10 Mart’ta metni kaleme alanlar Putin ülkede gücü elinde bulundurduğu müddetçe Rusya’nın sorunlarına gerçek çözümler bulunamayacağını ve ülkede modernleşme yolunda gerekli reformların atılamayacağını öne sürdüler.[2] Ülkede yönetim kimin elinde bulunursa bulunsun Rusya Federasyonu halklarının güvenli geleceğinin daha demokratik, daha şeffaf ve vatandaşlarına değer veren bir yönetimden geçtiğini söylemek hiç de zor olmayacaktır.

Rusya’nın demokratikleşmesi çerçevesinde özerk cumhuriyetlerle Moskova arasındaki ilişkilerin ve özellikle de Kuzey Kafkasya sorununun öncelikli bir konuma sahip olduğunu görmekteyiz. Rusya Federasyonu’nun Çeçenistan’da İkinci Savaş’ın başladığı 1999’dan beri sürdürdüğü ve “kontr-terörizm operasyonu” olarak adlandırdığı mücadeleyi Nisan 2009’da sona erdirdiğini açıklamış olmasına rağmen radikal İslami grupların önderliğinde son dönemde özellikle Dağıstan ve İnguşetya’da hükümet organlarına yönelik saldırıların arttığı gözlemlenmektedir. Çeçenistan’ın Moskova güdümlü totaliter lideri Ramzan Kadirov kendisine Putin tarafından gücün devredildiği 2007’den bu yana bir yandan bağımsızlık savaşlarında büyük kayba uğramış olan Çeçenistan’ı demir yumruğuyla kontrol altında tutmaya çalışırken, öte yandan son dönemde artış gösteren bağımsızlıkçı-İslamcı saldırıların boyutunu da örtmeye çabalamakta. Çeçenistan Özerk Cumhuriyeti’nin başkanı olan Kadirov’un ve ona bağlı güçlerin adam kaçırma, şiddet kullanma, işkence ve hukuk dışı öldürmeler yoluyla ülkede yarattığı korkunun Çeçen gençlerin uzun bir aradan sonra terör eylemlerine başvurmak üzere dağlarda konuşlanan köktendinci direniş gruplarına katılmasının asıl sebepleri olduğu konunun uzmanlarınca ortaya koyulmaktadır.[3] 2009’un yaz aylarından itibaren artan bir hızla Çeçenistan, Dağıstan ve İnguşetya’da 2007’den itibaren radikal İslamcı lider Doku Umarov[4] önderliğindeki direnişçilerin terör saldırılarına başvurdukları ve bu saldırılar sonucunda sayısı onlara varan ölümlerin gerçekleştiği görülmektedir. Umarov’a bağlı grupların sadece Kuzey Kafkasya’da değil Rusya Federasyonu içlerinde de saldırılar düzenledikleri bilinmektedir. Bölgedeki gerilimin arttığının en önemli göstergelerinden birisi Haziran 2009’da İnguş Özerk Cumhuriyeti başkanı Yunusbek Yevkurov’a düzenlenen bombalı intihar saldırısıdır. Yevkurov saldırı sonucunda ağır yaralanmış ve görevine Ağustos ayında dönebilmiştir. Ayrıca, Umarov’a bağlı gruplar Ağustos 2009’da Sibirya’da bir hidroelektrik santralinde ve Kasım 2009’da Moskova-St. Petersburg hattında çalışan bir ekspres trende meydana gelen patlamaların sorumluluğunu üstlenmişlerdir.

Durumun bu derece ciddi boyutlara varması sonucunda bölgenin geleceğinden endişe eden ve bölgede Moskova’nın otoritesini sağlamlaştırmak isteyen Başkan Medvedev ve Başbakan Putin Kuzey Kafkasya’ya art arda ziyaretler düzenlediler. 27 Şubat’ta Kabardey-Balkar Özerk Cumhuriyeti’nin başkenti Nalçık’a gelen Medvedev burada bölgede kalkınmanın sağlanması için atılması gereken adımlardan bahsederken öncelikle terörle, aşırıcılıkla ve radikalizmle mücadele edilmesi gerektiğini söyledi.[5] Başkan Medvedev’in ardından Başbakan Putin de 1 Mart’ta Kuzey Osetya ve İnguşetya’ya düzenlediği ziyaretlerinde güçlü terörle mücadele mesajları vermiştir. Bu noktada Kremlin’in Kuzey Kafkasya sorununun çözümü için geliştirdiği son çözüm yönteminden bahsetmemiz gerekmekte. Medvedev soruna köklü bir çözüm bulmak amacıyla eski bir işadamı olan eski Krasnoyarsk valisi Aleksandr Khloponin’i Ocak 2010’da yeni oluşturulan Kuzey Kafkasya Federal Bölgesi’nin başına atamıştır. Khloponin’in demeçlerinde bölgesel kalkınmaya odaklandığı ve şiddetin sona erdirilmesi için ekonomik sorunların çözümüne eğildiği görülmektedir.[6] Ancak bölge halkı nezdinde ve şiddeti devam ettiren radikal İslamcı gruplarca bu son uygulamanın olumlu yönde algılanacağına dair herhangi bir işarete henüz rastlanmamıştır. Özel yetkilerle donatılan Khloponin’in Çeçenistan Özerk Cumhuriyeti başkanı Kadirov’la nasıl ilişkiler tesis edeceği de merak konusudur. Bununla birlikte, Rusya’nın kaderine yön veren iki güçlü figürün (Medvedev ve Putin) sorunun çözümü için hala terörle mücadele retoriğine saplı kaldığı ve Kuzey Kafkasya’nın kökleşmiş meselelerine eğilmekten kaçındığı ifade edilebilir.

Kuzey Kafkasya’da kanayan yaranın sebebini Rus yetkililerin iddia ettiği gibi dışarıdan destekli El Kaide bağlantılı terör gruplarına ya da bölge liderlerinin öne sürdükleri gibi Batılı büyük güçlerin Rusya Federasyonu üzerinde oynadıkları oyunlara bağlamak konuyu son derece hafife almak olacaktır. Aksine, milyonlarca insanı mağdur eden kanlı savaşlar, Moskova’dan atanan ve göstermelik seçimlerle başa gelen yerel yöneticilerin despotik uygulamaları, dev rakamlara varan işsizlik, Rusya Federasyonu’nun diğer bölgelerine nispeten fakirliğin Kuzey Kafkasya’da çok yüksek seviyelerde olması gibi faktörlerin bu konuda çözüm arayanların el atması gereken konuların başında geldiği gerçeği göz ardı edilmemelidir. Özet olarak, çözümün insan hakları temelli bir demokratik kültür içinde ve bölgedeki derin ekonomik sorunlarla mücadele ederek aranması gerektiği aşikârdır. Aksi takdirde bölgede şiddetin dinmesi ve huzurun tesis edilmesi mümkün olmayacaktır.

Mikhail Gorbachev, “Memo to Medvedev: Democracy Counts”, Times Online, 5 Mart 2008; http://www.timesonline.co.uk/tol/comment/columnists/guest_contributors/article3485394.ece (son erişim tarihi: 18 Mart 2010).

“The Anti-Putin Manifesto”, Radio Free Europe/Radio Liberty, 11 Mart 2010; http://rferl.org/articleprintview/1981120.html (son erişim tarihi: 17 Mart 2010).

Kara Flook, “A Violent Summer in the North Caucasus: Analysis of the Ingushetia Bombing”, Critical Threats, 26 Ağustos 2009; http://www.criticalthreats.org/russia/violent-summer-north-caucasus-analysis-ingushetia-bombing (son erişim tarihi: 18 Mart 2010).

Doku Umarov 2007’de kendisini Kuzey Kafkasya Emiri olarak ilan etmiştir. Umarov ve savaşçıları Çeçenistan’a birinci Çeçen Savaşı sonrası dönemde yerleşen Arap savaşçıların bıraktığı miras olan Vahabi İslam’a yakın bir ideoloji benimsemektedirler.

Mairbek Vatchagaev, “Russia’a President Visits North Caucasus Offering No Real Solution to its Main Problem”, Eurasia Daily Monitor, Cilt 7, Sayı 44, 5 Mart 2010; http://www.jamestown.org/single/?no_cache=1&tx_ttnews%5Btt_news%5D=36131 (son erişim tarihi: 18 Mart 2010).

Valery Dzutsev, “The North Caucasus Receives Unprecedented Attention from Russian Leaders” Eurasia Daily Monitor, Cilt 7, Sayı 44, 3 Mart 2010; http://www.jamestown.org/single/?no_cache=1&tx_ttnews%5Btt_news%5D=36114 (son erişim tarihi: 18 Mart 2010).

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü