Türk Dünyası Yardım Kampanyası

Dünden Bugüne Kadınlarımız

07 Mayıs 2011
Seda ARTUÇ

-Annelere, merhum annelere ve müstakbel annelere…-

Kiminin Aslısıydı kiminin Züleyhası… İstiklal Harbi’nde cephe gerisinde kimi hemşireydi kimi aşçı kimi terzi; isimleri Ayşe, Fatma, Hatice… Hepsinden önemlisi ana olma istidadıyla yaratılmışlardı; yâr olma istidadıyla… Bu duygu, belki İlahî bir lütuftu belki biyolojik bir vazifeydi. Bizim kültürümüz kadınlarına ve analık vasfına birçok değer yüklemişti.

Kadın, yuva yapan ya da yuvayı bozan eşini vezir ya da rezil eden ağacı yaşken eğendi. Uğruna can verilen yoluna gül serilen ağlatan güldüren belki ezilen kırılandı. Bir de ana olmuşsa, devletin bekasını sürdürendi. Önce körpe bir fidan, sonra olgun bir çınardı. Hicabından yüzü kızaran bir genç kız, başı önünde bir gelin, evladının her hâline tahammül eden bir hoca, torunlarına hikâyeler anlatan bir nineydi…

Sonra ne olduysa, kadınlarımıza yükleri ağır gelmeye başladı. Toplumun onlara verdiği değerleri sırtlarından bir bir atarak aslında zırhlarından vazgeçtiklerini fark etmediler. Belki de fark ettirilmediler. Savaşta barışta, iyi günde kötü günde eşlerinin önünde arkasında değil yanı başında duran kadınlar; zamanla onların karşılarında yer almaya başladı. Böylece bir tarafta eşlerini aldatan çocuğunu çöpe bırakan analar (!) diğer tarafta kendi katilini doğuran kadınlar görülmeye başladı. Hayatlarının henüz baharındayken cesetleri torbalarda bulunan genç kızlara ne demeli?

Bir reklam filminde oynayan küçük kızın söylediği gibi bizim annelerimiz hem doktor hem öğretmen hem dondurmacı hem ayakkabı bağlayıcı hem kuaför hem aşçı… Bizim annelerimiz ve müstakbel anneler, aslında her şeyin en güzelini de hak ediyor. Fakat kültürümüz onlara yeterince aktarılmadığından yani eğitim yalnızca kâğıt üzerinde kaldığından bazen –son zamanlarda sıklıkla- milletimiz nahoş durumlar yaşıyor.

İslam’dan önce hatunların; İslam’dan sonra sultanların, bir aileyi yönetmeyi bir devleti yönetmekle bir tuttuklarını idrak edemeyen kadınların, çağdaşlık maskesi altında kendi cahilliklerinden bihaber olmalarına bu nedenle şaşırmamalı…

Eğitimden mahrum bırakılan kadınların yetiştirdiği şahısların, millete ve devlete verdikleri zarar da göz ardı edilmemesi gereken bir husustur. Bir ananın doğurup gerektiği şekilde yetiştiremediği bir çocuk, diğer yanda başka bir ananın evladını şehit ediyorsa sorgulanması gerekenin ne olduğu gayet açıktır. Böyle bir cehaletin, bilinçsizliğin ardından geriye kalansa durmaksızın akan kan, gözyaşı…

Kadınlarınızı eğitin diye nasihat buyuran Kâinat’ın Peygamberi, öğüdünü tutmadığımız için Ebedî Âlem’de yüzümüze bakar mı yahut bizde O’nun yüzüne bakacak hâl kaldı mı bilinmez. Milletimizin faili meçhul bir cinayete, ondan da öte katliama kurban edilmek istendiğini anlamak için çok çaba harcamak gerekmediği kesin.

Anneliğin günü, hediyesi olur mu onu takdirinize bırakıyorum. Ceddimin dediği gibi bir mıh, bir nal; bir nal, bir at; bir at, bir asker; bir asker, bir vatan kurtarır. Eğitilmiş bir ana, bir evladı; bir evlat, bir milleti neden kurtarmasın?

(06.05.2011)

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü