Türk Dünyası Yardım Kampanyası

Yaradan Aşkına…

26 Temmuz 2011
Seda ARTUÇ

“Ey şehîd oğlu şehîd, isteme benden makber,
Sana âgûşunu açmış duruyor Peygamber.”

Çanakkale Şehitlerine atfettiği şiirinde daha doğrusu şaheserinde Mehmet Âkif böyle diyordu. Onun vefatının üzerinden yıllar geçti. I.Cihan Harbi bitti, İstiklal Harbi kahraman milletimizin zaferiyle nihayet buldu. Dünya, o muzaffer ordunun zaferiyle titredi. Her Türk asker doğmaya devam etti. Her ana, “ordu millet” anlayışını, kız olsun oğlan olsun, evladının kanına sütüyle nakşetti. Geçen hafta Berat Kandili’nde on üç vatan evladı toprağın bağrına düştü. On üç ocağa ateş düştü… Bugün üç şehit daha, onlarcası, yüzlercesi, binlercesi…

Çocukluğuma gidiyorum, 90’lı yılların başı… Şimdi içerisinde bulunduğumuz hâl hemen hemen aynı. O zaman, aynı ateşin bir de bizim evimize düştüğünü hatırlıyorum. Yüreğim daha çok yanıyor, ateş gerçekten düştüğü yeri yakıyor diyorum. Bölge aynı bölge, vatanın en kutsal topraklarından bir parça; nesil aynı nesil, sadece bir kuşak sonrası; bir de zihniyet aynı zihniyet olunca sonuç hiç de şaşırtıcı olmuyor. Hani, bir çocuğa yüz verirsiniz, sürekli taviz verirsiniz de gün gelir en olmadık şeyi “istiyorum bana ne” diye tutturur ya durum bundan farklı değil.

Bir milleti millet yapan değerleri bayağılaştırmak, onları talan etmekle aynıdır. Her şey sıradanlaşınca mesela “millet” kelimesini “halk” kelimesiyle bir tutunca ya da “Türk” deme faşistsin “Türkiyeli” demelisin diye millet uyutulursa, vatanı parçalamak için çok çaba sarf etmeye de gerek kalmaz. Sonrasında, akşam yemeklerini afiyetle yerken haber bültenine de kulak misafiri olursunuz, aradan geçiştirirler bugün şu sayıda Mehmetçik şehit oldu. Yahut onlarca asker art arda şehit olurken devletin televizyon kanalı müzik yarışmasını “canlı” yayınlamakta bir mahsur görmez. İktidar, muhalefet, bütün devlet büyükleri, masa başı şövalyeleri; sahillerde, şurada burada tatil yapmaktan geri durmaz. Nasıl olsa ihtisasını öğretmenlik alanında yapmış gençleri polis yapmışlardır. Polisi dağa gönderir, kendi basiretsizliğinin suçunu bir yerlere atar sonra da şehidin cenazesinde bulunmaya bile hacet görmez, böylece vatan kurtulur. Zaten dört yıl daha seçilmişlerdir(!), dört yıl daha beraber yürütecek; affedersiniz beraber yürüyeceklerdir. Türk anaları aslan parçası yiğitler doğurmaya devam ediyor, her birini vatan sağ olsun diye kurban etmeye razı, e bundan iyisi can sağlığı…

Yavaş yavaş töremizi terbiyemizi bozdular, dilimizi bozma çabaları devam ediyor, açıldılar saçıldılar; korkarım bir daha kapanamayıp kış günlerinde üşütecekler. Ama bilsinler ki bıçak kemiğe dayanırsa biz yine ve hâlâ ve hep Türk milletiyiz! Şimdi, bir ayıbımız varmış da sanki o, yolda yürümeyi bilmeyen ama kirli ellerini askerimize, polisimize uzatan çapulcuları pohpohlama zorunluluğumuz varmış gibi dayatmaya çalışanlar da bilsinler! Özgürlüğü, demokrasiyi cibilliyetsizlikle bir tutanlar da bilsinler! Biz, Tür milletiyiz, Türkiyeli değil!

Hülasası, 1994’te benim ailemin yüreği yanmıştı: Beyza, Uğur, Gizem babasız kalmıştı. Daha birçok ailenin ocağına ateş düşmüştü. Sene 2011 akranlarım asker, akranlarım şehit; anaların yüreği yanmaya devam ediyor… Artık, şehitleri öldürmeye vatanı bölmeye çalışanlara cevap vermenin vakti geldi. Birileri rahatsız oluyor ya ben yine de söyleyeyim: “Her TÜRK asker doğar!” Şehit olan her Türk’ün kabri Peygamber kucağıdır…

Şehitlerimize Allah’tan rahmet, milletimize sabır ve baş sağlığı dilerim…

24.07.2011

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü