Türk Dünyası Yardım Kampanyası

İmtihan Hezimeti

02 Mart 2011
Seda ARTUÇ

“A) Bana değmeyen yılan bin yaşasın.
B) El eli yıkar, el döner yüzü yıkar.
C) Yalnız taş duvar olmaz.
D) Bugün bana yarın sana.
E) Ya bu deveyi güdersin ya bu diyardan gidersin.
Yukarıdaki seçeneklerden size uygun olanı işaretleyiniz.”

Unvanı çalınmış çok insan görmüştük. Efendi Barutçu’nun bir konuşmasında da geçmişti bu ifade. Ülkemiz bir zamanlar muhtelif bunalımlar geçirirken o, “hocalık” unvanı elinden alınmış kişilerden biriydi. Zaten bu tabiri de o sebeple kullanıyordu.

Yıllar geçti. Muhtemelen babamla akran olan –unvanı resmi olarak çalınmış da olsa- hocamla aynı kaderi paylaşır oldum. Benim de unvanımı çaldılar. Onunla ve onun gibilerle aramızda şöyle bir fark var: Unvanı çalınan, kalemi kırılan, dili kesilen o ülkü kahramanları Mamaklarda tüketilmeye çalışılıyordu. Ben ve benim gibilerse sınavlara hazırlık kitapları arasında tüketilmeye çalışılıyoruz. Haksız bir rekabet içerisinde kimi öğretmenlik dallarında otuz, elli, yetmiş puanla atama yapılırken; kimilerinde seksen, doksan puanla atama gerçekleşemiyor. Zaten muhtevası ve kapsamı amaca uygun mu değil mi diye karar verilemeyen söz konusu imtihanlar, nihayetlerinde de bir tutarlılık arz etmiyor. Öğretim sürecince hiç de başarılı olamayan bir kısım talebenin, insanı âdeta yarış atına çeviren sınavlarda zahiri galibiyetler elde edip “hoca” sıfatı almaları da işin belki de en acıklı yanı…

Bir düzen(!) hayal edin ki bir tarafta öğretmensiz, eğitimsiz hatta dilsiz öğrenciler var; diğer yanda otuz yıla yaklaşmış ömrünü hoca olmak için tüketmiş ancak hâlâ işsiz öğretmenler var. Üstelik iki mağdur topluluk da kimsenin umurunda değil… Sonrasında da ağzı olan Türk eğitim sisteminin rezaletinden dem vuruyor. Milletin her kesiminden: “Yahu bu yeni nesil neden böyle!” şeklinde yakınmalar duyuluyor. Evlilik yapmak için bile kişiler birbirinin önüne “seçenekler” sunmaya başladı artık. Aileler, “Hele bir işe girsin de evlendiririz.” düşüncesiyle çocuklarının hayatlarını ertelemeyi doğal karşılıyorlar.

Düşünüyorum, “Bir mıh bir nal, bir nal bir at kurtarır.” atasözümüzü yeterince benimseyemediğimizden mi vazgeçtiler bizden; unvanımızı çaldılar? Ama öyle ama böyle, Efendi Barutçu benim söylediklerimi hülasa ediyor aslında. Bir “çözüm yolu” bulsak bahsettiğimiz soruna:

“A) Sınavlara hazırlanmaya devam edelim
B)Çocuklarımızı okula göndermeyelim
C)Geleceğimizi belirleyecek kararlar alırken dikkatli olalım
D)Bu böyle gitmez diye isyan edelim
E)Susup oturalım. Nasıl olsa böyle gelmiş böyle gider.”
Cevabı vicdanlarınıza havale ediyorum. Bundan böyle, çocuklarımızı öğretmenlere teslim ederken neden “eti senin kemiği benim” diyemeyeceğimizi de sormaya gerek yok sanırım…

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü