Türk Dünyası Yardım Kampanyası

Mahiler Gurbete Düştü

18 Mart 2011
Seda ARTUÇ

Sultan I.Ahmet’in “Kafes Usulü ve Ekber-Erşed Sistemi” olmasaydı, Osmanlı İmparatorluğu varlığını hâlâ sürdürür müydü bilinmez. Keşkeler ve kazaya bırakılan fırsatlar şöyle dursun, altın kafeslerde kuşlar gibi büyütülen genç kızların gurbeti en acı hâliyle yaşamaları yürek dağlayan bir durumdur. Onlar, bulundukları denizde mutlu balıklar olarak hayatlarını sürdürürken, bir gün o kafesten uçma vakitleri geldiğinde; sudan çıkmış balığa dönerler. Kimi gençliğini yakar kimi kendiyle beraber başka birini...

Ömrünün bir kısmını muhtelif şekillerde yurt dışında geçirmek zorunda kalan yurttaşlarımızı da unutmamak gerek. Onlar, yıllardır “gurbetçi” olarak anılıyorlarsa da aslında uzaktaki yakınlarımızdır. Giderken belki de yanlarında götürdükleri en değerli şey, Bayrak’a sarılı Kuran’dır. Gerek maddi ihtiyaçlarını karşılamak için gerekse ihtisas için vatan toprağı dışında ikamet etmek zorunda olan o insanlar, zamanla kendilerini ilmihal kitaplarının arasında bulurlar. Gittikleri yerde kalsalar Anayurt’u özlerler; vatana dönseler ata toprağına uyum sağlayamazlar. Bu yüzden belki de Avrupa’da, Amerika’da Müslüman olmak; Müslüman kalabilmek çabası ömürlerinin tek gayesi hâlini alır. Seccadeler, yaldızlı Kuranlar, özellikle Bayraklar yurt dışında ayrı bir önem arz eder.

Kaybedilince ya da uzak kalınınca değeri anlaşılan birçok şey, aslında bütün gurbet hikâyelerinin de özetidir.

“Cihân-ârâ cihân içindedir arayı bilmezler

O mâhiler ki derya içredir deryâyı bilmezler” [1]

Hayâlî Bey’in bu güzel beyiti, kafesten uçan kuşların hasretini ne güzel anlatır. Gerçekten de denizin içerisindeki balık, ne büyük bir nimete sahip olduğunu ancak oradan çıkınca anlamakta; elindeki lütufların farkında olmayan insanoğlu da ancak onları kaybedince değerlerinin farkına varmaktadır.

“Gurbet nedir, bilir mi o menfâya gitmiyen” [2] diyerek sıla özleminin sadece yaşamakla idrak edilebileceğine dikkat çeken Yahya Kemal de deryasını genç yaşında yitirmiş bir sanatkârdır. Necip Fazıl’ın o güzel Gurbet şiiri, aslına özlemin diğer bir çığlığıdır. Cismen gurbette olmayıp Elest Bezmi’ndeki sürgününü içinde hissedenler ise meraklarımızı ayrıca celp etmektedir.

Hülasası şu ki altın kafeslerden uçup güçsüz kanatları asumana yenilecek diye ürken kuşlar da ummanlardan kopup güçlü dalgalara kapılan mâhiler de asıllarının değerini onları kaybedince fark ederler. Bir hayatı, ancak kişi bizzat yaşıyorsa o hayat kendisine aittir. Uzaktan bakarak ya da bir yerlerden okuyup birilerinden dinleyerek tecrübe değil bilgi edinilir. Kim bilir belki de Sultan I.Ahmet kafeslerde koruduğu şehzadelerini gurbete gönderseydi Devlet-i Âli sudan çıkmış balığa dönmezdi. Nitekim namazın bile kazası varken, kazası olmayan fırsatların ertelenmesi çok da akla uygun görünmüyor. Öyle ya kimse hayatı altın tepside önümüze sunmuyor. Her yaratılmışın yolu bir gün mutlaka gurbete düşecekse ve kör, mutlaka öldükten sonra badem gözlü olacaksa bizim büyümeye ihtiyacımız var…

PALA, İ. (2009). Ansiklopedik Divân Şiiri Sözlüğü. İstanbul: Kapı Yayınları. 18.Basım

BEYATLI, Y.K. (2005). Kendi Gök Kubbemiz. İstanbul: YKY. 7.Basım

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü