Türk Dünyası Yardım Kampanyası

Muhibbi’ye Rahmetle…

17 Ocak 2011
Seda ARTUÇ

Aldın hezâr bütgedeyi mescid eyledin
Nâkus yerlerinde okuttun ezanları

Ahir çalındı kûsi rehîl, ettin irtihal
Evvel konağın oldu cinan bostanları

Minnet Hüdâya, iki cihanda kılıp saîd
Nâm-ı şerîfin eyledi hem gâzî, hem şehîd”
(Bâkî)
“Binlerce tapınağı alıp mescit eyledin/Çan kulelerinde ezanlar okuttun/Sonunda ölüm kösleri çaldı/ Sen de göçtün ilk durağın cennet bahçeleri oldu/ Allah'a şükürler olsun ki seni iki cihanda mutlu etti/ Seni hem gazi hem şehit etti.” Bâkî, Sultan Süleyman’a yazdığı mersiyesinde onu böyle hatırlıyor. Kanunî Sultan Süleyman, bir kadına değil bir duyguya yenildi oysa. O duygu, uğruna ömrünü harcadığı bir duyguydu: Mutlak iktidar! Nihayetinde on altıncı yüzyıl Osmanlı Divan şiirinin en kudretli temsilcisi olan Mahmud Abdülbâkî, vefatının ardından Sultan’ı Cennet bahçelerinde tahayyül ederken, Sultan’ın şehadeti için Allah’a hamdı senalar ederken biz ecdadımızı haremlerde kışlayan bir kadın uğruna zafiyet gösteren alelade biriymiş gibi rahmetle(!) hatırlıyoruz, hatırlatıyoruz.

Muhteşem Süleyman… Osmanlı hükümdarlarının onuncusu... 30 Eylül 1520 tarihinde tahta çıktı. 26 yaşındaydı. Babası Yavuz Sultan Selim, annesi Ayşe Hafsa Hatun, doğum yeri Trabzon… Kabri, İstanbul Süleymaniye Camii Avlusu’nda… Şimdi muhtemelen kemikleri sızlıyor. Çünkü Osmanlı’nın nesli (!) onu bir televizyon dizisiyle dünyaya tanıtıyor(!) Çirkin, rezil, seviyesiz sahnelerle…

Sahi biz neyi unuttuk nelerden vazgeçtik de atalarımızı, o dünyayı sarsan yüce karakterleri mahrem hayatlarını çarpıtarak, güya, hatırlar olduk… Ömrünü seferlerde geçirmiş, Rodos’ta, Mısır’da, Mohaç’ta, Macaristan’da, İran’da, Zigetvar’da ve denizlerde hülasa Dünya’da Türk’ün kahramanlığını ilan etmiş Sultan Süleyman, haremde gününü gün eden bir yönetici gibi gösterilmeye layık bulunacak ne yapmıştı ki… Bütün mahremiyeti ve gizemiyle asırlar boyu kutsallığını koruyan Osmanlı Haremi’ne şimdilerde amiyane bir mekân olarak tanıtılmak mı reva görüldü… Hürrem Sultanlar, Mahidevran Sultanlar iğrenç senaryolara malzeme olacaklarını bilselerdi kahırlarından ölmezler miydi? Hürrem Sultan; Osmanlı Tarihçisi, Topkapı Sarayı Müzesi Başkanı İlber Oratylı’nın bir televizyon programında anlattığına göre fevkalade güzellikte bir kadın değildi. Sadece bir erkeğe kudretiyle ve etkileyiciliğiyle birçok şeyi yaptırabilecek hırsta, muvaffakiyette bir kadındı. Kanunî onda idealini gördü. Belki Sultan Süleyman gibi bir padişah için bu bir zaaf olarak telakki edildi, şehzadelerinin katlinin nedenini bile herkes Hürrem Sultan’a bağladı. Kim bilir bu fikirlerin ve düşüncelerin belki doğruluk payı da vardı. Hatta ecdadımızı kristalize etmek de çok doğru bir bakış açısı değildi. Ancak bu insanlar veli zatlardı. Alt yapımız bu kadar zayıfken söz konusu televizyon dizisine sadece Osmanlı Tarihi’ne olan ilgiyi artırmış olması yönüyle müspet bakılabilir. O da gerçek ve doğru bir bilinçlendirme ağı oluşturulabilirse. Aksi hâlde zaten değerlerini kaybetmiş gençlik ecdadının bir eli yağda bir eli balda devlet yönetmiş hissine kapılabilir. Yine İlber Ortaylı’nın anlatımıyla, Osmanlı Haremi’nin yansıtıldığı kadar ihtişamlı, yüzlerce kızla dolu bir yer olmadığını; padişahların hiç de kadınlarla eğlenceli geceler düzenlemediklerini öğreniyoruz. Zaten Fatih döneminde böyle bir “harem” dairesinin bile olmadığını biliyoruz. Bize ne oluyor da Devlet-i Âliye’yi üç beş niteliksiz kapitalistin rant kapısı yapıyoruz…

Muhteşem Süleyman… Kırk altı yıldan fazla süren hükümdarlığı boyunca, on üç sefere çıkmış ve onun zamanında Osmanlı İmparatorluğu üç kıta, yedi denize hâkim olmuşken kendini bilmez birtakım çevreler ne hakla hastalıklı ruh hâllerini sergilemek için onun ismini kirletir oldular… Onlar bu iğrençliği yaparken bizler neden sessiz kalıyoruz, hatta oturup o saçma sapan görüntüleri izleyerek neden bu kendini bilmezlere izlenme rekorları kırdırıyoruz… Biz neleri unuttuk, nelerden vazgeçtik…

Mahşer günü; Sokullu Mehmet Paşalar, Barbaros Hayrettin Paşalar, Şeyhülislam Ebussuud Efendiler, şair Bâkiler ve Mimar Sinanlar bize onlardan sonra devletimize, milletimize nasıl sahip çıktığımızı sorarlarsa onlara nasıl cevap vereceğiz? Yok, yanlış söyledim, yüzlerine bakacak yüzümüz olsa bile onlar bizim yüzümüze bakacaklar mı, bakılacak yüzümüz kaldı mı?

“Halk içinde mu'teber bir nesne yok devlet gibi
Olmaya devlet cihânda bir nefes sihhat gibi…”

Muhteşem Süleyman, Muhibbi mahlasıyla söylediği beyitiyle devlet müessesesine verdiği önemi anlatmaya kadir olamadı mı? Yoksa biz onun ve onunla beraber ecdadımızın kadrini yeterince bilemedik mi?

Olsun, bu ilk değil diyor bazılarımız. Biz millet olmaktan, dilimizden, dinimizden, tarihimizden vazgeçmedik mi? Çocuklarımıza bayram hediyeleri değil Noel hediyeleri almadık mı? El öpmek bize “çok banal”, Türk müziği “çok ilkel” gelmeye başlamadı mı? Son model arabalar içerisinde sanatçılarımız(!) “aşk yaparken” basılmaya başlamadı mı? Ergen kızların yüzleri sadece soğuktan kızarır olmadı mı? Yani biz, bu sahnelere, bu çirkinliklere zaten alışır olmadık mı? Bir dönemin sancılı yıllarını yine çeşitli dizi filmler aracılığıyla romantik göstermeye çalışıp ülkemizin en zor zamanlarını gençlerimizi kutuplaştırmak gayesine vasıta kılmadık mı?

Türk ülküsüne, Türk töresine yakışmayan şeyler o kadar çoğaldı ki kimilerimiz normal hâliyle anormallik arz eder oldu. Kendini, ne istediğini bile anlamaz hâle gelen neslimiz kimliğini unuttu yahut kimliğinin değerini unuttu yahut birileri onlara Türk töresini unutturdu… Öyle ki medeniyet Batı’nın hoyrat, kaba, niteliksiz maddeler dünyasında aranır oldu. Öyle ki şehvet en çirkin biçimlerde sunulup Türk gençliğinin istidadı dünyaya bedel beynini uyuşturdu…

Sevgili kardeşlerim, bu yazıyı birçoğumuzun idrakinde olup rahatsızlık duyduğu hâlde muhtelif nedenlerden ötürü söyleyemediklerini dillendirmek niyetiyle yazdım. Biliyor ve inanıyorum ki televizyon dizileriyle, çeşitli programlarla, hatta basın ve yayım yoluyla bizi yıldırmaya çalışanlar, Allah’ın izniyle muvaffak olamayacaklardır. Yine de hemen şimdi, ertelemeden yarına bırakmadan bir şeyler yapmalıyız. Muhteşem Süleymanlar hiç ölmesin diye, Ay-Yıldızlı Al Bayrak hiç inmesin diye, ezanların sadâsı hiç dinmesin diye birden fazla şey yapmalıyız. Vatanımızın bu zor günleri de en kısa zamanda atlatabilmesi duasıyla, Allah yâr ve yardımcı olsun. Uyanmak için en müsait zaman içinde bulunduğumuz andır…

Seda ARTUÇ
06.01.2011- Ankara

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü