Türk Dünyası Yardım Kampanyası

Sesimi Duyan Var Mı?

25 Ekim 2011

Seda ARTUÇ

“Van’da deprem…” dedi, radyodaki muhabir. Sonrası, ruhta deprem, yürekte deprem… Keşke, bu zelzele beyinlerde olsaydı dedim içimden. Bilim insanları anlamadığım terimler kullanarak bir dizi açıklama yapıyorlardı. Şöyle olsaydı böyle olmazdı, böyle olduğu için şöyle oldu diyorlardı. Türkiye’nin başında kara bulutlar dolaşıyor, önce otuz asker düştü vatan toprağına, şimdi de -neredeyse aynı muhitte üstelik- 7. 2 şiddetinde zelzele… Bu iki büyük acı arasında tuhaf bağlantılar kuranlar vardı, birbirini suçlayanlar… Kimileri fırsattan istifade soysuzlardan müteşekkil bir örgüte menfaat sağlamaya çalışıyordu, kimileri siyasi propaganda yapmaya… Bir gerçek vardı yalnız; zengin fakir, tahsilli tahsilsiz, etnik kökeni farklı birçok insan hayatını kaybetmişti. Üstelik, bu insanların hayatlarını kaybetme nedenleri aslında “deprem” değil, üzerlerine yıkılan binalardı.

İşte, karanlığa birer mum yakma gayreti içerisinde çoğu farklı şehirlerden birçok öğretmen de enkaz altında kalarak vefat etti. Şehir merkezinde, belki de kiralayabildikleri için zamanında çok mutlu oldukları o binalar çöktü. Çünkü birtakım aklı evvel, can kaybının yoğunlukta olduğu mevzubahis binanın altı otopark olduğu için kolonları kesmişti. Daha da korkuncu, bir iki sene evvel o binaya oturulamaz raporu verilmesine rağmen yapı hâlâ kiraya veriliyordu. Bütün bunların hesabını soran da yoktu.

Ülkemiz, birçok nimetin bir arada bulunduğu bu nedenle de dünyanın gözünün üzerinde olduğu bir ülke. Fakat her nimetin bir külfeti var ve bizim ülkemizin de her tarafı fay hatlarıyla çevrili. Bu gerçeği bütün bilim insanlarımız, idarecilerimiz hatta vatandaşlarımız biliyor. Ancak, “Biz Türk’üz, bize bir şey olmaz!” mantığıyla mı yoksa hakikaten çok yüce gönüllü oluşumuza güvendiğimizden mi bilinmez, neredeyse hiçbir tedbir almıyoruz. Bu ara, herkes zelzele uzmanı kesilecek, herkes üzerine düşen düşmeyen her konuda yorum yapacak, kimileri ortamı bulandırmak için yeni fikirler üretecek, birileri iyilik meleği olacak ama çok kısa bir zaman sonra her şey unutulacak… Tıpkı, geçen hafta otuz şehidimize ağladığımız hâlde henüz toprakları sıcak olmasına rağmen gülümseyebildiğimiz gibi… 1999 Marmara depreminin üzerinden yıllar geçtiği hâlde bugün Van depreminde hâlâ aynı şeyleri tartışmak durumunda kaldığımız gibi…

Kısacası şu ki: Laf etmeye gelince herkesin söyleyecek kelamı var ama icraat anlamında biraz yeteneksiziz. Van depreminde hayatını kaybeden öğretmenlerin sayısı, hiç de azımsanacak kadar değil. Mesela, her müşkül duruma çare ürettiğini söyleyen sayın idareciler neden şimdiye kadar taşradaki öğretmenlerine lojman yapma gereği duymadı? Zaten güç bela atanma fırsatı yakalayan üstelik yıllarca yatırım yaptığı eğitimcilerini, gönderdiği yerlerin şartlarından neden haberi yok? Sonra sorduğum sualleri zihnim kendisi cevaplıyor: Şehrin ortasında öğretmen kaçıran cibilliyetsizlere, o da yetmiyor Başkent’in göbeğinde bomba patlatan soysuzlara söz geçirmekten aciz kimseler bunu nasıl düşünecek…

Düşünüyorum da her şeyi devletten beklemek yanlış bir idrak olarak görünse de yahu, nerede bu devlet?

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü