Türk Dünyası Yardım Kampanyası

Dimağımda Türkistan

31 Aralık 2011

Seda ARTUÇ 

Prof. Dr. Orhan Kavuncu, 2 Haziran 2011 tarihinde Güzel Türkistan isimli kitabını bana hediye ederken “Sayın Seda Artuç’a, gönlümdeki Türkistan’ı okusun ve bana yankılarını aktarsın için…” diye imzalamıştı. Kitabın arka kapağında, “… Türkistan’ı bana sevdiren bilgi ve olayları anlattığım bu kitabı okuyan herkesin de seveceğini varsaydım…” diyordu.

Güzel Türkistan, yalnızca Orhan Hocamın gönlündeki Türkistan’ı anlatmıyor. Gönül gözü Türkistan coğrafyasına açık her insanın tahayyülündeki ata yurdunu anlatıyor. Zaman zaman gözleri doluyor insanın, bazen dudaklarında belli belirsiz bir tebessüm oluşuyor. Hatta bazen kendine kızıyor insan, bunca zaman gerektiği gibi sahiplenilemeyen ama zamana rağmen yaşamayı başaran bir kültürü; bizim kültürümüzü yeterince tanıyamadığı için. Ama Orhan Hoca, kitapta öyle akıcı bir üslup kullanıyor ve yaşadıklarını, gördüklerini, duyduklarını öyle samimi aktarıyor ki Türkistan’ı gezmiş gibi oluyorsunuz. Ona yoldaşlık etmiş hissine kapılıyorsunuz.

Mesela kitapta geçen ve burada bahsederken dahi tebessüm ettiren Gence şehrinde yaşanan bir olay şöyle aktarılıyor: “Ağabey, güler misin ağlar mısın? Bir tane Kur’an kalmıştı. Onu da eli yüzü temiz görünen bir adama verdim. O kadar sevindi ki ısrarla yakın olan evine çağırdı, gidemezdim. Onun üzerine evinin en kıymetli eşyasını alıp bana getirmek üzere gidip geleceğini söyledi ve beklememi tembih etti. Beş dakika sonra geldiğinde bana bir şişe konyak getirmişti.”[1]

Yine, Güzel Türkistan’ın on birinci yazısı olan “Karahan ile Ayşe Bibi”nin hikâyesi yürek burkan ama âdeta yaşanarak anlatılan ve içerisinden dersler çıkarılması gereken bir aktarım. Kitabın çoğu kısımlarında Türkistan kültürünün ilgi çekici özellikleriyle karşılaşmak da mümkündür. Örnek olarak sayıların kullanımıyla ilgili bir hatırayı aktarabiliriz: Türkistan’da “seksen” sayısının yerine “heçtet” diyorlarmış. “Sek Farsça köpek demekmiş, dolayısıyla ‘seksen’ deyince ‘köpeksin’ demiş gibi oluyormuş, onun için bütün diğer sayılar Türkçe ama seksen ‘heçtet’ imiş.”[2]

Kitabın, dikkatimi belki de en fazla yoğunlaştırdığım kısmı, Orhan Hocamın Türkistan Gezisinde Bazı Tespitler başlığı altında yaptığı değerlendirmelerdi. Söz konusu tespitlerinden biri kimlik meselesiyle ilgili: “Türk” kelimesinin bir “Türkiyeli “anlamında algılanışından bir de “Türkçe konuşan halklar” anlamında algılanışından bahsediyor.  Ve Türkiyeli Türk’ün kim olduğunu açıklarken “Türk, Türkiye’de yaşayan etnik gruplardan birinin değil, fakat bunların topluca ismidir.”[3] diyor. Yazının devamında ise Orta Asya’daki cumhuriyetler için “Türkistan Cumhuriyetleri” tabirinin en doğrusu olacağını vurguluyor. Türkî Cumhuriyetler demenin yanlış olmasa bile Arapça bir tamlama şekli olduğuna dikkat çekiyor. Böylece çok doğru bir tespitte bulunmuş oluyor. Biz de bir Türkolog nazarıyla buradan yola çıkarak yine farkında olmadan yapılan bir yanlışa dikkat çekmeyi yerinde buluyoruz.

Türkçe, bir ana dildir. Yani, kendisinden başka lehçeler türetilen bir dildir. Dolayısıyla birer galat olarak Azerice, Türkmence, Özbekçe, Uygurca, Kazakça, Kırgızca gibi kullanımlar yanlıştır. Çünkü saydığımız bu lehçeler ana dilimiz Türkçeden doğmuştur; ayrı birer dil değil Türkçenin lehçeleridir.  Dolayısıyla en doğru kullanımları Azerbaycan Türkçesi, Türkmen Türkçesi, Uygur Türkçesi, Kazak Türkçesi, Kırgız Türkçesidir. Hatta Osmanlıca diye hususi bir dil olmadığını söz konusu kullanımın doğrusunun da Osmanlı Türkçesi ya da Eski Türkçe olduğunu belirtmeliyiz.

Hülasa etmek gerekirse Prof. Dr. Orhan Kavuncu’nun, Sovyetler Birliğinin dağıldığı ve bölgede değişimin en etkili şekilde yaşandığı 1990-1995 yılları arasında, Türkistan Cumhuriyetlerine, Azerbaycan’a ve Türk Dünyasının başka yerlerine yaptığı gezileri ve söz konusu gezilerin yansıttıklarını anlattığı Güzel Türkistan adlı kitabı, okuyucunun damağında buruk bir Türk coğrafyası tadı bırakıyor. Aynı zamanda Sovyetler döneminde ve sonrasında soydaşlarımızın müşkül hâllerini de bütün çıplaklığıyla yansıtan eser, okuyucu üzerinde bir farkındalık yaratmakla aslında biraz olsun soydaşlarımıza vefa borcumuzu ödemeye yol açmış da oluyor. Belki bu eser vesilesiyle Türk muharriri; Türkistan’da, Doğu Türkistan’da, Kerkük’te ve dünyanın muhtelif yerlerinde vatansız bırakılmaya çalışılan soydaşlarımızın hâlihazırdaki vaziyetini dile getirmeye çaba sarf eder.
Ben, Orhan Hocamın kendi deyimiyle, gönlündeki Türkistan’ı okudum. Böylece, kendi gönlümde de bir Türkistan olduğunu idrak ettim. Ve yankılarını böyle aktarabildim…


[1] Kavuncu, o. (2009). Güzel Türkistan. İstanbul: Doğu Kütüphanesi, s.78.

[2] A.g.e. s.77.

[3] A.g.e. s.95.

 

 

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü