Türk Dünyası Yardım Kampanyası

Bir Yıldız Kaydı, Asumandan…

08 Şubat 2012

Kitaplığıma ve dolayısıyla dimağıma 2007 yılında kazandırdığım, şiirlerden oluşan bir kitaptı, “Ceylanıma Selam Söyle…” Kırıkhan/ Hataylı bir halk ozanı Yahya Şükrü Lelik’in; daha da önemlisi kendi kızı kıymetli Hocam Asiye Duman’ın deyimiyle “ Ailesiyle, çocuklarıyla, eş dost ve yakınlarıyla, ülkesi ve ülkesinin insanlarıyla daha aydınlık, mutlu bir dünyada yaşayabilmek için yıllarını harcamış bir babanın şiirlerinin yer aldığı bir eser”di.

Kitabın editörlüğünü Dr. Ali Yakıcı yapmıştır. Yahya Şükrü Lelik’in, 11’li ve 8’li hece ölçüsüyle yazdığı şiirlerinin yer aldığı eser, aynı zamanda bir halk ozanının biyografisiyle ilgili inceleme kitabı niteliği de taşımaktadır.
Türklerin Anadolu'ya geldikten sonra edebiyatları iki gruba ayrılmıştır: Arapça ve Farsçayı çok iyi bilen aydınların oluşturduğu "Yüksek Zümre Edebiyatı" ve İslam öncesinden gelen sözlü bir "Halk Edebiyatı". Anadolu'ya göç eden Türkler arasında aynı ayrım devam etti. Medrese eğitimi gören aydın kesim Arap ve Fars edebiyatlarının tesirini devam ettirirken, halk, saz şairleri aracılığıyla halk edebiyatını devam ettirdi. Dolayısı ile Anadolu’da Türk Edebiyatı iki grupta incelenmektedir. Bu gruplardan biri Halk Edebiyatı'dır.
Oğuz Türkleri Anadolu'ya dilleriyle, gelenekleriyle, geleneksel halk edebiyatlarıyla gelmişlerdir. Ozan denilen saz şairleri, Anadolu'nun gittikçe Türkleşen bölgelerinde, gezici şair olarak sazlarıyla şiirler söylüyorlardı.
Halk edebiyatının genel özellikleri

  • Şiirler çoğu zaman saz eşliğinde söylenir. Duruma göre şiir söyleyen âşıklar, şiirleri için bir ön hazırlık yapmazlar. Bu yüzden şiirlerinde derin bir anlam kusursuz bir biçim görülmez.
  • Aruz ölçüsü ile şiir yazanlar olmasına rağmen asıl ölçü hece ölçüsüdür.
  • Nazım birimi dörtlüktür. Ancak nadiren de olsa türkü ve ninnilerde üçlü, beşli söyleyişler görülür.
  • Dili, halk dilidir. Bu dilin öz Türkçe olduğu söylenemez. Ancak halka mal olmamış sözcükler kullanılmamıştır.
  • Şiirler hazırlıksız söylenildiğinden daha çok yarım kafiye ve redif kullanılmıştır.
  • Nazım şekli olarak mani, koşma, varsağı, destan vs. kullanılmıştır.
  • Konu olarak Âşık Edebiyatında aşk, ölüm, hasret, ayrılık gibi duygusal konular, doğa sevgisi, yiğitlik ve zamandan şikâyet işlenmiştir. Tekke edebiyatında ise konu dindir.
  • Söyleyişlerde doğa ile iç içe olmaktan kaynaklanan bir somutluk hâkimdir.
  • Halk şairlerinin hayat hikâyeleri ve şiirleri cönk adı verilen eserlerde toplanır.

Türk edebiyatının halk şiiri geleneği, Anadolu’nun hemen her yerinde yaşamını sürdürmektedir. Çünkü muasır medeniyetlerle boy ölçüşen medeniyetimiz ilk filizlerini aslında Anadolu coğrafyasında vermeye başlamıştır. Bağrı, gerek vatan hasretiyle gerek evlat hasretiyle gerekse yâr hasretiyle yanan halk ozanları, seslerini asırlardır şiirlerle, türkülerle duyurmaya çalışmışlardır. Yüzyıllardır süregelen bu geleneğin en büyük kanıtlarından biriydi Yahya Şükrü Lelik. 4 Şubat’ta Hakk’a yürüdü… Yazımızı onun şair kimliğine hürmeten, Türk Halk Edebiyatı’nın tarihi ve günümüze kadar geçirdiği evreler etrafında şekillendireceğiz.

7. ve 13. Yüzyıllarda Nasreddin Hoca, Türk folklorunun kişiliği etrafında mizahi hikâyelerin şekillendiği ünlü bir figürdü. Bu yüzyıllarda ele geçen eserler daha çok fetih ve savaşlara aittir. Bunların en önemlileri İslami Türk destanlarıdır. Battal Gazi Destanı, Danişmentname bunlardan en ünlüleridir. Dönemin en ünlü kişisi Nasreddin Hoca'dır. O, zekâsıyla, keskin görüşleri ve zeki söyleyişleriyle, nükteleriyle dünyaca tanınmış biridir. 13. yüzyılın en önemli halk ozanı ise Yunus Emre'dir. 

14. Yüzyılın en önemli eseri Kitab-ı Dede Korkut 'tur. Bu kitapta Oğuz Türkleri arasında yaşanmış ve yayılmış hikâyeler yer alır. Kitapta Oğuz Türklerinin Rumlar, Ermeniler ve diğer Türk boylarıyla yaptıkları barışlar anlatılır. Hikâyelerde nazım, nesir iç içedir. Dili destansı bir dildir. Bazı yönleriyle destana benzer. Bu yüzden destandan halk hikâyeciliğine geçiş ürünü olarak görülür. Bu asırdaki en ünlü şair, Yunus tarzı söyleyişleriyle ün kazanan tekke şairi Kaygusuz Abdal'dır.

15. Yüzyılın tanınmış ismi Hacı Bayram Veli'dir. Ankara'da doğan Hacı Bayram Veli, çok güçlü bir medrese tahsili yapmıştır. Aruzla da yazmakla birlikte daha çok hece ölçüsünü kullanmış ve dini şiirler yazmıştır. İlahileri tekkelerde, zaviyelerde dillerden dillere dolaşmıştır.

16. Yüzyıldan sadece Tekke edebiyatının değil, din dışı konularda söylenen şiirlerin de metinleri günümüze ulaşmıştır. Ellerinde sazlarla diyar diyar dolaşan, nerede bir güzel görürse ona âşık olan ve şiirler söyleyen şairler, ordularda, kışlalarda, hudut boylarında boy gösteren âşıklar eski halk geleneğini sürdürmüşler ve "Âşık Edebiyatı" denen edebiyatı yaşatmışlardır. Bunların en tanınmışı, yüzyılın sonlarında şöhret kazanan Köroğlu'dur. Ayrıca Kul Mehmet, Hayalî, Bahşî adlı âşıklar da dönemin önemli şairleridir. Tekke Edebiyatının bu dönemdeki temsilcisi Pir Sultan Abdal'dır. Pir Sultan Abdal tekke şairleri arasında şiirlerini sazla söyleyen ender kişilerdendir. Daha çok nefesleriyle tanınır.

17. Yüzyıl, Türk edebiyatının altın çağıdır. Hem Âşık Edebiyatı hem Tekke Edebiyatı hem de Anonim Halk Edebiyatı ürünlerden birçoğu günümüze ulaşmıştır. Tekke Edebiyatının önde gelen şairleri Aziz Mahmut Hüdai ve Niyazi Mısri 'dir. Her iki şair de derin ilim sahibidirler.
Bu asırda Âşık Edebiyatında büyük gelişmeler olmuş, Divan şairlerine bile ilham verecek lirik şiirler söylenmiştir. Ayrıca aruzla şiir söyleyen saz şairleri, kendilerini Divan şairleri kadar başarılı saymışlardır. Bunların arasında Yeniçeri ordusunda bulunan ve Evliya Çelebi'nin de dikkatini çeken Kâtibi, denizci olan Kayıkçı Kul Mustafa ünlüdür.
Ancak günümüzde bile çok sevilen, şiirlerinin çoğu halk türküsü hâline gelen Âşık Karacaoğlan, yüzyılın en ünlü ismidir. Şiirlerinin tümünü hece ölçüsüyle söyleyen, halk anlayışını, yaşayışını şiirlerine en iyi şekilde yansıtan Karacaoğlan, tabiat ve sevgili teması ile yazdığı koşmalarıyla tanınır.
Dönemin diğer büyük saz şairi Âşık Ömer'dir. Halk şairleri arasında en kültürlü, en yaratıcı şairlerden biri olarak tanınır.

18. Yüzyıl halk edebiyatı şairleri arasında, divan şairleriyle boy ölçüşme, aruzla şiir söyleme biraz daha yaygınlaşmıştır. Tekke edebiyatı bu dönemde bir duraklama içindedir. Dönemin en büyük tekke şairi, aynı zamanda büyük bir âlim olan Erzurumlu İbrahim Hakkı'dır. İlahiname adlı divanında genellikle tasavvufi kasideler, gazeller, ilahiler bulunur. Ayrıca şairin Marifetname adında nesir bir eseri de vardır.

19. Yüzyılda, halk şiiri geleneği şairleri, klasik söyleyişlerini sürdürmüştür. Özellikle Âşık Edebiyatının çok yetenekli saz şairleri bu asırda yetişmiştir. Bunlardan biri de Bayburtlu Zihni'dir. Hem divan şiirleri hem de âşık tarzı şiirleriyle tanınmıştır. Çok iyi medrese eğitimi görmüştür. Bu nedenle divan tarzında yazdığı şiirler, Divan şairlerini aratmaz. Ayrıca halk tarzında söylediği şiirlerinde tam bir âşık söyleyişi vardır. Dönemin diğer tanınmış şahsiyeti Erzurumlu Emrah'tır. Divan tarzı şiirleri pek başarılı değildir. Lirik şiirleri, koşma tarzında söylediği şiirler daha başarılıdır.

Ceylanıma Selam Söyle, 21. Asrın az sayıdaki cönklerinden biridir dersek mübalağa etmiş olmayız. Hâlâ, kızlarını okutup okutmamakta tereddütleri olan bir coğrafyada, onu kız olmak üzere on bir evladını vatana ve millete en hayırlı şekilde yetiştiren, bizce yüzyılın ozanlarından biri olan Yahya Şükrü Lelik’in nakış nakış işlediği bir eserdir... O, hayattayken maalesef gereken ilgiyi bulamadı belki. Belki de evlatlarını, zor şartlar altında bile olsa kendine yakışan bir şekilde yetiştirdiği için aslında en büyük ödülünü aldı. Bugünlerde, Yahya Şükrü Lelik’in Hakk’a yürüyüşünün hüznünü yaşasak da Dr. Ali Yakıcı ve Dr. Asiye Duman’ın çalışmalarıyla edebiyatımıza kazandırdıkları Ceylanıma Selam Söyle adlı eserle teselli buluyoruz. Bir şairin ince ruhunun eşine karşı duygularını dile getiren dizeleriyle Yahya Şükrü Lelik’e Allah’tan rahmet, yakınlarına baş sağlığı diliyoruz…

“Turnam Ankara’ya uğrarsa yolun,
Yaralı ceylanı gör, selam söyle
İncitme yaralı, hasta gülümü
Lütfen huzuruna var, selam söyle

Ağlamış mı, yaşlı mıdır gözleri
Sararmış mı, pembeli mi yüzleri
Özlemiş mi bizim ili, bizleri
Bizzat kendisine sor, selam söyle

Elimden ne gelir, nasıl eylerim
Allah’a şükreder şifa dilerim
Elimden geldikçe ben de söylerim
Koca dünya bana dar, selam söyle…”[1]

[1] Lelik, Y.Ş. (2005). Ceylanıma Selam Söyle.  Ankara: TİSAV Yayınları.

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü