Türk Dünyası Yardım Kampanyası

Bir Adım Geri, Asırlarca İleri

24 Nisan 2012

Bazı insanlar, hayata diğerlerinden bir adım geride başlar. Söz konusu bu geri adımın ileride kendilerini birkaç adım ileriye taşıyacağından habersiz, hayat mücadelesine koyulurlar. Onların, bildikleri ve inandıkları, ne olursa olsun umudu kesmemeye kanaat getirdikleri bir Ulu Çınarları vardır. Aklın yaşta değil başta olduğunu idrak etmek, yaşama fikirle başlayıp yürekle devam etmek ve hepsinden önemlisi celile bir ülkü belirleyip yılmadan yorulmadan ona doğru ilerlemek, bir zaman sonra o insanların hayatının hülasası olur…

Prof. Dr. Osman Turan, tam da söz konusu tasvirin bir misalidir. Trabzon ili, Çaykara İlçesi’ne bağlı Soğanlı adlı bir köyde 1914 yılında doğmuştu. Kendisi küçük yaşta iken babası Kandilli Erzurum’da şehit edilmişti. Annesiyle ağabeyinin (Mehmet Nazım Turan) yardım ve teşvikiyle ilk ve ortaokulu yokluk ve sıkıntı içinde bitirmişti. İlkokulu Çaykara’da ortaokulu ise Bayburt’ta okumuştu. Köyde ailesi Kuranoğulları lâkabıyla meşhursa da kendisi, Turan soyadını almıştı.

Son derece çalışkan olan Osman Turan, liseye Trabzon’da başlamış, Ankaralılarca “Taş Mektep” adıyla tanınan liseden mezun olmuştu. Mustafa Kemal tarafından 1935 yılında kurulan Dil ve Tarih – Coğrafya Fakültesi yatılı imtihanını kolaylıkla kazanmıştı. O sıralar Ulus’taki Evkaf Apartmanı’nda faaliyete geçen fakültenin Ortaçağ Tarihi Kürsüsü’nün başında, buraya Mustafa Kemal tarafından getirilen, dünyaca tanınmış büyük âlim Ord. Prof. Mehmet Fuad Köprülü bulunuyordu. O apartmanın Ortaçağ Tarihi Kürsüsü’ne tahsis edilmiş olan zemin katındaki loşça bir salona girenler, orta boylu büyük başlı, iri elâ gözlü bir gencin uzun bir masanın başında gece gündüz çalıştığını görürlerdi. Söz konusu genç, Osman Turan’dan başkası değildi.

Daha talebeliği esnasında araştırmalarına başlayan Osman Turan mezuniyetinin ikinci senesinde 10 Kasım 1941’de “ On İki Hayvanlı Türk Takvimi” isimli araştırmasıyla doktor unvanını kazandı. Bu, Fuat Köprülü’nün fakültede verdiği dört doktoranın birincisiydi ve yine Türkiye’de yapılmış ilk tarih doktorası idi. Bu başarısı onun süratle ilerlemesi için attığı büyük bir adımdı. Ve bu adım onu ileride profesörlüğe taşımakla beraber, art arda gelecek başarıları için bir temeldi; belki hayatında bir dönüm noktasıydı.

Osman Turan, siyaset fasılasına rağmen bütün hayatını okumaya ve yazmaya, yani sadece ilme vakfeden, bunun dışında başka hiçbir heyecanı ve hedefi olmayan, zekâsıyla öğrenme heyecanını birleştirebilen dikkate değer tarihçilerin başında yer almaktadır. Bütün ömründe okuyan ve yazan bir ilim adamı olarak sadece 27 Mayıs’tan sonraki on altı buçuk aylık hapishane hayatında okuma imkânı bulamamış, askerlik devresinde bile kitaplarından ayrılmamıştır.

Osman Turan’ın bir başka mühim tarafı da Türk Ocaklarındaki hizmetleridir. Açıkça ifade etmek gerekir ki o, bu hizmetleriyle Yusuf Akçura ile beraber hatırlanması gereken büyük bir şahsiyettir. Zamanında Ocak tam bir ilim ve irfan ocağı olmuş Türk Yurdu da en güzel ve feyizli devirlerinden birini yaşamıştır. Önce Ankara Şubesi Başkanı olan Osman Turan (6 Kasım 1955), Genel Merkez’in Ankara’ya taşınmasıyla genel başkanlığa seçilmiş, (17 Mayıs 1959), 1960’ta 27 Mayıs’tan sonra yeniden başkanlığa getirilmiş (22 Temmuz 1966) ve bu vazifesi 1973’te rahatsızlığı dolayısıyla kendisi ayrılıncaya kadar devam etmiştir.

Yerli ve yabancı meslektaşlarının açık ifadelerine göre Osman Turan çok uzun sayılamayacak bir ömür yaşamasına rağmen Türkiye Selçukluları tarihinin en büyük ve rakipsiz bir mütehassısıydı.  Kitap ve makale hâlinde neşrettiği eserleri bu devri öğrenmek isteyenlerin her zaman ilk ve en büyük rehberi olacaktır. Eğilip bükülmeyen tertemiz şahsiyetiyle hiç şüphesiz eserlerinden  daha büyük ve aziz bir kıymetimizdir. Eserlerinden önce kendisinin tanınması daha çok gerekli ve mühimdir. Türk milliyetçiliğini ülkü edinenler için ise zorunluluktur. Mücteba Uğur, Osman Turan’ın hatırasına atfettiği dizelerle hayata bir adım geride başlayıp fani yolculuğunu yüzlerce adım önde tamamlayan bu kıymetli Türk büyüğümüzü anlatmak için fazla söze hacet bırakmıyor:

“Toprağın bağrına onu da basın,
Hiç sual sormasın ‘Gelen kim?’ diye…
Şu fani âlemden ebediyete,
Verebilir miydik başka hediye.

Bir Hak dostu daha yola çıkıyor,
Mümkün mü gözyaşıyla borcun ödensin?
Gönül ister tarih onu da ansın;
‘Osman Turan Bey gitti hey!’ desin…”

Bazı insanlar, tarihin sayfalarında silinmez izler bırakırlar. Çünkü onlar; fikirleriyle, zekâlarıyla, eserleriyle, duygularıyla asırların kahramanıdırlar. Onlar, umudu kesmedikleri Ulu Çınar’dan milletlerine birer lütuftur. Bazı insanların bedeni toprağa kavuşsa da geriye ciddi ilim adamlıkları, sağlam karakterleri, yüksek medeni cesaretleri, doğrulukları ve tok gözlülükleri, geniş fikri ihata kabiliyetleri, Türklükle ilgili hizmetleri, muktedir kalemleriyle bıraktıkları eserleri kalır. Yani Osman Turan’ın hayat hülasası kalır; kişiliği, duruşu, düşünüşü kalır…

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü