Türk Dünyası Yardım Kampanyası

Vakit Dolar Demişti, Doldu…

00 0000

“Vakit dolar, nakit biter kasanda
Sevgi bir kitaptır gönül masanda
Okusan da olur, okumasan da
Kapanır sayfalar elâ gözlü yâr…”

Mihriban’ın Şairi “ölüm” düşüncesini kendi üslubunca böyle anlatıyordu. Abdurrahim Karakoç, Hakk’a yürüdü dizeler yürüdü ardından... Bazı şairleri, yaşadıkları coğrafya ve sosyal koşullar derin ve sessiz bir mücadeleye iter. İşte, Karakoç’unmücadeleci şiirlerinin çokluğuna neden olarak içinde yaşadığı zaman ve mekângösterilebilir. Mehmet Emin Yurdakul’un: “Şairleri haykırmayan bir toplum, sevenleri toprak olmuş öksüz çocuk gibidir!” deyişi gibi Karakoç, milletimizin haykıran şairlerindendi. Üstadın, dünya değiştirdiğini öğrendiğimizde içimizin burkulması şüphesiz ki bundan…

1932 yılının Nisan ayında Ekinözü Kahramanmaraş’ta doğmuştu. Dedesi ve babası da şair olduğu için küçük yaşlarda şiire merak sarmıştı. İlk yazdığı şiirleri iki kitap olabilecek hacimde iken onları beğenmeyip yakmıştı. Bir yazarın ya da bir şairin, yazdıklarından vazgeçmesi çok sık rastlanan bir şey değildir. Karakoç’un böyle bir erdem gösterebilmesi dahi onun büyük bir şair olabilmesi için yeterli bir nedendi. Çünkü bazen sayfalarca süren bir yazıdan bir cümle çıkarıldığında yazının hiçbir değeri kalmayacağı gibi, bazen de tek başına bir cümle sayfalarca söze gerek bırakmaz.

Abdurrahim Karakoç, 1958 yılından itibaren yazdıklarını “Hasan'a Mektuplar”adıyla1964 yılında bastırmıştı. Fedai Yayınları arasında çıkan bu eser kısa zamanda tükendi. 1958 yılında, bulunduğu kasabada belediye mesul muhasibi olarak memuriyete girmişti. 1981 yılında emekli oldu.27 Mayıs Darbesi, zinde güçler, demokrasi tartışmaları ve haksızlıklar onun, hiciv şiirlerini beslemiştir. Birçok kez mahkemelik olmuş, hepsinden beraat etmiştir. Karakoç’un avukatı hiç olmamış, hep kendi kendini savunmuştur. Hiçbir iktidarla barışık olmamıştır…Onun hep bir muhalefet hâlinde olduğu söylenebilir. Şairin, en kıymetli şiirlerinden biri olan “Akıl Karaya Vurdu” belki de isyanının en nazik biçimidir:

“Yürüyen heykellerle aynı müzedeyim ben
Konuşan mumyalara kimden söz edeyim ben
Fikren işkencedeyim ruhen cezadayım ben
Korkaklığın sükûtu kol geziyor her yerde
Sanki tek başımayım tek kişilik mahşerde”

Mihriban’ın Şairi, şiirlerinde muhteva olarak insanı seçmiştir. Duru Türkçe ve hece vezniyle aşk, gurbet ve sosyal temalı şiirler kaleme alan Karakoç, istihzalı yazılarıyla da geniş kitlelere hitap etmiştir. Serdengeçti, Töre-Devlet, Ocak, Yeni Düşünce, Yenisey, Alperen yayınları olarak şimdiye kadar on iki şiir kitabı, bir de makalelerinden derlenen nesir kitabı çıkmıştır. Karakoç, 1985 yılından beri gazetecilik yapmaktaydı. Bir ara politikaya girmişti ve sonra ayrılmıştı. Siyasete neden girip neden ayrıldığını bir söyleşide şöyle cevaplandırmıştı: “Allah rızası için girmiştim, Allah rızası için ayrıldım.”

Ünlü şair ve yazar Karakoç’un eserlerini şöyle sıralayabiliriz:
Şiirleri: Hasan’a Mektuplar (1965), Hasan’a Mektuplar ve Haberler Bülteni (1967), El Kulakta (1969), Bütün Şiirleri (1973), Vur Emri (1975), Kan Yazısı (1978), Şiirler (1981), Suları Islatamadım (1988), Dosta Doğru (1988), Gökçekimi (1991).
Yazıları: Düşünce Yazıları (1990), Beşinci Mevsim (1990).

Ve Mihriban… Her gönülde bir Mihriban vardır ya, her sevdanın bir Mihriban’ı vardır ya… Saçları uzun ya da kısa, gözleri kahve veya yeşil veya bir başka renk… Ama her tahayyülde bir Mihriban, herkesin kendi üslubunca kendi dünyasında bir Mihriban… Karakoç’un dünyasındaki Mihriban’la saza söze gelen bir yâr, bir ana, bir yiğit, bir evlat, bir sevgili... Neredeyse bütün türkücülerin zevkle seslendirdiği bir türkü; birçok dinletide yorumlanan bir şiir ve belki bu nedenlerden ötürü şairinin isminden önce dimağlarda yer edinmiş bir eser Mihriban:

“Yâr deyince kalem elden düşüyor
Gözlerim görmüyor aklım şaşıyor
Lambada titreyen alev üşüyor
Aşk kâğıda yazılmıyor Mihriban…”

Karakoç aşkı, lambada titreyen alevi üşüten ve kâğıda yazılmayan bir his olarak tanımlamıştı. Yine de hokkadaki mürekkebi aşkla besleyip dividininin çığlıklarını kâğıda yazmaya devam etti. Hem kâğıdı hem mazinin yaşanmışlıklarını hem istikbalin yaşatacaklarını imzalamaya devam etti. Ama bugün, asumandan bir yıldız daha kaydı. Mihriban, yetim kaldı. Kalemler ona ağladı…

Abdurrahim Karakoç, yarın (08.06.2012) Kocatepe Camii’nde Cuma namazını müteakip son yolculuğuna uğurlanacak. Kendisine Allah’tan rahmet; ailesine, yakınlarına, dostlarına ve Türk milletine baş sağlığı diliyor ve yazıyı onun Yolculuk isimli şiiriyle tamamlıyoruz:

“Yokluğa mı sonsuza mı yolcusun
Yollar tehlikeli Allah korusun
Koca Kâinatta bir damla susun
Kaynarsın taşarsın haberin olmaz…”

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü